warning: Creating default object from empty value in /home/ailem/domains/ailem.gen.tr/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Aşk

'DUR'' diyebilecek kadar, YÜREKLİ MİSİN?....

'aşk'' dersin...
''sen'' dersin...
''ben'' dersin...
sen ben biter, ''biz'' dersin...
gün gelir ''git'' dersin...
peki ''dur'' kelimesinden haberdar değil misin?..
demeyi bilmez misin?
git demek kolay,

''DUR'' diyebilecek kadar,

YÜREKLİ MİSİN?....

gururlu ol...

Bir anlık bir sevdanın peşinden gittin,
Şimdi mutlu değilsin ya dönüp bana mı geldin,
Bu dünyada aşktan başka böylesi bir acı var mı,
Sevip sevipte ayrılmak insan böyle yaşar mı..

İstemem ellerini istemem gözlerini
İstemem bahar gözlüm ne seni ne sevgini

Geri dön bana gel beni sev diyemem sana
Gücüm yok kanadım kırılmış sevdadan yana
Şimdi sen yoluna ben kendi yoluma
Yalvarma boşuna gururlu ol

Ne umutları tüketti içimde gidişin
Ne acılarla tanıştı seni seven yüreğim
KAhrettim hayata küstüm sevdaya
Bir kez olsun elim bir kez gitmedi telefona
Aramadım sormadım seni
Çünkü sen sevseydin bırakpta gitmezdin beni
Hiç bir şey olmamış gibi çıkmış karşıma
Acılara gömülmüş maziden affedercesine bahsediyorsun
Şimdi git git ki sende anla severken ayrı kalmayı
Her gece kadehleri ard arda yudumlayıp susuz kalmayı
Ağlama gülsün yüzün terkettiğin gün gibi
Yalvarma başın dik olsun
Beni sattığın ellere gittiğin gün ki gibi

Geri dön bana gel beni sev diyemem sana
Gücüm yok kanadım kırılmış sevdadan yana
Şimdi sen yoluna ben kendi yoluma
Yalvarma boşuna gururlu ol…

Keşke...

Teypte eski bir Cohen şarkısı:
"Yolumu gözleyen bir kadını terk ettim / karşılaştık bir süre sonra /
‘Gözlerinin feri sönmüş’ dedi bana: / ‘Aşkım, ne oldu sana?’/
Böyle gerçeği söyleyince / ben de doğru söylemeye çalıştım ona /
‘Senin güzelliğine ne olduysa’ dedim, / ‘benim gözlerime de o oldu’.
 

 
 8 - 10 dizeye sıkışmış hazin bir aşk hikayesi...
Buruk; kırılmış oyuncaklar kadar...
Ve yenik; "keşke"li cümleler gibi...
Bu sözcüğü kaç konuşmanızın başına eklemişseniz onca ıskalamışsınızdır hayatı...
Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, "keşke", onun güzüne denk gelir.
Hepten vazgeçmek için erkendir, telafi etmek için geç...
Mağlubiyetin takısıdır "keşke"...
Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır.

ACI

Demek böyle bir şeymiş AŞK

Hiç ummadığın zamanda hiç ummadığın bir insana karşı sana her ne yaparsa yapsın eksilmeyen bir kalp sızısıymış..
Tüm kriterlerin,beklentilerin,umutların anlamsızlaştığı kendi kendinle yaptığın bir mücadele süreciymiş daima kaybetmeye mahkum olduğun..

Ben bunu sanırım ilk kez yaşıyorum ve artık kendimi yargılamayı bu duyguyu bir mantığa oturtmaya çalışmayı unutmalıyım..

Bu hissin hiçbir mantığı,aklı,zihni ve tabiî ki gururu yok!!!
Sadece hissediyorsun,özlüyorsun,unutmuyorsun..
Yaşadığın her an sanki bıçakla kalbine ve beynine nakşedilmişçesine seni bir saniye rahat bırakmıyor..

Unutacağım,yok sayacağım neleri unuttum neleri yok saydım ben hayatta diyorsun ama nafile..Kaçtıkça daha çok kovalanıyorsun..Her kes ve her şey söz birliği etmişçesine görevini yapıyor ve bir fotoğraf karesi gibi bir anı hatırlatıyor sana..

Bir yandan kalbinde çok derin sızı hissederken bu zamanlarda bir yandan da mazoşist bir zevk alıyorsun..

Yâr'e Dîl-teşne

Durup dinlediğim sessizliğindi önce...
İncinmiş yanlarından tanımıştım seni.
İç’im yanmıştı kapının arkasına çömelip ellerinin başının arasına aldığında
Sözcüklerine bağladım tebessümü Yâr...
 
Yürünesi yollar kapanası olduğunda kanadı yitik turnalar gördüm rüyamda...
Korkular sobeledi ömrümü çıkmazlarda...
Akordu bozuldu ömrümün...
 
Sustu(n).... zayii oldum...
 
Ellerimi cebime koydum, hüzün bulaştı parmaklarıma...
Poyrazın zulmune takıldı uçurtmalarım...
Yüreğim(n)e takıldı ayaklarım.
Düş’tüm; dizleri kanadı kısa pantolonlu çocukluğumun...
 
Cân’ımı yaktı masallar...
 
İltica ettiği ülkeden sınırdışı edilmiş olmanın hüznü ile açtım ellerimi Yıldızların Sahibine...
Bir yaş düştü iç’ime...
Ardından bir kelam dilime....
 
La Tâknatu ... La Tâknatu minAllah...
 
Düş’tüm kuyuların dibine... ama hiç düşmedim zifiri karanlık ümitsizliğe Yâr ...
 

Hüznü Çalan Mevsimler

Ben hüzne çalan mevsimler yaşarken
Sen hüznü çalan mevsimler yaşadın
Yaşadığın mevsimler hüznü çalıp durdu hep
Bir kapı aralığından usulca süzülen
Sessiz bir rüzgar gibi
Alıp götürdü seni sensizliği

Kaderimizdi hüzün
Birlikte paylaşmıştık hüzne dair ne varsa
Karanfiller hüzün kokuyordu
Güller hüzün...
Ve mahzun bakıyordu Lalezar
Zaman hüzünle akıyordu
Hüzünlü geçiyordu ömür
Hüzne teğet geçiyordu kutsal bildiğimiz ne varsa

Biz hüzne ayarlanmıştık
Şarkılar hüznü mırıldanıyordu
Ve hüznü çalıp duruyordu mevsimler
Bir kapı aralığından usulca süzülen
Sessiz bir rüzgar gibi
Ağır aksak çarpan yüreğime
Seni sensizliği öğütlüyordu

Ben hüzne çalan mevsimlerde yaşarken
Sen hüznü çalan mevsimler yaşadın hep
Hüzün kaderimizdi.

Susuyorum

Yangın yeri gözlerinden düşen kıvılcımlarla tutuştu yüreğim…

Önce ağlayan, sonra çığlık çığlık susan bir ben çıktı karşına…

Ellerimde titrek harfler dolanıyor…

Parmak uçlarım buz kesmiş…

Nefesim öyle yetersiz ki; ısıtamıyorum ellerimi…

Yüzümde geceden kalma gözyaşlarımın izleri geziniyor…

Her biri derin bir boşluk oluşturmuş…

Ellerimi üzerinde gezindirirken parmaklarım kanamaya başlıyor…

Her yanı kan kokusu sarıyor sevgili…

Aşkım kan ağlıyor…

Ben kan susuyorum…

Sen kan sunuyorsun…

SEN...

Sen deyince bildiğim bütün sözler uçuyor hafızamdan.
‘’Sen’’ diyorum gerisini getiremiyorum…
Bulamıyorum sen’den başka...
Sen’den öncesi de yok sonrası da…
Yalnızca belleğimde sen…
‘’Sen’’diyorum ve susuyorum…
Söylenebilecek tüm sözler korkup kaçıyor sen’den…
Ya sen’den sonrasına yakışmazlarsa…
Evet!
Bilmiyorum sen’den başka bir sen…
Kalbimde sen…
Ruhumda sen…
Dilimde sen…
Duamda sen…
Her yer böylesi sen’ken neden?
Neden sensizim ben?
Neden?

ASIK OLMADAN BIR DÜSÜN

Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin...
Sokağa fırlayacaksın...
Sokaklar da dar gelecek...
Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi...
Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...
Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak
kadar küçüleceksin...
Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...
"Önemli olan sağlık."
"Yaşamak güzel."
"Boş ver, her şey unutulur."
Sen hiçbirini duymayacaksın...Göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin...
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra
kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin...
Hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
“Ölüme çare bulundu" ya da "Yarin kıyamet kopacakmış" deseler başını
kaldırıp "Ne dedin?" diye sormayacaksın...
Yalnız kalmak isteyeceksin...
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...
ikisi de yetmeyecek...
Geçmişi düşüneceksin...
Neredeyse dakika dakika...
Ama kötüleri atlayarak...
Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin...
Gittiğin yerlere gitmek...
Bu sana hiç iyi gelmeyecek...
Ama bile bile yapacaksın...

Şimdilik avuçlarıma alamıyorum gül'ü

/şimdilik avuçlarıma alamıyorum gülü,
dikenlerini avuçlayabiliyorum.
razı oluyorum can’ımın yanmasına;
can’ımı yakıyorum avuçlarımı sıkarak…/

ey benim sîne-i nurum,
ey benim nûr-u aynım,
ey benim sabrı cemîl’im,
ey avuçlarımı dikenlerine rağmen kendine toprak bildiğim gül’üm,
şimdilerde yakubî bir soluktur içime çektiğim,
dilimin kıyısına dokunan, bir baba yüreğinin niyazı kadar beyaz;
“artık bana güzel bir sabır yakışır!”
dilim, yusuf’umu besleyen bir dua için dokunur söze.
bir yusuf kuyumda ağlar, arşta yükselirken adı
bir yusuf nazarımdaki kıymetini bilmez, eza olurken ahvali sol yanıma…
bir yusuf, yusufluğunu bilmez;
ve ben korkarım bir hasetlik canına dokunur yusuf’un diye…
ben korkarım karanlık eza olur yüreğe diye…

ey benim derûnumdaki sevda,
yarınlarıma dair hüsn-ü zannım,
hatrına niyaza dokunur dilim her dem,
hatrına yüreğim buruk heyecanlar yaşar doğan günle,
hatrına boyun bükerim sevgili’ye,
hatırı sayılır olurum diye yar nazarında..

Kimse bilmeyecek...

Ömrüm artacak seni sevdikçe
Baharlardan koparılmış
Bir gülüşün olacak ince
Kimse bilmeyecek

Bütün saadeti evinde bulduğunu
Benim bildiğim kadar
Senin kalbini, ruhunu
Kimse bilmeyecek

Birlikte tutacak dişimiz, başımız
Bölüşeceğiz ağrılarını dünyanın
Böyle akacak hayat savaşımız
Kimse bilmeyecek

Bizden iyilik öğrenecek insanlar
Duygudan, düşünceden büyüteceğiz çocuklarımızı
İçmizden akacak zamanlar
Kimse bilmeyecek...

Oğuz Kazım Atok

GÜL MASALI

Bir zamanlar uzak diyarlarda küçük bir kasabada dürüst ve çalışkan bir genç yaşarmış. Tüm gün ustasından öğrendiği gibi demir döver kasabanın tüm ihtiyaçlarını giderirmiş. Sutean adındaki bu genç adam herkes tarafından sevilen sayılan biriymiş.Bir gün dükkanına eski bir tencereyi tamir ettirmek isteyen hizmetçisi ile birlikte Rosa adında çok çok güzel bir kız gelmiş.. Sutean görür görmez bu kıza aşık olmuş, ama kız ona fazla yüz vermemiş. Tencereyi bırakıp dükkandan çıkmış. Güzel kızın ayrılması ile birlikte sanki dükkandaki ateş sönmüş; demirci Sutean'in kalbini buz gibi bir şey kaplamış. Güzel kızın kalbini kazanabilmek için bir çare aramaya başlamış. Ocağının başına oturmuş düşünürken bir parça demir almış ve onu şekillendirmeye başlamış. Çalıştıkça çalışmış ve ortaya çıkan şey şimdiye kadar yaptığı hiçbir şeye benzememiş. Eşi benzeri görülmemiş bir çiçek yapmış demirden... incecik yaprakları birbiri etrafında kapanan dünyanın en güzel çiçeğini... Sabah tencereyi almaya sadece hizmetçi kız gelmiş.

Söylenmemiş sevgi sözleri neyi erteliyor?

Sevdiğinize, eşinize nasıl hitap edersiniz? Şefkat mi daha ağır basar, merhamet mi? Sevgi mi eklersiniz, emir kipinde nefret mi? Sesinize eklenti olarak ne gönderirsiniz. Her ifade edişiniz, her sesiniz bir feryat olarak mı çıkar?

Sevgiyi bulmak kolay, zor olan onu elinde tutabilmek. Sevgiyi duyabilmekle işin halledildiğini zannedenler aldanıyor. Zira iş bitmiyor belki asıl o zaman başlıyor.

Herkes sevgiden bahsediyor. Ama çoğunun gerçek sevgi ile zerre kadar bir ilgisi yok. Güya “aşk”la birbirine bağlanan bazı çiftler bir bakıyorsunuz çok geçmeden “şiddetli geçimsizlik” nedeniyle ayrılıyor. Ne kadar şişirilirse şişirilsin, ne kadar reklam cümleleriyle galeyena getirilirse getirilsin özünde ısmarlamalık ve ruhsuzluk hakimse, modern sevgiler uçucu parfüm kokusu gibi geçici oluyor ve ardında derin bir pişmanlık bırakıyor.

Kalbin dili...

Hiçbir şey gönlümde büyüttüğüm kadar saf değil. Hiçbir şey senin kadar masum değil içimde ki çocuk. Kim demiş sadece dumanlı dağlara kar yağar diye. Tüm karlar gönlüme yağar asıl. Ardından buzullar oluşur eteklerimde. İlmek ilmek dokunur damarlarıma simsiyah sözcükler. Her kelime dağ olur gönlümde. Her kar tanesi bir aşk türküsü… Notaları yoktur bu türkünün. Bu türkünün notaları ikinci cemre düşende gönle, yeniden bestelenir.

‘’Aşk ebruli bir tebessümdür kalbime.’’

Sonrası mı ?

Koyu bir sessizlik.

Ardı sıra bir yıldız kayması…

Yürek patlaması.

Irmak ile Deniz

Kime bakar sızan bedendeki göz? Eli-kolu tutar mı sarhoşun? Siz cevabı düşünedurun, ırmak yollara düşmüş, akıp durmada. Ama dedik ya, sızmış... Gözceğizi, kimbilir, hangi sırra bakmada. Deniz, seslenmiş deli ırmağa:

“-Ey yalpalaya yalpalaya giderken, çamurlara gömülüp ağlayan garip! Yardan düşmüş, ama Yâr'dan ayrı düşmemişlerin sığınışındaki aşkı anlat bana! Gel bana doğru... Ve gelirken, hadi arz-ı hâl eyle...”

Duymazdan gelmiş ırmak... Sanki, denizin sesini hiç işitmemiş gibi, kendi hâlinde, bir o yana bir bu yana, döne döne ilerlemeye devam etmiş. Deniz, birkaç kere daha seslenecek olmuş, ama ırmak aynı umursamazlıkta akmayı sürdürmüş. Deniz, gülümseyerek seyretmiş, bu başı dumanlı, bedeni yaralı ırmağı... Bir süre sonra, tekrar seslenmiş:

“-Ey kıvrıla kıvrıla giderken, bin türlü kıyıya, milyonlarca taşa baş vurmuş olan ırmak! Yardan düşmüş, ama Yâr'dan ayrı düşmemişlerin sığınışındaki aşkı anlat bana! Gel bana doğru... Ve gelirken, hadi arz-ı hâl eyle...”

Evli Bir Kadına Aşık Olmak

Kendim de evli olduğum halde, işyerimden alışveriş eden bir kadına ileri derecede tutuldum. Bütün uğraşmalarıma rağmen kendimi ondan vazgeçiremiyorum. Öyle ki meseleyi yakınlarım ve kadının bizzat kendisi dahi anladılar. Buna rağmen o alışverişi kesmediği gibi ilgisini daha da arttırdı.Rezillik açısından olacak olan oldu. Ben Şimdi işin günahını soruyorum: Ona evlilik teklif etsem ve sarhoş olduğu için Ailesinin hukukunu zaten gözetmeyen kocasından ayrılmasını istesem günaha girmiş olur muyum?

Bir Kadına Aşık Olupta İffetini Koruyan

BİR KADINA AŞIK OLUPTA İFFETİNİ KORUYAN VE BU AŞK ÜZERE ÖLEN SEHİD OLARAK ÖLÜR." DİYE BİR SÖZ NAKLEDİLİYOR. BU SÂHÎH HADÎS MİDİR YOKSA UYDURMA BİR SÖZ MÜDÜR?

Beklentilerimizin bedelini biliyor muyuz?

Sevdiğimiz insandan bir takım beklenti ve isteklerimiz her zaman olacak ve bu sonuna kadar devam edecektir. Pazara çıktığımızda satın aldığımız her ürünün bir bedeli arzu ettiğimiz her eşyanın bir fiyatı olduğu gibi sevdiğimiz insanda görmek istediğimiz her halinde bize bir bedeli vardır.

Nasıl ki her insanın kaldırabilme ve direnci varsa her olmasını istediğimizin de karşımızdaki insanın dünyasında bir yükü ve bir dengesi mevcuttur.

İstek ve beklentilerimize yoğunlaşmışken yinede sevdiğimiz insanın dünyasınıda tasavvur etmeyi unutmamalıyız.

Sessiz sakin bir insan düşünelim, hareketli olmasını daha canlı olmasını bekliyor olabiliriz. Peki o kişi öyle olduğunda dünyasında başka nelerini değiştirecek? Böyle bir değişimle o kişiye nasıl bir bedel ödeyecek dersiniz?

Bu aşkların itirafı bile ölüm

İtiraf bile edemediğimiz bir aşk yumağı içindeyiz. Her gün elimizdeki tv kumandasında aşkımızı arıyoruz. İzlediğimiz diziler en güzel mankenleri en sevecen kızları bizlere huri olarak sunuyorlar. Her biri dünyamızda ayrı tahtlar kruyorlar ve itiraf dahi edemiyeceğimiz aşkları yaşıyoruz.

Sadece kendi içimizde yaşıyoruz. Aşığız başroldeki oyuncuya ancak sahnede o aşkı yaşayan bir duplör bizim yerimize seviyor. Bizim yerimize dokunuyor öpüyor hatta beraber oluyor.

Biz ise sadece bakıyor izliyor ve o aşkı kalbimizde yaşıyoruz. Arada reklam molaları vererek yaşamaya devam ediyoruz. Birden çok eşi olan insan gibiyiz. Aşklarımız o kadar fazla ki. Bir sonraki dizide yeni bir aşkımız başlarken trendini yitirmiş dizideki aşkımız ise tarih oluveriyor...

Arada bir nostalji yapıp eski aşklarımızı izliyoruz gecenin bir yarısında ya da video sitelerinde..

Ancak itiraf edemiyoruz. Anlatamıyoruz. Paylaşamıyoruz aşklarımızı kimse ile..

Duygu adasında olup bitenler

Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış. Mutluluk, Üzüntü, Bilgi, Aşk ve diğerleri bir gün adanın batmakta olduğunu haberini almışlar. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için birer sandal hazırlamışlar.

Aşk, son ana kadar adada beklemek istemiş. Ancak ada tamamen batmak üzereyken yardım istemeye karar vermiş.

Zenginlik çok büyük bir tekneyle geçmekteymiş. Aşk, "Beni de yanına alır mısın?" diye sormuş. Zengilik, "Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın var, senin için yer yok." demiş.

Aşk çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. Kibir, "Sana yardım edemem Aşk... Sırılsıklamsın ve yelkinlimi mahvedebilrsin!" diye cevap vermiş.

Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim!"

"Of Aşk!... O kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."

Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş ama o kadar mutluymuş ki, Aşk'ın çağrısını duymamış bile.

İçeriği paylaş

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: