Bilgelik...

Bir bilge, bir göletin kıyısında oturmaktayken, susuzluktan dili dışarı
sarkmış bir köpeğin devamlı olarak göletin dibine kadar gelip tam su
içecekken kaçması dikkatini çeker.

Dikkatle izler olayı.
Köpek susamıştır ama gölete geldiğinde sudaki kendi yansımasını görüp
korkmaktadır ve bu yüzden de suyu içmeden kaçmaktadır.
Sonunda köpek dayanamayıp kendini gölete atar ve kendi yansımasını görmediği için suyu içer.
O anda bilge düşünür.

"Benim burada öğrendiğim şu oldu," der.
"Bir insanın istekleri ile arasındaki engel çoğu zaman kendi içinde büyüttüğü korkulardır.
İnsan bunu aşarsa, istediklerini elde edebilir.?

Ama biraz daha düşününce aslında gerçek öğrendiği şeyin bundan farklı olduğunu görür.

Asıl öğrendiği şey; insanın bir bilge bile olsa bir köpekten öğrenebileceği bilginin varolduğudur.

Yorumlar

bu hikayede hosuma giden

bu hikayede hosuma giden okuyanin yüzünde bir tebessüm birakmasi :)
böyle bir cevab beklemiyordum dogrusu, sasirdim. ama cok dogru, umudumuzu hep yanimizda tasimaliyiz, durum umutsuz bir yol almis olsada.

paylasimin icin cok tesekkür ediyorum güzel kardesim.seninde ellerine saglik...

bir düzeltme yapmam

bir düzeltme yapmam gerekiyor sanırım:)

sen hikaye olarak sanırım benim eklediğim umut adlı öykünün yorumunda "böyle bir cevab beklemiyordum dogrusu, sasirdim." demişsin..ben ise onu benim hikayene yaptığım yorum için söylediğini sanarak farklı şekilde yorumladım:)özür dilerim..

"ama cok dogru, umudumuzu hep yanimizda tasimaliyiz, durum umutsuz bir yol almis olsada."

kesinlikle..umut heleki mü'min için en büyük hazinelerinden biridir.Ki bu hazinenin de kaynağı iman..Kişi Rabbini bildiği ölçüde,ümidi de sonsuzlaşır..

Yani her an her sıkıntısında,hüznünde,kederinde Rabbine yönelmesi ümittir..Umduklarına varmak adına yaptığı dualarında bilir ki;

Rabbinden ne gelirse güzeldir,hakkında en hayırlı olandır..Ve Rabbine yönelen hiç bir kul için imkansız diye birşey yoktur ki..
O ki "Olmazları da Olduran Rabb-i Kerim'dir"

Tevekkül,dua ve nihayetinde "teslimiyet"

güzel kardesim, özür

güzel kardesim, özür dilemene gerek yok gercekten. sasirdim derken hem böyle bir hikaye beklemiyordum, orda verilen cevablar beni güldürdü dogrusu, allah seni de hep güldürsün insallah.ayrica senin yaptigin yorumlari da dikkatli okuyorum ve sasirmadigim da olmuyor degil hani. düsüncelerini cok güzel satirlara döküyorsun ve en önemlisi kendi bakis acinla baskalarinin bakis acisini genisletiyorsun....:)
herzaman sadece bir pencereden bakmamak lazim.
cok büyük katkin oluyor yani, bu yüzden ben tüm ictenligimle sana tesekkür ediyorum.
paylasimlarinin devamini bekliyoruz :)

güzel düşüncelerin için

güzel düşüncelerin için çok teşekkür ederim değerli kardeşim..Eğer bir nebze dahi olsa katkımız oluyorsa ne mutlu bize...

Her insan apayrı bir alemdir,nevi şahsına münhasırdır ve her bir âleminde kendine has bakış açıları vardır diye düşünürüm...

Biz de kendi baktığımız pencereden yüreğimizdeki satırları dillendirmeye gayret ettik,bunları açık yürekliliği ile alan,dinleyen yorumlayan sen değerli kardeşime çok teşekkür ederim,Allah razı olsun..

....

bu da benden günün hikayesi olsun:)

Yolumuzdaki Engeller

Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine
kocaman bir kaya koydurmuş,kendisi de pencereye oturmuştu.

Bakalım neler olacaktı?

Ülkenin en zengin tüccarları,en güçlü kervancıları,Saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın
etrafından dolaşıp saraya girdiler.Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi.

Halkından bu kadar vergi alıyor,ama yolları temiz tutamıyordu.Sonunda bir köylü çıkageldi.Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi,iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da yolun kenarına çekti.

Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı...

Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde...altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral.

Köylü,bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.

"Her engel,aşılabilecek, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır, ..."

allah cümlemizden razi

allah cümlemizden razi olsun...
bu hikayede cok güzel ki bende onu burda paylastim:)
hikayeler dahi bizi egitiyor, umutlandiriyor....
TESEKKÜRLER

hikâyeler çoğu zaman

hikâyeler çoğu zaman satırlarca anlatılamayacak hayat derslerini birkaç cümle içerisinde çok güzel özetliyor hakikaten...

bu arada bir özür borçluyum sanırım,senin önceden eklediğin hikayeyi yine eklemişim:) özür dilerim,dikkat etmem gerekirdi..

rica ediyorum, ne

rica ediyorum, ne özürü.
benimde bazi eserleri görmeden tekrar ekledigim oluyor :)
gayet dogal, belkide bazi hikayelerin karsimiza bir defadan fazla cikmasi daha hayirli...yine o güzel hikayeleri hatirliyoruz.
ben tesekkür ederim.

haklısın celin,senin de

haklısın celin,senin de dediğin gibi herşeyde bir hayır,mutlak bir hikmet vardır.Hani meşhur bir söz vardır: "Ettekrâru ahsen,velav kâne yüzseksen" :)

yani tekrar iyidir,180 kere bile olsa:)

zaten genelde bakış açım

zaten genelde bakış açım biraz farklı olduğundan biraz cevablarım da tuhaf gelebilir sana da:) ama şunu tüm açık yürekliliğimle ifade edebilirim ki;sen celin kardeşim yorumlarımı,yazılarımı yani yüreğimden geçen satırları anlayıp,güzel açılımlara vesile olan ender dostlardan oldun:)bunun için de ayrıca teşekkür ederim...

çok güzeldi

çok güzeldi gerçekten,yıllar evvel dinlediğim öyküyü yine hatırlamama vesile oldun celin kardeşim, ellerine sağlık...

Engeller gerçektende kişinin kendi içinde büyüttüğü korkulardır..Hani hastalanan vücudun hastalıkla mücadele ettiği nisbette bağışlılık sisteminin kuvvetlenmesi gibi kişi de önünde set gibi görünen herbir engelle mücadele ettiğinde,daha bir şevkle yoluna bağlanacak mutlak matlubuna kavuşacaktır bi iznillah.

ve verilen son ders,herşeyden ama herşeyden bir ders alabilme bilgeliğine erebilme beceresi...İşte hikmete giden yolculukta en güzel adımlardan biridir bu...Hakikatte okuyabilene kâinat satır satır hikmet parıltıları taşır..

..

Bir Öyküde bizden olsun..

Umut

Pers sultanı iki adamı ölüme mahkum etmiş.

Sultanın atını ne kadar sevdiğini bilen mahkumlardan bir tanesi hayatını
bağışlarsa bir yıl içinde ata uçmayı öğretebileceğini söylemiş.

Kendisini dünyadaki tek uçan ata binerken hayal eden sultan bunu kabul etmiş.

Diğer mahkum inanmayan gözlerle arkadaşına bakmış ve

"Atların uçamadığını biliyorsun. Nasıl olup da böyle delice bir fikirle çıkabildin ortaya? Yalnızca kaçınılmazı geciktiriyorsun o kadar."

"Pek değil" demiş birinci mahkum. "Kendime dört özgürlük şansı veriyorum:
Birincisi sultan bu yıl ölebilir.
İkincisi ben ölebilirim.
Ücüncüsü at ölebilir.
Ve dördüncüsü... "belki ata uçmayı öğretebilirim..!"

Umutlarımızın hiç tükenmemesi dilegiyle...

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: