warning: Creating default object from empty value in /home/ailem/domains/ailem.gen.tr/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Güvensizlik Duygusu

Özgüven Kaybı

10 yaşındaki bir erkek çocuğunun karnesi çok kötüdür ve çocuk duruma çok üzülmekte ve özgüvenini kaybetmiş gözükmektedir.

Konuş

Anne babası duyguları hakkında konuşması için teşvik eder ve ona kendilerinin de benzer bir deneyim yaşadığını ve duygularının işlerini ne kadar etkilediğini anlatır. Konuştukça, kendisini ağabeyinin yanında çok yetersiz gördüğü ortaya çıkar.

Düşün

Anababa bu aşamada şu konularda yardımcı olabilir:

- "en iyi" ve "en kötü" anlarının listesini yapmak
- başarı konusunda ilk kez kendine güvenini kaybetmeye başladığı anı not etmek. Bunun belli bir olaya bağlı olup olmadığı? (Örneğin, ağabeyinin ortaokula başlaması; annesi iş değiştirdiğinde; okulda futbol takımına seçilmediğinde, vs.)
- başarılı ve başarısız olduğu dersleri not alıp, bunları ağabeyininkilerle karşılaştırmak
- farklı öğretmenlere karşı performansına ve duygularına göz atmak

Harekete geç

Uzun süreli hedef: ilk yazılı ve sözlülere kadar notlarını % 5 oranında yükseltmek.
Kısa süreli hedefler:

Çocuğunuzun Kendisini Tanımasına Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz?

Özgüven eksikliğinin nedeni bir başkası olmaya çalışmamızdır. Bu nedenle bir yalanı yaşarken, kişinin kendisine güven duymamasına hiç şaşmamak gerek. Kendini beğenmiş insanlar ne yapacağını bilemeyen insanlardır."

Anne Wilson Schaef Kişinin kendini tanıması iç özgüven için en önemli etkendir, çünkü:

- gücümüzün farkında olmazsak, kendimizi geliştirip ilerleyemeyiz
- hangi konularda güçlü olduğumuzu bilmezsek, zayıf noktalarımızın başarı ve mutluluk getirecek girişimlerimizi sabote etmesini engelleyemeyiz.

Çocuk kendini tam olarak tanımazsa, büyüklerini memnun etmek amacıyla benimseyip uyarladığı davranış ve tutumların meydana getirdiği "yalancı" bir ben geliştirir. Bunu yaparken de, kendisini keşfetmeye duyması gereken içgüdüsel ilgisini kaybeder ve kendisini rahat hissedemez. En önemlisi, kendine güven için hayati önemi olan "kendisi olma" becerisini kaybeder.

Şimdi, çocuklarımızın iç özgüvenin bu çok önemli niteliğini kazanabilmelerine yardımcı olacak yöntemlere birlikte bir bakalım.

Boşanmadan etkilenen çocukların davranışları

Çocukların, boşanma olayından etkilenme biçimleri farklıdır. Her boşanan ailenin çocuğu davranış bozuklukları geliştirecek diye bir kural yoktur. Anne-babalar boşandıktan sonra da anne-baba olma sorumluluklarını yerine getirmeye devam ettikleri sürece, çocuklarına ilgili ve sevgi dolu yaklaştıkları sürece sorunlar en aza inecektir. İstenen bu olmasına rağmen, çoğu zaman anne ya da baba çocuğa uzak kalır. Çocuk anne-babası-nın güvenim hissedemez. İhmal edilir, ilgiden ve sevgiden uzak kalırsa duygu, düşünce ve davranış bozuklukları geliştirebilir.
Bunlar;

• İçe kapanma,
• Saldırganlık,
• Altına kaçırma,
• Gece korkuları, kâbuslar,
• Hayatın geneline karşı korkular,
• Çocukluk fobileri,
• Çocukların depresyonları,
• Tırnak yeme,
• İştahsızlık ya da aşırı yemek yeme,
• Uyku bozuklukları,
• Öfke nöbetleri,
• Ağlama nöbetleri,
• Okul başarısında düşme,
• Dikkati toplamada zorluk,
• Vurdumduymazlık,
• Aşırı duyarlılık,
• Yaşıtlarla ve çevreyle iletişim kurma sorunları,
• Özgüven eksikliği,
• Kendisiyle ve hayatla barışık olmama,

Boşanmanın çocuk üzerindeki etkileri

Aile içindeki her birey boşanmadan olumsuz etkilenir.Yetişkinler çocuklara oranla daha kontrollü olduklarından, çocuklar boşanma olayından yetişkinlere göre daha çok etkilenirler.

Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkilerine baktığımız zaman, bu etkilerin çocuğun yaşına, kişilik gelişimine, anne-baba tutumlarına ve çocuğun cinsiyetine göre değişim gösterdiğini görüyoruz. Örneğin, boşanma olayından kız çocukların en çok etkilendikleri yaş beş iken, erkek çocuklarda ergenlik döneminin başlangıcı, yani on bir on iki yaşlar olarak karşımıza çıkıyor.

Babalarına âşık kızlar

Tekrar evlenmek sizi korkutmasın

Boşanmış kadın ve erkekler üzerinde yapılan araştırmalar,boşanan kişilerîn ikinci kez evlenmekten korktuklarını ortaya koyuyor. Bunun nedenlerine baktığımızda;
• İkinci evliliği de yürütememe korkusu,
• Yeniden hayal kırıklığı yaşamaktan çekinmek,
• Acı çekmekten korkmak,
• Yeniden bir insanı tanımanın zorluklan,
• Çocuk ya da çocukların yeni kişiye uyum sağlayıp sağlamayacaklarının kaygısı,
• Karşı cinsten nefret eder duruma gelmek,
• Boşanmayla biten olumsuz evlilik deneyiminden kurtulamamak,
• Karşı cinse güvenmemek,
• Kendine güvenmemek,
• Evlilik kurumuna güvenmemek gibi nedenler geliyor.

İlk evliliğiniz boşanmayla bitti diye, ikinci kez de aynısı ola çak anlamında bir genelleme yapmanız sizi yanlış kararlara götürebilir. Tabiî ki evlenip evlenmemek her insanın özgür seçimidir ancak hayatın yalnız yaşanmayacağı gerçeğini de göz di etmemek gerekir. Ayrıca çocukların her zaman aile ortamına ihtiyaçları vardır.

İçinize kapanmayın, sosyal yaşamınızı canlandırın

Eşler birbirlerinden boşandıktan sonra, sanki arkadaşlardan da boşanırlar. Evliyken görüşülen, birlikte yiyip içilen, gezilen arkadaşlar, boşandıktan sonra aranmaz olur. Kişi eşinden boşanırken sanki sosyal yaşantısından da boşanır.

Siz böyle bir hata yapmayın. Arkadaşlarınızla görüşmeye devam edin. Siz sadece eşinizden boşandınız, arkadaşlarınızdan değil. Ortak arkadaşlarınızın olması, onlarla görüşmeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Boşandıktan sonra belli bir süre kişi içine kapanır, sanki dünyayla tüm bağlantılarını keser. İç dünyasını yeni yaşantısına uyumlamaya çalışırken, dış dünyadan kopmak yanlış bir davranıştır. Sizin de içinizden, hiç kimseyle görüşmek gelmeyebilir. "Kine eski konular açılacak, sorular soracaklar, anılar canlanacak ve kendimi kötü hissedeceğim, iyisi mi bir süre görüşmeyeyim" diye düşünüyorsanız bu kokuda önlem alabilirsiniz. Arkadaşınızla ya da arkadaşlarınızla Buluştuğunuzda onlara, sizi rahatsız eden konuları konuşmamayı önerirsiniz. Sizi kıracaklarını hiç sanmıyorum.

Çaresizlik

Çok sevdim ve hala çok seviyorum,ama öyle bir an geldi ki tıkandım çaresiz kaldım,insanın içini dökebileceği bir arkadaşının veya dostunun olmaması ne kötü,sonra bu siteyi gördüm,içimi dökebileceğim insanlar buldum galiba dedim.
Eşimle uzun yıllar bi tanışma sürecinin ardından evlendik, büyük bir aşkla çok seviyoruz birbirimizi,ben bir gün eşimin bana söylediği yalanla sarsıldım, ufak bir kumar ama kumarın ufağı nasıl olur onuda bilmiyorum,biraz sert bi tepki gösterdim,(düğündeki takılarımı sattık bu yüzden ama önemli değildi benim için, dünya malı ondan daha değerli olamazdı ve hatasız kulda olmaz)söz verdi bir daha olmayacağına,sonra ikinci defa gene söyledi gene affettim ve gayet yumuşak davrandım,sonra üçüncü defa gene yaptı aynını ve bu defa daha büyük ve boyumuzu aşan bir borç yüküyle,nasıl davransam bilemedim,bana söylediğinde çok kötüydü yüzüme bakamamıştı kendisinin bana layık olmadığını, benim bunları haketmediğimi söyledi,yüreğim onun böyle oluşuna dayanamadı affettim.

Çocuklar Neden Yalan Söyler?

Bize bir anne geldi. “Doktor, dedi, oğlum sık sık yalan söylüyor. Yaşadığını söylediği hikâyeler uyduruyor. Ailece yalandan nefret ederiz. Çocuğuma yalan söylediğimizi hiç hatırlamıyorum. Bu durum beni çok üzüyor. Defalarca yalanın kötü bir şey olduğunu söylediğim halde vaz geçiremedim. Size gelmekten başka çarem kalmadı.”

Anneyi dinledikten, çocuk ve aile hakkında birkaç soru sorduktan sonra konu anlaşıldı. Tebessüm ederek, “Boşuna telaşlanmışsınız, ortada yalan diye bir şey yok, çocuğunuzun davranışları gayet normal,” dedim.

Anne rahatlayacağı yerde iyice telaşlandı:

–Nasıl olur, söylediklerinin yalan olduğununu ben biliyorum. Hatta, bir defasında, sıkıştırdığım zaman “Yalan söylemiyorum, sen de vardın, beraber otobüse bindik,” dedi.

Bu son sözler üzerine olay iyice aydınlanmıştı.

İçeriği paylaş

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: