warning: Creating default object from empty value in /home/ailem/domains/ailem.gen.tr/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Zaman

Çocuğun psikososyal gelişimini desteklemek

Hem anne olmayı öğrenmek, hata yapmamaya çalışmak, hata yapma kaygısını hep yüreğinde taşımak, hem de çocuğun gelişim süreçlerine olduğu gibi psiko-sosyal gelişimine de olmak size yoğun bir sorumluluk gibi gelebilir. Kesinlikte haklısınız.

Meslek hayatım boyunca, terapi odasına girip de "Sanırım, iyi bir anne olamayacağım" diye ağlayan ya da telefonun diğer "tikim hanım, sanırım ben bu işi beceremiyorum" diye feryat eden annelere çok rastladım, hâlâ rastlıyorum.
Gerçekten de kolay bir uğraş değil anne olmak. Hele eşinizle aynı frekansta değilseniz işiniz daha da zor. Ne yazık ki, çoğu kez eşiniz sizinle aynı düşüncede olmayabiliyor. Siz çocuğunuza hoşgörülü yaklaşırken eşiniz bu tutumunuzu abarttığınızı söyleyebiliyor ya da sizin aşırı koruyucu davrandığınızı söyleyerek acımasız eleştirilerde bulunabiliyor. Bu da sizin zihniniz ikarıştırmaya ve yüreğinizi sarsmaya yetiyor.

Annenin en çok yakındığı faktör: zaman

Günümüzde zaman insanlık için en önemli değer haline geldi. Herkes zamanla yarışmakta. Kişinin yapması gerekenler çoğaldıkça, zamanı iyi kullanma becerisini de geliştirmesi gerekiyor. Yaşam zaman üzerine kurulu. İşimize, gereksinmelerimize, hayattaki sorumluluklarımıza ayırdığımız zaman, sevdiklerimize ayırdığımız zamandan daha çok. Daha iyi bir yaşam, daha konforlu bir yaşam, daha zengin bir yaşam hedeflerine doğru ilerlerken, doğal olarak, eşimize, anne-babamıza ve çocuğumuza kalan zaman azalmakta. Çocuğumuza daha iyi bir okul, daha iyi bir eğitim isterken, çocuğumuzu da zamanın koşturmasına salıverdiğimiz kesin bir gerçek.

Bir KIVILCIM

bir kıvılcım YANGINA sebeb olurmus
YANGIN felaketin habercisiydi
ben biliyordum
sense inatla tersini idda ediyordun

kıvılcım öylece kala kaldı
nereye gitseydi
ilerisi karanlık
gerisi bosluk
yolu uzundu

sönmemek icin zemin arıyordu
ama akan zaman ve atılmamıs adımlar onu yorgun düsürmüstü
gel görki uzaklardaki YANGIN haberi yerine ulasmamıstı
cünkü sadece sözler vardı
ne anılar nede umut birikimi
gidis gelisler vardi

GÜL MASALI

Bir zamanlar uzak diyarlarda küçük bir kasabada dürüst ve çalışkan bir genç yaşarmış. Tüm gün ustasından öğrendiği gibi demir döver kasabanın tüm ihtiyaçlarını giderirmiş. Sutean adındaki bu genç adam herkes tarafından sevilen sayılan biriymiş.Bir gün dükkanına eski bir tencereyi tamir ettirmek isteyen hizmetçisi ile birlikte Rosa adında çok çok güzel bir kız gelmiş.. Sutean görür görmez bu kıza aşık olmuş, ama kız ona fazla yüz vermemiş. Tencereyi bırakıp dükkandan çıkmış. Güzel kızın ayrılması ile birlikte sanki dükkandaki ateş sönmüş; demirci Sutean'in kalbini buz gibi bir şey kaplamış. Güzel kızın kalbini kazanabilmek için bir çare aramaya başlamış. Ocağının başına oturmuş düşünürken bir parça demir almış ve onu şekillendirmeye başlamış. Çalıştıkça çalışmış ve ortaya çıkan şey şimdiye kadar yaptığı hiçbir şeye benzememiş. Eşi benzeri görülmemiş bir çiçek yapmış demirden... incecik yaprakları birbiri etrafında kapanan dünyanın en güzel çiçeğini... Sabah tencereyi almaya sadece hizmetçi kız gelmiş.

Seni sensizliğe anlatıyorum

Zaman öylesine çabuk geçiyor ki birtanem,
anılar yok olacağı,silineceği yerde,
barajdan taşan su örneği,
daha bir coşkulu,daha bir saldırgan
Şimdi,nerdesin,kiminlesin bilemem
bildiğim tek şey,bendeki senin,
beni nasıl kahrettiği ve yok ettiğidir
Mutluluğu uzaklarda aradın birtanem
yanıbaşında olan sevinçleri ve acıları
kendinle bütünleştirebilseydin eğer,
şimdi böylesine solgun ve terkedilmişliğin
ezikliğini duymayacaktık
Her gün,her saat ve her dakika,
büyük bir çığ gibi büyüyorsun kafamda
Seni kendime,seni sensizliğe anlatıyorum,
tükenmiyorsun...

Beklentilerimizin bedelini biliyor muyuz?

Sevdiğimiz insandan bir takım beklenti ve isteklerimiz her zaman olacak ve bu sonuna kadar devam edecektir. Pazara çıktığımızda satın aldığımız her ürünün bir bedeli arzu ettiğimiz her eşyanın bir fiyatı olduğu gibi sevdiğimiz insanda görmek istediğimiz her halinde bize bir bedeli vardır.

Nasıl ki her insanın kaldırabilme ve direnci varsa her olmasını istediğimizin de karşımızdaki insanın dünyasında bir yükü ve bir dengesi mevcuttur.

İstek ve beklentilerimize yoğunlaşmışken yinede sevdiğimiz insanın dünyasınıda tasavvur etmeyi unutmamalıyız.

Sessiz sakin bir insan düşünelim, hareketli olmasını daha canlı olmasını bekliyor olabiliriz. Peki o kişi öyle olduğunda dünyasında başka nelerini değiştirecek? Böyle bir değişimle o kişiye nasıl bir bedel ödeyecek dersiniz?

Duygu adasında olup bitenler

Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış. Mutluluk, Üzüntü, Bilgi, Aşk ve diğerleri bir gün adanın batmakta olduğunu haberini almışlar. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için birer sandal hazırlamışlar.

Aşk, son ana kadar adada beklemek istemiş. Ancak ada tamamen batmak üzereyken yardım istemeye karar vermiş.

Zenginlik çok büyük bir tekneyle geçmekteymiş. Aşk, "Beni de yanına alır mısın?" diye sormuş. Zengilik, "Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın var, senin için yer yok." demiş.

Aşk çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. Kibir, "Sana yardım edemem Aşk... Sırılsıklamsın ve yelkinlimi mahvedebilrsin!" diye cevap vermiş.

Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim!"

"Of Aşk!... O kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."

Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş ama o kadar mutluymuş ki, Aşk'ın çağrısını duymamış bile.

"Seni İçimden Terkediyorum"

Binmediğim hiçbir otobüs
Beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde
Gittikçe azalıyor hayat
Neyi erken yaşadıysam hep ona geç kalıyorum.
Sana göçüyorum her sonbahar
Yolların çıkmıyor aşkıma
Unuttuğun yağmurların adı saklımda
Seni içimden terkediyorum.
Susmaktan yoruldum,kuşlar ve şarkılar
bu şehri terkedeli beri
Efkar demliyorum gözlerimde yaşlarımı
Yanağıma varmadan öldürüyorum
tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
Seni içimden terkediyorum
NE UNUTACAK KADAR NEFRET ETTİN
NE HATIRLAYACAK KADAR SEVDİN
YIKIK BİR DUVAR KADAR BİLE
PİŞMAN DEĞİLSİN BİLİYORUM
BENİ HEP BULMAMAK İÇİN ARADIN
YANILGIMDIN
YANDIĞIMDIN
YANGINDIN
Sensizliğe yenilmek
Sana yenilmekten zor olsada
Ardımda bir sürü belkiler bırakıp
SENİ İÇİMDEN TERKEDİYORUM
Şimdi
İçimizde öldürülecek bir anı bile kalmayan
İki yarım kaldık
Tamamlayamadık bizi
Elinden tutmadın yalnızlığımın
Saçlarımı da uzaklarına gömdün
İçimin mavisi senin okyanuslarındandı
Al geri veriyorum
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun

Yüreğini kanatmıyor mu bu zaman!

Aşkı bedenlerimize, çiçekleri parfümlere kurban ettik..Rüzgarın yerini pervane aldı..Sevgi şehvetin tuzağı oldu..

Gözyaşlarımızın kalbimizle bağlantısını koparttık..Ruhumuzu yitirdiğimizin farkına bile varamadık...

Gönlümüz gözümüze esir düştü..Ağlamayı unuttuk çünkü kalplerimiz öldü..

Ölmekten kaçıyoruz çünkü yaşamayı unuttuk..

Kimseyle konuşamıyoruz,kimseyi dinlemiyoruz çünkü kendimizle kavgalıyız...

Sözler kalbimize inmiyor çünkü kalplerimize giden yolları kapatmışız...

Tenlerimiz kalplerimizi esir etti..

Aşkından verem olanlar şimdi bir hayal..Artık kıskançlık krizleri geçiriyoruz...

Bulut nasıl ağlar,nar çiçeğini kim boyar,kumrular nasıl kur yapar,bülbüller birbirine hangi aşk sözlerini fısıldar,bilmiyoruz,anlamıyoruz..

Semaların dilini çözememişsen,sevgi kalbine klavuz olmamışsa,hala meyveyi ağaçtan,suyu buluttan biliyorsan,nasıl yaşayabiliyorsun dünyada?Dar gelmiyor mu bu mekan sana?

Yüreğini kanatmıyor mu zaman?

İsmail Acarkan

Seviyor gibi seviyorum…

Ben seni dünyanın ilk günü gibi…
Hayatımın son günü gibi seviyorum…
Uçurumlardan düşer gibi…
Zamanın en geniş anında değil…
En bulunmaz,en dar zaman da gibi seviyorum…
Bir şeye ulaştığın an gibi değil…
Bir şeylerin senden kaçtığı,ulaşılmaz olduğu anında gibi seviyorum…
Çöllerde kalmış mecnun gibi…
Mecnun’un yüreğine hapsolmuş Leyla gibi seviyorum…
Gecelerin en koyu anı gibi…
Güneşin en yakıcı olduğu zamanı gibi seviyorum…
Boğazımda kocaman bir düğüm var gibi…
Sensiz nefes alamıyor gibi…
Dizlerimde derman kalmamış…
Tonlarca yük altında sana koşar gibi seviyorum…
Aşkını hiçbir şeye değişmeyen Bilal’i Habeşi gibi seviyorum…
Karşında durup sevgimi haykıracak gibi değil…
Susup,gözlerine bakarak…
Gözlerimle sevgimi söyleyecek gibi seviyorum…
Yalandan binlerce kez seviyorum der gibi değil…
Sevmediğimde doğruyu bir kerede diyecek gibi seviyorum…
Seni dünlerde,seni bugünlerde,seni yarınlarda gibi değil…
Anı yaşar gibi seviyorum…
Kızıl denizlerde yelkenli ile rüzgarda gider gibi seviyorum…
Dağların ulaşılan etekleri gibi değil…

Bir gün seni sevdiğimi anlarsın

Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
Gün gelir de sesini bir kerecik duymak için
Vurursun başını soğuk taş duvarlara
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
Dolar gözlerin için burkulur
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz

Çabuk olalım aşkım

çabuk olalım aşkım
herşeyi paylaşalım
ben kendimi sana adadım
sevgilim sensiz anlamsızım
mahşere kadar benim aşkım
her alemde senindir canım
nereye istersen sür köle diye
sensiz ölürüm cennette

seni seven kalbim sana
deli oluyor anlasana
sana dayanamıyorum
inanki sensiz mutlu olamıyorum

seni seven kalbim sana
deli oluyor anlasana
sana dayanamıyorum
inanki sensiz yaşayamıyorum

bin ömrüm daha olsa
kollarında son bulsa
eğer sana kavuşmak varsa
ölmek düğün gibidir bana
sensizlikten çok korkuyorum
inan kendimi bilmiyorum
önce allah sonra sen benim için
o bilir nasıl sevdim

seni seven kalbim sana
deli oluyor anlasana
sana dayanamıyorum
inanki sensiz yaşayamıyorum

Yıldız Tilbe

Yalancı Bahar

Hayat sende durmam diyor
Her nefeste son geliyor
Bildiğin sende kalsın
Sen yalancı baharsın
Artık senin olmam diyor

Sen yalancı bir sonbahar
Ben sevdalı koca çınar
Kaç mevsim benden aldın
Kaç sevda geri verdin
Ruhum sana kanmam diyor

Söyle kaç bahar oldu
Penceremde gül soldu
Belkide zaman doldu
sevdiğim dönmüyor

Sessiz Çığlıklar

[img]http://www.balcanet.net/resima/jpg/hikaye10062.jpg[/img]

Bazan en sessiz insanlardan daha sessiz olurum.
Aslında sessiz olan ben değilim
Çığlıklarımı duymayan onlar
Korkutur mu onları bu sessiz çığlıklar?

Hani güneş doğarken geceyi yırtar
Hani saniyeler geçerken dakikaları kovalar
Hani tam bahar gelmişken kışla yaşanır karanlıklar
işte benimde içimde böyle çırpınıp durur
SESSİZ ÇIĞLIKLAR...

Fırtınayı hatırlatır bana bu sessizlik
Gidip gelindi iki şehir arasında tek seferlik
Kurşun-i bir renk kaplamış içimdeki sevgisizlik
İşte böyle yakınıp durur içimdeki
SESSİZ ÇIĞLIKLAR...

Sence sessiz mi yağar kar?
Yoksa duyulmaz mı düşerken attığı çığlıklar?
Ve ya sessiz sessiz mi yaşanır acılar?
Her çığlığın bir hikayesi var

Hani rüzgar eserken savrulur yapraklar
Hemen arkasından yağar yağmurlar
Bu berekete doymaz topraklar
İşte böyle doyumsuz olmak ister
SESSİZ ÇIĞLIKLAR...

Bugünler geçmişten hesap soramaz
Gelecek düne anı bırakamaz
Sessiz çığlıklar boşuna atılmaz
Zamana armağan edilir
SESSİZ ÇIĞLIKLAR...

Demet Aydınlı

Ulu Bir Çınar

Ulu bir çınar olmak vardı,
Denizin dibinde yükselen
Bir tepenin üstünde
Önünde uçsuz bucaksız mavi
Ardında göz alabildiğince yeşil
Üstünde, mutluluk veren güneş
Altında, hayat veren toprak

Ulu bir çınar olmak vardı,
Yağmurda kuşlara kol kanat germek
Gölgemle iki aşığı serinletmek
Acısa da göğsümde bir kalp barındırıp,
Aşıkların baş harfini kazıttırmak

Ulu bir çınar olmak vardı,
Fırtınalarda yıkılmamak
Dans edermiş gibi ahenkle sallanmak
Gemilere el sallayıp
Manzara resimlerine konu olmak

Ulu bir çınar olmak vardı,
Sevgililerin buluştuğu bir durak olmak
Onlarla büyüyüp, onlarla yaşlanmak
Torunlara anlatılan hikayelerde anılmak
Zamanın bir köşesinde unutulmamak

Ulu bir çınar olmak vardı,
Yağmurla yıkanıp, rüzgarla kurulanmak
Yapraklarla vedalaşıp,
Kardan elbise yapmak
Sonbaharı atlatıp, kış ile kucaklaşmak
En çok sevdiğin yerde,
Kendine mezar kurmak...

Sustuklarım büyüyor içimde

suretin karışımda duruyor.. sadece bakıp susuşlarımızı dinliyoruz o gürültülerin sessiz köşelerine..
sustuklarım büyüyor içimde.. kara bir nefrete dönüşüyor.. içim acıyor...
yoruldum.. susuşlarımızda içime aldığım o kırgın nefesi ...
kırgın nefesim kanatıyo içimi...
..
yarım kalıyor nefesim..
bakma bana öyle boş gözlerde.. dalıp gitme uzaklara...
kendinden gizlediğin o suretini çıkar... bizden gizleme bunu...
bırakma artık bizi zamana.. ben yoruldum bırakmaktan bizi zamana...
zaman geçip gidiyo.. !!
o kadar yakınımda olupta sana dokunamamak sıkı sıkı sarılıp hiçkira hıçkıra haykıramamak ..
ne senle oluyo .. nede sensiz oluyo sevgili ..!!
bir bilsen sensiz nasıl yaşadığımı...
seni görüpte.. o acı susuşların sesini dinlemek..
olmuyor... olmuyor..
nereye kadar be sevgili ..!!
susma konuş ...
kulaklarım hasret sesine.. susma konuşma.. kırgın nefesimle seni alıyım içime..
gözlerime bakıp acı damlasın artık gözlerimizinde..
gül .. hep gül sevgili ..!!
kalbimizi vermeyelim zamana..
bu kaçıncı bahar sensiz... bu kaçıncı ..!!
yeter bu kadar yalandan gülüşler..

Tıkanıp Kaldığında Hayat

Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde,

Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,

Dağlara dönmeli yüzünü insan.

Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;

Yeni insanlarla 'tanışmalı, yeni keşifler yapacak....

Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, Gerçekleştirmeyi denemeli!

Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,

Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.

Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,

Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,

Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;

Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip

Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;

Gördüğünü hissedebilmeli!

Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce.

İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!

Başkasının yerine koyabilmeli kendini;

Kurabiye hirsizi...

Daha epeyce zaman vardı, uçağın kalkmasına.
Kadın havaalanındaki dükkandan bir kitap ve bir paket
kurabiye alıp,buldu kendisine oturacak bir yer.
Kendisini kitabına öyle kaptırmıştı ki, yine de yanında
oturan adamın olabildiğince cüretkar bir şekilde aralarında duran
paketten birer birer kurabiye aldığını gördü. Ne kadar
görmezden gelse de.
Bir taraftan kitabını okuyup, bir taraftan kurabiyesini
yerken, gözü saatteydi, "kurabiye hırsızı" yavaş yavaş
tüketirken kurabiyelerini.
Kulağı saatin tik taklarındaydı ama yine de
engelleyemiyordu tik taklar
sinirlenmesini.
Düsünüyordu kendi kendine, "Kibar bir insan olmasaydim,
morartırdım şu adamın gözlerini!"
Her kurabiyeye uzandığında, adam da uzatıyordu elini.
Sonunda pakette tek bir kurabiye kalinca "Bakalim şimdi
ne yapacak?" dedi kendi kendine.
Adam, yüzünde hafif asabi bir gülümsemeyle uzandi son
kurabiyeye ve böldü kurabiyeyi ikiye.
Yarısını kurabiyenin atarken ağzına, verdi diğer yarıyı kadına.
Kadın kapar gibi aldı kurabiyeyi adamın elinden ve
"Aman Tanrım, ne cüretkar ve ne kaba bir adam,

Körpe beyinleri körelten sihirli kutu; TV

Geçenlerde karşılaştığım bir öğretmen arkadaşın anlattıkları ile şoke oldum, aklım hafsalam almadı anlatılanlarını. Beşinci sınıfa gelmiş pek çok öğrencinin okuma yazmayı tam sökemediğini hatta adını yazamayan öğrencinin bulunduğunu söyledi öğretmen arkadaş.

Ben, bu çocukları geri zekalı mı, değilse bunun sorumlusu siz öğrenmenler değil misiniz diye sorduğumda, hayır, biz sorumlu değiliz dedi. Bi, her türlü metotu, yolu deniyoruz fakat adeta beyinlerini kilitlemişler, biz açmak için zorluyoruz, onlar açmamak için. Bunun sebebini sorduğumda arkadaş dedi ki, “Sebepler çok fakat bana göre esas sebep televizyon; ölçülü kullanılmadığından beyin faaliyetlerini dumura uğratıyor televizyon..” Evet, gerçekler acı da olsa kabul etmek zorundayız.

“Televizyon, mükemmel bir suç okuludur”

Kitaba, ilme önem vermemenin bizi ne hale getirdiğini dün istatistiki verilerle sizlere sunmuştum. Kitap okumak, yayınları takip etmek, insanın bilmedikleri lüzumlu bilgileri öğrenmesi ve insanlık için yeni gelişmeleri takip ederek kendini yenilemesi, ne kadar faydalı ise, buna mani olan şeyler de o kadar zararlıdır.

Bugün insanı, okumaktan alıkoyan, insanı bir çeşit uyuşturan, körelten, kabiliyetlerini dumura uğratan şeylerin başında televizyon gelmektedir. Bu cihazın âlet olarak bir suçu yok tabii.

Faydalı işlerde kullanıldığı takdirde, zamanımızın en faydalı cihazıdır TV. Fakat, maalesef bugün istenildiği gibi kullanılmamaktadır. Ölçü kaçırılmaktadır. Hayatta kalabilmemiz için günlük yediğimiz gıdalar bile lüzümundan fazla alınınca, zararlı olmakta; zehirlenmelere, ölümlere sebep olmaktadır.

İçeriği paylaş

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: