warning: Creating default object from empty value in /home/ailem/domains/ailem.gen.tr/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Aile

Aile merkezli helal duyarlılığı

“Helal” kelimesi, daha çok nesneler dünyasına ait bir niteleme olarak kullanıldığı için böyle bir başlıkla neyin kastedilmiş olabileceği ister istemez bir soru işareti doğurmaktadır. Acaba ailede helal duyarlılığı derken nikâhsız beraberlikler mi kastedilmektedir? Yoksa aile bireylerinin kursağından haram lokma geçmemesi hassasiyetine mi vurgu yapılmaktadır? Ya da aile içi ve dışı ilişkilerde söz konusu olması gereken hukuki ve ahlaki hükümlere mi işaret edilmektedir?

Hemen ifade edelim ki, helal kelimesinin geniş açılımı bu soruların hepsinin bu yazının kapsama alanına alınabilmesine imkân sağlamaktadır. Çünkü “helal” kelimesinin gerek Kur’an-ı Kerim’de gerek hadis-i şeriflerdeki kullanımlarında bir taraftan mübah ve caiz anlamı (mesela Bakara, 196, 228; Tirmizî, “Tahâret”, 52.) diğer taraftan vacip ve gereklilik anlamı (mesela Buhârî, “Ezan”, 8.) kastedilmiştir. Öyleyse “helal” hem bir meşruiyet ve geçerlilik hem de bir gereklilik ve bağlayıcılık vurgusu taşımaktadır.

Evlilikte Sevgi Nasıl Canlı Tutulur?

"20 yıllık evliyiz" dedi kadın. "Eşimin geleceği saatte kal­bim hâlâ çarpar. O da beni görmek için koşarak gelir."

Belki kimilerine garip gelebilir. "Böyle bir şey olabilir mi? Günümüzde sevgi mi kaldı? Deliler gibi seviyorum, diyen nice çiftler, üç-beş ay sonra mahkeme kapısını çalıyor" diye­bilirsiniz.

Peki, bu çift, sevgilerini nasıl korumuş ve canlı tutmayı başarmış olabilir? Bunun sırrı ne?

Evet, sevgi kâinatın mayası olduğu gibi evliliğin de özü­dür. Eğer bir şeyin özüne bakarsanız dış kabuğunun iyi-kötü-çirkin güzel olması, sizi fazla ilgilendirmez.

Evliliğin ilk dönemleri neden tehlikeli?

Farklı aileden, farklı kültürden gelen ve iki ayrı kişiliğe sahip kadın ve erkeğin oluşturduğu evlilik zannedildiği gibi kolay elde edilmiyor. Evlenmek, yuva kurmak kolay da, ömür boyu o birlikteliği sürdürmek beceri istiyor. O birlikteliğin içinde bulunan sosyal, kültürel, ekonomik, dinî, fikrî, duygusal ve geleneksel sorunlar gelecek için büyük önem taşıyor.

Evliliğin ilk dönemindeki davranışlar evliliğin gidişatını belirlediği için bu dönemleri çok iyi değerlendirmek gerekiyor. Bilindiği gibi evlilik öncesindeki dönemler, eşlerin gerçek kişiliklerini gizledikleri dönemlerdir. Eşler, söz kesme ve nişanlılık gibi dönemlerde birbirlerinin hoşuna gidecek davranışlar sergilerler. Maske takıp rol yaptıkları için ortak paydalarını belirlemede gevşek davranırlar. Evlilik sonrasında beklentileri ve kişilikleri yavaş yavaş ortaya çıktığında ise sorunlar baş gösterir. İşte esas birliktelik ve evlilik hayatı bundan sonra başlar.

Günümüz evlilikleri ne durumda?

Çocuklarımıza karşı görevlerimiz

Çocuklar, her şeyin gerçek sahibi olan Allah'ın insanoğluna lütfettiği en güzel ve şükrü en meşakkatli nimetlerden biridir hiç şüphesiz. En güzel nimet olmasının yanında şükrünün eda edilmesi de en ciddi titizliği isteyen, büyük bir sorumluluktur. Her nimetin şükrü, nasıl kendi cinsindense, çocuk nimetinin şükrü de, onları salih bir mü'min ve mü'mine olarak yetiştirmektir.

Çocuklar, anne babaları için dünya hayatında gurur ve övgü kaynağı olabileceği gibi, utanç kaynağı da olabilirler. Bu ikisi arasındaki durum, anne babaların çocuklarına verdiği eğitim ve terbiye ile ilgilidir. Kur'an-ı Kerim'de; "Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür" buyrulur. Evlilik kurumunun ilk temeli olan neslin devamını sağlama düşüncesinin meyvesi olan çocuklara karşı, ölçülerini Allah'ın çizdiği sınırlar ve sorumluluklar vardır.

Saldırganlığının önüne geçmenize yarayacak öneri

Eğer son günlerde çocuğunuz olur olmaz her şeye sinirlenmeye ve şiddet içerikli davranışlar sergilemeye başladıysa, bir an önce tedbir almanızda fayda var. İşe, olumlu davranışlarınızla ona model olarak başlayabilirsiniz

Hiç uykunuzdan başınıza vurulan bir oyuncak araba, kumanda veya benzeri sert bir cisimle uyandırıldığınız oldu mu? Çocuğunuzun size ve çevresine karşı şiddet içerikli davranışları karşısında ona 'saldırgan' etiketi yapıştırmadan önce, Bebeğim ve Biz dergisinin önerilerini okuyun. Psikolojik Danışman Alev Köymen, saldırganlığın doğuştan getirilen bir dürtü olduğunu söylüyor: "Başlangıçta, içinden gelen saldırganlığı bütün çıplaklığı ve yalınlığıyla dışa vuran çocuk, zamanla öfkesini ve saldırgan davranışlarını engellemeyi öğrenir. 2-3 yaş döneminde, çocuğun yaşantısındaki değişimlerde ve oyunlarda normal kabul edilebilir. Fakat eğer sürekliliği varsa ve yoğun yaşanıyorsa, o zaman yardım alınması gereken boyutta demektir."

Sofra Muhabbetleri Aileyi Yakınlaştırır

Bir yuvada hoş muhabbetin sağlanması için aile üyelerinin sürekli veya uzun süre bir arada bulunması şart değildir. Ancak az da olsa birlikte olunan zamanların iyi değerlendirilmesi gerekir. Zira ailedeki bu açık kapatılmazsa yuvada sorunların çıkması an meselesi gibidir. Öyleyse aile fertleri ile geçirilen sınırlı zamanı nasıl değerlendirmeli ki tüm günün açığı kapatılabilsin?

Eşlerin birbirlerinin gönül dünyasını doldurmaması, çocukları ile birlikte etkili zaman geçirememeleri aile içinde bireyselleşmeyi arttırır. Böylece aile fertleri aynı evi paylaşan yabancı kişiler haline gelebilir. Anne babanın aileyi birleştirici unsurları kullanarak bu gidişi olumluya çevirmesi gerekir. İbadetler, dini ve ahlaki sohbetler, kitap okuma, geziler, oyunlar vb aile içi faaliyetler birleştirici ve muhabbeti arttırıcıdır. Her gün mecburen yaptığımız fakat önemini gözden kaçırıp dolu dolu değerlendiremediğimiz, aile içi yakınlığımıza ve aile kimliğimizin oluşumuna katkı sağlayacak çok önemli bir fırsatımız daha vardır oysaki: Birlikte oturulan sofralar…

Karı-koca birbirlerine nasıl seslenmeli?

Evin reisi olan bey, çocuklarının annesi, hayat arkadaşı ve dert ortağı olan hanımını ismiyle çağırırken ona olan sevgisini hissettirirse; ha­nım da beyini çağırırken, samimi, sevgi dolu ifadeler kullanırsa birbirlerine olan saygı ve bağlılık mânâları açık bir şekilde görülür.

Aile hayatının huzurlu ve mutlu bir şekilde devam etmesi, hayatlarını ortaklaşa yürüten hanımla beyin birbirlerine karşı saygılı, merhametli ve şefkatli olmalarıyla mümkündür.

Hanımına karşı şefkatli, anlayışlı ve tatlı davranan bey, o haneyi nasıl bir saadet yuvası haline getirirse; kocasına saygılı, itaat eden, sa­mimi olarak bağlı olan hanım da bu saadeti kat kat arttırır.Kan-kocanın ideal bir eş oldukları her hallerinden belli olur.

Bu durum kalben birbirlerine olan bağlılıklarından, aile bütçesini birlikte düzenlemeye; genel davranışlarından çocukların terbiyesine; evde ya­pılması gereken işlerin ortaklaşa halledilmesine ve hattâ birbirlerini çağırırken, yekdiğerlerinden söz ederken hitap tarzlarına ve bahsediş şekline kadar her yerde kendisini gösterir.

Ailenin ölümü

İNSANIN, İÇİNDE BULUNDUĞU kâinatta kendine edebileceği en büyük kötülüklerden biri, bir şeyin 'değer'ini belirlemek için 'para'yı ölçü almasıdır. Her bir şey, varolması için tüm kâinatın çalıştırıldığı bir kudret mucizesi olduğu halde, 'fıyat'ı esas alınınca, birdenbire değerden dü­şer. Patates sıradan, istavrit kalitesiz, elma değersiz oluverir. Bol olan, ucuz olan, hatta parasız olan şeyler—bunlardan bir kısmı hava ve su gibi en ziyade muhtaç olduğumuz şeyler ol­sa bile—değerleri düşünülmeyecek kadar değersiz görülürler.

Bir kere 'para' değer ölçüsü olduğunda ise, iş yalnız kimi meyveleri, sebzeleri, yahut suyu, ekmeği değersiz görmekle kalmaz. Çok para getiren işler kıymete biner, hiç para getir­meyen işler değersiz olur.

Sözgelimi, temizlikçi bir kadının yaptığı ev temizliği 'değerli'dir, zira karşılığında para kazanmaktadır. Ama evin ha­nımının yaptığı temizlik 'iş' yerine konmaz, çünkü karşılığın­da bir para kazanımı yoktur.

Evdeki Genç ve Ailenin tutumu

İçimizdeki inişler ve yokuşlar, engebeler dışımızdan daha çoktur. Kendimizi yeterince tanıyacak kabiliyeti ve insanlara meramımızı anlatacak gücü çoğu zaman kendimizde bulamıyo­ruz.

Geleceğine kuşkulu gözlerle bakan ve gelmemiş olan yarın­ların kaygısını en ziyade yaşayan gençlerimizin elbetteki sorun­ları oluyor.

Okul sorunu, meslek sorunu, maddi sorunlar, ailevi sorunlar vs. Ama bunlardan ziyade asıl ele alacağımız konu gençlerimizin manevi boşlukları, iç alemlerinde yaşadıkları ça­tışmalar, arayışları olacaktır.

Gençlik, hayat yolculuğunun en güzel, aynı zamanda en kri­tik devresidir. Bu devresinde insan güç ve enerjisinin zirvesin-dedir. Özellikle önümüzdeki fırsatları değerlendirmek ve ha­yatımızı verimli hale getirmek için boşa geçirmemiz büyük bir kayıp olacak bir evredir.

Çiçekler Kış Fırtınalarının Ardındaki Baharda Açar

Günümüz gençliği evlilik hayatında küçük bir problemle karşılaştığında hemen pes ediyor. Dünyanın tavanı başlarına çöküyor ve "Yok canım bu evlilik gitmez. Daha ilk günde böyle olursa bunun sonu nasıl gelir?" diye düşünmeye baş­lıyor.

Evet, bazen sonu gelmeyen, yıllar geçse, eşi sabretse de netice alınamayan evliliklerin varlığı bir gerçektir. Bunlar bir kenara; konumuz, "eften püften" şeyler için karamsarlığa düşerek sabır gücünü yitirenlerin evliliği; yani daha düşmanın ordusu gelmeden düşmanın üzerine askeri göndererek telef etmek gibi; gelecek günler gelmeden "Öyle olursa, böy­le giderse düşüncesiyle" evlilikteki sabır kuvvetini tüketerek ümitsizliğe düşmek... Gelecek günler, henüz gelmemiş, ge­celerin nelere gebe olduğunu; ancak Allah bilir. Belki bera­berinde çok güzel mutluluklar getirir.

Evliliğinizi Bakıma Alıyor musunuz?

- Alo, hayatım neredesin?

- Arabayı servise götürdüm.

- Yine mi? Daha geçen gün götürmedin mi? Senin de bir ayağın serviste. Varsa yoksa araban.

- Senin de bir ayağın alışveriş merkezinde varsa yoksa! evin.

Evet, erkekler arabalarına, kadınlar evlerine itina gösterir. Öyle erkekler vardır ki arabasının sesini dinler. "Acaba bu ses nereden geliyor? Egzoz mu patladı? Frenler mi boşaldı?

Motorun yağı mı bitti? Lastikler mi eskidi? Bu arabanın bu­rası neden çizilmiş?" der dururlar.

Kadınlar, "Ay bu halının burasına ne dökülmüş? Bu ma­sa neden eskimiş? Bu perdeler niye yıpranmış?

Annem-Babam Artık Beni Sevmiyor!

Bu sözler çocuğumuzun yeni doğan kardeşi hakkında düşün­celerini çok güzel ifade ediyor değil mi?

insanoğlu çok eski çağlardan beri sevdiklerini paylaş­mayı, ilginin bölünmesini ve bir başkasına yönelmesini içgü­düsel olarak kabul edemez. Çocukların iç dünyası o kadar karmaşıktır ki o küçücük yüreklerinde fırtınalar koparan, anne ve babasının sevgisini paylaşan, sürekli ağlayan ve ilgi isteyen bu konuğu kabullenmekte çok zorlanırlar.

Burada en önemli görev ve sorumluluk anne-babaya düşmektedir. İkinci bir çocuk sahibi olmayı planlamak, çocuklarına bunu uygun bir dille açıklayabilmek, onu hazırlamak, yeni bir bebek dünyaya getirmek kadar önemlidir. Annenin hamile­lik döneminde yaşayacakları, bebek dünyaya geldikten sonra aile düzeninde nasıl değişiklikler olabileceği açıklan­malı, ilk çocuğun psikolojik olarak neler yaşayabileceği göz önüne alınmalıdır.

Yeni Evlilere Huzurlu Bir Hayat İçin Mutluluk Reçetesi

Yeni evlilik, yeni bir hayata başlamaktır. Güzel; ama karmaşık, tatlı; ama zordur. İnsanın tanımadığı biriyle uzun bir yolculuğa çıkması, değişik mizaçlarla bir arada yaşaması; elbette kolay değildir. İşte size sunduğumuz bu reçete ne yapılması gerektiğini bilemeyen yeni evliler için:

Bekârlığa "Elveda" deyin

Her şeyden önce bekârlığa zihnen veda edin. Yeni bir ha­yata başladığınızı unutmayın. Bekârlık günlerinizdeki "Ne­rede akşam orada sabah!" sayfasını kapatın.

"Bekârlık sultanlıktır" yerine "Evlilik sultanlıktır" cümle­sini koyun.

Sağlam bir iletişim

Eşinizin vücut dilini öğrenin. Jest ve mimiklerini doğru anlamlandırın.

Modern Aile

Geleneksel aile yapımız iki eksene oturmuştu: Yaşlılar ve ço­cuklar...

Toplumda hem yaşlıların, hem de çocukların önceliği vardı...

Çocukların önceliği sevgi merkezli, yaşlılarınki saygı merkez­liydi...

Geleneksel değerlerimizden kopuş süreci içinde çocuk ve yaş­lı eksenli aile yapısından da koptuk...

Televizyon eksenli, para merkezli bir aile yapısına geldik!

Tabiatiyle ailelerimiz yaşlıların tecrübelerinden de, denetim­lerinden de uzaklaştı...

Bundan da başta çocuklarımız olmak üzere, herkes derece de­rece etkilendi.

Üstümüzdeki şefkatli bir çift gözün adı; anne

O anne ki ''Rahim'' isminin tecelli makamıdır. Oradan dünyaya "rahmet nehirleri'' yol alır. Hz. Havva ile başlayan bu nehir birçok kola ayrılır. Hz. Hacer'in anne yakarışıyla cûşuhurûşa gelen tükenmez pınarın öyküsü yazılıdır bu kelimede.Zemzemin gürül gürül çağıldayışını anne nefesinde duymak ne güzeldir. Cennetin seçkin hanımefendileri, dört anneden oluşur: Hz. Asiye, Hz. Meryem, Hz. Hatice ve Hz. Fatıma.

Bahar bir anne gibi sıcak gülümseyişle geldi. Kışa, ayaza çamura inat sürdü filizlerini. Renk renk cümbüşüyle hayata ahenk kattı. Anne ve bahar. Birbiriyle özdeş bu iki kavram sevginin renkleriyle bezenirler. Anneler, bahar buketleri gibi hoş kokularla bizi sarmalarken, bahar ''anne kalbi'' kadar bereketli ve özverilidir. Anne, hayatın dişil öğesidir. Üreten, koruyan, sarmalayandır. Hayatın yekpare bütünüdür. Sevgi, şefkat, aşk ve ahenk onun sıcak sarmalında iç içe sunulmuştur.

Evlenmeyen veya evlenemeyenlerin psikolojileri

Başta aile olabilmek, Neslin devamını sağlayabilmek ve mutlu bir hayat yaşayabilmek için evliliğin çok önemli bir ihtiyaç olduğunu, üstüne basa basa anlatmaya çalışıyoruz.

Hayati önem taşıyan bu görevi, sağlıklı her insanın yerine getirmesi dinimizce de emrediliyor. Nasıl ki her şeyin, bir zamanı varsa, evlenmenin de bir sırası bir zamanı vardır. Vakti zamanı gelen her erkek ve kadın, fiziksel ve sosyal olgunluğa ulaştıktan sonra mutlaka evlilik arayışı içerisine girmelidir.

Uzmanların, sosyologların ve psikologların ortak tespitlerine göre; erken yaşlarda evlenmek nasıl sakıncalı bir durum ise, evliliği ileriki yaşlara ertelemek de aynı şekilde sakıncalı ve tehlikelidir.

Çocuk babanın yakın ilgisine muhtaç

Babasına her defasında, “Büyüyünce senin gibi olmak istiyorum” diyen bir erkek çocuk ile babası arasında geçen hikaye, erkek çocukların babanın yaşantısını ne ölçüde taklit ettiklerini izah eder. Babanın anlatımıyla aktarılan hikaye şöyle devam ediyor: Bir gün, çocuğum doğdu. O dünyaya geldiğinde, yetişmem gereken iş toplantıları, seyahatler ve ödenmesi gereken faturalarla meşguldüm. Ben uzaklardayken o yürümeyi öğrendi, konuşmayı da. Biraz büyüdüğünde “Senin gibi olmak istiyorum baba” demeye başladı. İşyerine telefon açıp “Baba eve ne zaman geleceksin?” diye sorardı. “Ne zaman geleceğimi bilmiyorum oğlum ama geldiğimde birlikte güzel bir vakit geçireceğimizden emin olabilirsin” derdim.

Yıllar öylece geçip gitti. Oğlum on yaşına geldi. Ona güzel bir top aldım. “Top için teşekkürler baba!” dedi, “Haydi oynayalım” diye ısrar etti. “Bugün olmaz, haftaya tamam mı?” “Tamam” dedi fakat yüzündeki gülümseme eksilmedi. “Büyüyünce baba” dedi, “Ben de senin gibi olmak istiyorum.” Oğlum önce ilkokuldan, sonra liseden, sonra üniversiteden mezun oldu. Bu durumda başka birçok baba gibi benim de söylemem gereken bir şeyler vardı. “Seninle gurur duyuyorum” oğlum dedim. “Gel şöyle biraz oturalım, sana diyeceklerim var.” Başını salladı, gülümseyerek: “Arkadaşlara sözüm var baba” dedi. “Sen arabanın anahtarlarını verebilir misin? Sonra görüşürüz, olur mu?”

Birlikte ibadet etmek aileyi güçlendirir

Eşler arasındaki ortak alanları artırmak, yeni paylaşım anları oluşturmak evlilikte bağlılığı ve muhabbeti pekiştiren önemli etkenlerden. Karı-kocanın ortak beğeni sahibi olması, hayata aynı gözle bakabilmesi, uyumlu olabilmesi bu anlamda çok önemli. Ne var ki hiçbir çiftin bire bir aynı şeylerden hoşlanması, her zaman birlikte aynı faaliyetleri yapması mümkün değil. Fakat güzel bir kulluk içinde, ibadetlerle süslenmiş bir yaşamı kendilerine gaye edinen çiftler son derece hayırlı bir noktada birleşiyor. Dünya ve ahiret kazancı adına belki de en üstün güzelliklere böylece ulaşmış oluyor.

İki dünya saadetine ulaşma hedefi ile kurulan evliliklerde eşler birbirlerine her konuda destek vermeye çalışırlar. Dünya işlerinde olduğu gibi ahiret sermayesi olan ibadetler konusunda da birbirinin destekçisi olan karı-koca mutlu, huzurlu ve sevgi dolu bir evliliği daha çabuk elde etme fırsatına sahip olur. Zira ibadetlerdeki ruhu ve kalbi besleyici manevi güç, insan tabiatındaki kötü huyları törpüler. Kötülüğe sevk eden nefis ve şeytana karşı panzehir, Allah’a yakınlaştırıcı bir güç olur.

Annem Evden Gidince

Geniş aile küçülüp “çekirdek” oluverdi. O çekirdek düştüğü toprakta bir daha yeşermedi. Ne yitip kayboldu, ne de bir daha eski haline dönebildi. Geniş avluların yerini insanın bedeninden çok, ruhunu sıkan balkonlar aldı. Çocuklar oyunlarını uzak köy yerlerinde unuttu. Çiçek, ağaç, kuş türleri artık lügatlerden öğrenilir oldu.

Huzurun yirmi dört saat nabzının vurduğu günler çok uzaklarda kaldı. Gül ve karanfil kokulu bahçeleri dikenler ve ısırganlar doldurdu. Güneş sıcak aydınlığını yıldızların ötesine taşıdı. Gidiş ve dönüş izlerinin patikalardaki derinliği yıllar içinde kayboldu. Ayrık otlarının kapattığı yollar geçit vermiyor yolcularına. Gönülden gönüle kurulan köprüler berhava olduğu gibi, bir selam için kalkan eller de iki yanda taş kesildi.

Toprağa bastıkça ayaklar ve bir de gökyüzüne uzandıkça bakışlar, en derinden hissederek soluklardı hayatı. Tarla kuşlarının yorgun yüzlere armağan ötüşleri, alınlardan silip alırdı toprağa düşenlerden arta kalan terleri. Eşikte bekleyenler, beklenene bir karanfil kokusuyla uçardı da kapılardan, pencerelerden yıldızlar dolardı. Rüyalarında bile huzurun kalbine dokunurdu sabaha kadar rüzgârın saçlarını okşadığı kiremitler altında mütebbessim yüzleriyle uykuya dalanlar. Dolunay yüzlü çocuklara en güzel ninniyi, açık kalan bir pencerenin kanadındaki paslı menteşe ya da gecenin karanlığında sevdalı bir salınışla gecenin hüznüne eğilen ağaçlar söylerdi.

Çocuk Gelişim Devreleri

Çocuğu gelişimi derken, sadece fiziksel gelişmeyi kastetmiyoruz. Çoğu zaman aile büyükleri, iyi beslenmiş, kilolu çocuğun annesini tebrik ederler: "Çok iyi bakmışsın; maşallah tosun gibi!"

Diğer taraftan, zayıf vücutlu bir çocuğun annesi ona iyi bakamadığı endişesiyle hep suçluluk duygusu içindedir. Aile büyükleri ve komşu kadınları da zavallı anneyi çekiştirmekten geri durmazlar.

Çocuğun kilosu ve boyu, beslenmeden ziyade soyaçekimle ilgilidir. Önemli olan çocuğun kilosu değil, sağlığıdır. Ancak daha da önemlisi, beden sağlığı ile birlikte ruh sağlığıdır. Öyle anneler vardır ki; elinde kaşık çocukla kovalamaca oynar. Ona bir kaşık fazla yemek yedirmeyi marifet zanneder. Çocuğa kilo kazandırmaya çalışırken, ruh sağlığını tehlikeye soktuğunu ve çocukla çatışmaya girdiğini bilmez.

İçeriği paylaş

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: