warning: Creating default object from empty value in /home/ailem/domains/ailem.gen.tr/private_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Sevgi

Çekiyorum sevgimin tetiğini

Çekiyorum sevgimin tetiğini
Kalbimi namlunun ucuna hedef gösterip
O korktuğun sevgimle vuruyorum kendimi
Sen önce vurdun sonra acıdın bu can'a

Matem rengi kelimelerle oynar oldu ellerim
Her yeri sis kaplamış
Uzaklığın gözlerimin önünde erirken çarelerim git gide tükeniyor
Vuslatının eşiğinde sefalete sürükleniyorum sanki

Ruhuma düşen cemrelerin tükendiğinden olsa gerek soğudu içim
Bir bahar esintisi, ufkuma doğacak güneş, seyrime düşen meltem zannetmiştim
Oysa şimdi buz kapladı yüreğimi
Zamana sığındım titreyen yetim bir çocuk masumluğunda
Aslını görmeyen gölge cahilliğinde kaldım karanlıklarda

Yaralarıma parmaklarımı bastırdım görünmesin diye
Ama ellerimden taştı kandamlaları
Bakışların tuz gibiydi yar kanadı yaralarım
Saklanmadım
Boğazımı dikenli tellerin yırttığını umursamadan yuttum bakışlarını

Yelkenleri suya indi gönlümün
Dimağımda kuru gürültülerden bozma suskunluğum
Sen “benden ne istiyorsun” dedikçe lal kesildi dilim
Hiçbir şey istemedim senden

Ya Aklın Başka Yerdeydi, Ya Yüreğin...

Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.
Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
Seni seviyorum sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.
Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...
Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.
Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.
Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.

Yüreğini kanatmıyor mu bu zaman!

Aşkı bedenlerimize, çiçekleri parfümlere kurban ettik..Rüzgarın yerini pervane aldı..Sevgi şehvetin tuzağı oldu..

Gözyaşlarımızın kalbimizle bağlantısını koparttık..Ruhumuzu yitirdiğimizin farkına bile varamadık...

Gönlümüz gözümüze esir düştü..Ağlamayı unuttuk çünkü kalplerimiz öldü..

Ölmekten kaçıyoruz çünkü yaşamayı unuttuk..

Kimseyle konuşamıyoruz,kimseyi dinlemiyoruz çünkü kendimizle kavgalıyız...

Sözler kalbimize inmiyor çünkü kalplerimize giden yolları kapatmışız...

Tenlerimiz kalplerimizi esir etti..

Aşkından verem olanlar şimdi bir hayal..Artık kıskançlık krizleri geçiriyoruz...

Bulut nasıl ağlar,nar çiçeğini kim boyar,kumrular nasıl kur yapar,bülbüller birbirine hangi aşk sözlerini fısıldar,bilmiyoruz,anlamıyoruz..

Semaların dilini çözememişsen,sevgi kalbine klavuz olmamışsa,hala meyveyi ağaçtan,suyu buluttan biliyorsan,nasıl yaşayabiliyorsun dünyada?Dar gelmiyor mu bu mekan sana?

Yüreğini kanatmıyor mu zaman?

İsmail Acarkan

Gerçek Sevgi

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine:

"Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?"

Bakın göstereyim demiş, ermiş.

Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine.

Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş
kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.

"Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş.

Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun
geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına.
En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım
yemeğe.

Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar
gelmiş oturmuş sofraya bu defa.

Demedim mi?

Demedim mi bu hasret bitirir seni

Ay dolanır gider, yalnız kalırsın

Her gün yeni baştan dağılır, ufalırsın

Demedim mi yüreğim sevme!

İşte ne gözyaşı, ne yemin, ne söz....

Geri dönen hangi güvercinin var?

Senin hangi çiçeğini sakladı bahar?

Demedim mi aklım, inanma!

Bir gün naza çeker kendini demedim mi?

Görmesen zindana döner bu şehir...

Görsen, umursamaz, aldırmaz kafir

Demedim mi gözlerim bakma!

Demedim mi bu ürperten sıcaklık...

Bu taze güzellik kaybolur birgün?

Sonra boşu-boşuna aranır, dövünürsün

Demedim mi ellerim dokunma!

Demedim mi bir gün susar şarkılar

Sesine ses veren rüzgar olur...

istediğin kadar artık bekle dur...

Demedim mi kulağım duyma!

Birgün çıkıp gideceği belliydi

Ayan-beyan belliydi anlayamadın.

Başka bir rüyada şimdi o kadın

Demedim mi kollarım sarma!

Bütün çektiklerim senin yüzünden

Gölge bile geçirmezdin bir zaman üzerinden

Ah! şimdi paramparça oldun binbir yerinden

Demedim mi gururum kırılma!

Acıların Açtığı

Gurbet gömlek gömlek… Yalnızlık katmer katmer… Avuç içleri açıkta, yürek yağmalanıyor… Gönül hüzünle örtülü…

Yalnızlık denizinde yüzmeyi bilmiyorsan, öğrenmekten başka çaren var mı? Yakın kim? Sevgili ne kadar sayar? Aşk ne işe yarar?

Kalp kaynamadan hikmet taamları nasıl pişer? Öyle acı ateşler vardır ki ancak kalp bilir tadını. Kim nasıl tarif edebilir onu? Kelimeler kaybolur, sözler sükût eder, sazlar kırılır acıdan…

Sen varsındır, bir de senle beraber kederin… Kelimesiz ve sessiz konuşursun kederinle… Kimse duymaz, kimse görmez seni… Gecenin koynunda iniltilerle inliyorsundur…

Kesret kanatır yaralarını… Kalabalıkların kabullenişi kandırıcıdır… Araftasındır… Kaçmak istersin de kaçamazsın Kaf dağlarının ardına…

Yollar kıvrılır durur önünde… Düğüm düğüm döner uzayıp giden günler… Bir ağaç ararsın gövdesine yaslanacağın, gölgesinde serinleyeceğin… Sıcak rüzgâr kumuyla vurur yüzüne…

Damlalar

Bir yağmuru bin damlaya göstermek vardı..

Bir kalbe bir güneşi.

Güneş vururdu dallara ve dallar sararırdı kenarından.

Işık süzülürdü buluttan ve gölge olurdu dağ taş..

Bazen sıcaktan ürperir kaçardı bulutlar,

Isıtırdı, yakardı güneş..

Teninde güneşin izlerini taşıyan gamlı çocuklar,

Bir sır gibi yüreklerine bastırdıkları acıyla dolaşırlardı..

Zamandan bihaber bebekler,

Neye güldüğünü bilmeden gülerken hayata,

Neye güldüğünü unutan büyükler de gülümserdi onlara..

Neye ağladığını unutan, neyin acıttığını unutan büyükler..

Seversen,uzak yakındır!

“Eğer insan
bir çiçeği seviyorsa ve milyonlarca yıldızın üzerinde bu çiçekten yalnızca bir tanecik varsa, yıldızlara
uzaktan bakmak bile
bu insanı mutlu etmeye yeter. Çünkü insan kendi kendine
‘işte benim çiçeğim
oralarda bir yerde’
diyebilir.”

Sevda Sohbetleri-1

Dedim ki "ben sana vurgunum
Gündüzüm seninle
Gecem seninle"

Dedi ki "benden ne istersin ki?
Gecende varsam
Gündüzünde varsam senin için
Aşk senin
Sevda senin
Ne dilersen yaşa"

Dedim ki "bir sevdalı bakışına durur bu yüreğim
Kendine katmak ister bir gülümseyen bakisini"

Dedi ki "sevda ise yaşamak istediğin
Nedir benden beklediğin
Sevdayı mi yaşamak dileğin
Ben miyim almak istediğin"

Dedim ki "ben bir ateşim
Ateşimi büyüten bir sevdalı sözün"

Kaçtım…

Kaçtım…
Kendimden gelen haykırışları duymamak için.. sessizliğin içindeki sesleri, karanlığın içindeki yüzleri görmemek için.. kaçtım…

Baktım…
Geriye dönüp baktığımda yitik bir kentin kayıp bir düş’ü oldum… düşlerimin griliğinde kendime baktım.. sisli ve yağmurlu bir havada İstanbul’a bakar gibi baktım…

Saklandım…
Tüm kelimelerimi yanıma alıp saklandım.. cümlelerimin beni terk etmesine izin verdim… kilitli bir kapının ardında herkesten ve her şeyden saklandım…

Islandım…
Yağan yağmurlar altında şemsiyesiz saatlerce dolaştım… ıslandım… yağmurla birlikte yağdım avuçlarına… yağmurla ıslandım…

Sustum…
Tüm şiirleri, şarkıları sözsüz bestesiz bıraktım… cümlelerimi anlamsız, kelimelerimi çırılçıplak yalnız bıraktım… sustum…

Döndüm..
Buz tutmuş düşlerim, yaban kalmış gülümseyişlerimle… eksik kalan günlerimle yaşanmamış yarınlarıma döndüm…

Kaçarken baktığımda saklanan benliğimin yağmurda ıslanışını susmaların ardından gördüm… ve dünüme bu günüme yarınıma döndüm…

Seviyor gibi seviyorum…

Ben seni dünyanın ilk günü gibi…
Hayatımın son günü gibi seviyorum…
Uçurumlardan düşer gibi…
Zamanın en geniş anında değil…
En bulunmaz,en dar zaman da gibi seviyorum…
Bir şeye ulaştığın an gibi değil…
Bir şeylerin senden kaçtığı,ulaşılmaz olduğu anında gibi seviyorum…
Çöllerde kalmış mecnun gibi…
Mecnun’un yüreğine hapsolmuş Leyla gibi seviyorum…
Gecelerin en koyu anı gibi…
Güneşin en yakıcı olduğu zamanı gibi seviyorum…
Boğazımda kocaman bir düğüm var gibi…
Sensiz nefes alamıyor gibi…
Dizlerimde derman kalmamış…
Tonlarca yük altında sana koşar gibi seviyorum…
Aşkını hiçbir şeye değişmeyen Bilal’i Habeşi gibi seviyorum…
Karşında durup sevgimi haykıracak gibi değil…
Susup,gözlerine bakarak…
Gözlerimle sevgimi söyleyecek gibi seviyorum…
Yalandan binlerce kez seviyorum der gibi değil…
Sevmediğimde doğruyu bir kerede diyecek gibi seviyorum…
Seni dünlerde,seni bugünlerde,seni yarınlarda gibi değil…
Anı yaşar gibi seviyorum…
Kızıl denizlerde yelkenli ile rüzgarda gider gibi seviyorum…
Dağların ulaşılan etekleri gibi değil…

Ey kalbimdeki dinmeyen sızı…

Ey kalbimdeki dinmeyen sızı…

Gözlerimden akan sıcacık gözyaşı…

Ey hasret ülkemin ateş-i aşkı. Ey aşk! Ey sevgili..!

***

Hiç elinizdeki kalem çâresiz kaldı mı?

Ya lisânınızda kelimelerin tükendiği oldu mu?

Ya da hiç yüreğiniz yandı mı?

Anlayabildiniz mi hiç Züleyhâ'yı?

İçinizde hissettiniz mi Mecnûn'un hissettiklerini?

Gül goncası, iki cihan serverini kıskandığı için takdir edebildiniz mi hiç Hazret-i Aişe'yi?

Hacer'in teslimiyetini seyretti mi rûhunuz hayranlıkla?!.

Rahime Hatun gibi yaralarını şefkatinizle hiç silebildiniz mi?

Hazret-i Hatice'yi örnek alıp, bütün varlığınızı serebildiniz mi ayakları altına?

Desteklediniz mi, hiç kimsenin desteklemediği en zor günlerinde, sevginizden rızık olarak verebildiniz mi?

Cenâb-ı Hakk'ın kâinattaki her şeye koyduğu muhabbet kânunu karşısında ezildiniz mi?

Lâtif olan Allâh'ın kullarına olan sevgisinin büyüklüğünü hiç hissettiniz mi?

Sevmek Yetmiyor

Kime sorsanız beni sevmeli .sadakat olmalı. maddeyi öne almamalı .beni taşımayı bilmeli .kalbi temiz olmalı huzur vermeli.denirya ...Yalan yalan .annemde öyle demişti bana.öyle bir yaşamın içinde çirkinliklerden uzak sadece sevgi sadakatle büyütmüs kalbimi bu tatlı yalanlarla dolu bir çeğiz sandığına çevirmişti.bir kızın en önemli çeyizi öpülmemiş dudaklarıdır.kadın bir kaleye benzer fethi zor fatihi tek olmalı diye...

İyide ayni annem niye benden özür diliyor .niye gözyaşlarımı silerken affet beni kızım diyor .
Annemmi değişti doğrularmı.?
Öyle sevdimki annemin dediği gibi.yoksulmuşuz .yersiz yurtsuzmuşuz umursamadan sevgiden alınan güçle gece gündüz çalışmaktan yorulmadan.yüzünü seyrederken iyiki yanımda soğan bile bal oluyr diye göcunmadan yermeden incitmeden.
sabahları ona ekmeğin yağlısını.elmanın irisi .urbanın en iyisini sunarak .o üzülmesin diye hasta olsam bile kendiiçimde acımı yiyerek.
sokağa girdiğini bile kalbimde hissederek.
mapusta yolunu gözleyip aşkımı hergün büyüterek.
onu daima artırarak daima yücelterek

Bir gün seni sevdiğimi anlarsın

Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
Gün gelir de sesini bir kerecik duymak için
Vurursun başını soğuk taş duvarlara
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
Dolar gözlerin için burkulur
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz

Susmak Sevmektir Adını Haykıramadığın Kişiyi

Susmak kabullenmektir habersiz geleni;
Bazen acı çekmektir,
Haklılığını bile bile boyun bükmektir,
Kelimelere küsmektir üzmemek için sevdiğini…

Susmak dinlemektir alabildiğine hırçın düşünceleri;
Bazen göz yaşlarını saklamaktır,
Hüznü sessizliğe zincirlemektir,
Göstermemek için toprağa düşeni…

Susmak sevmektir adını haykıramadığın kişiyi,
Bazen ödün vermektir,
Hicranıyla yüreği dağlamaktır,
Gitmesin diye sıkı sıkı örtmektir yüreğini…

Susmak hapsetmektir aşamadığın çaresizliği;
Bazen geleceği beklemektir,
Hatıralar uğruna sineye çekmektir,
Dostluk adına çiğnemektir gururunu…

Susmak ölmektir yaşamak adına hayatı;
Bazen kaçıp gitmektir,
Hayatla kaderi birleştirmektir,
Teslim olup kaybetmektir...

Ada Sahibi ya da Ada Olmak

Tanınmış gezgin Thomas Cook bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu'nun ıssız bir yerinde çığlıklar atan milyonlarca kuşun havada daireler çizerek uçtuğunu gördü. Kulakları sağır edecek denli yüksek sesle çığlıklar atan kuşların kimileri yoruldukça kendilerini okyanusun dev dalgaları arasına atıyorlardı. Onlar bu son hareketleriyle yaşamlarına son veriyorlar kendilerini okyanusun dalgalarına bırakırken çaresizlikten ölüme teslim oluyorlardı.

Bu olaya yalnızca Thomas Cook değil¤ o bölgede ki balıkçılarda yıllardır tanık olmuşlardı. Kuş bilimcileri ise yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfediyorlar fakat onların birbirleri peşisıra kendilerini ölümün kucağına atmalarının nedenini bir türlü çözemiyorlardı.

Sevmek mi sevilmek mi ?

Arkadaşımı beklerken boş masa bulamamış bir amca, benim masama oturdu. Sohbet etmeyi çok sevdiği anlaşılıyordu. O konuşuyor ben yorum yapıyordum. Emekli öğretmenmiş.
Anılarını anlattı...
Sonra gözümün içine bakarak:

- kizim sevmek mi istersin sevilmek mi? dedi.
Ne cevap vereceğimi bilemedim.
- İkisini istesem çok şey mi istemiş olurum?
- İkisi sunulmadı. Sana sadece birini seçme hakkı veriliyor.
Düşünüyorum düşünüyorum cevapsızım. Sevilmek, evet çok güzel. Sen sevmedikten sonra o seni sevse ne olur?
Ya sevmek? Eğer karşındakinin seni sevmediğini anlarsan, o da acı verir.
Ben karşımdakinin beni sevmediğini öğrendiğimdeki acıyı tatmak pahasına da olsa sevmeyi seçtim.

- Evet, cevabım SEVMEK. Bu sorunun cevabını siz de verecek misiniz?

Bir kulunu cok sevdim

Döndum kibleye dogru
acdigim ellerimi
yalvardim Allahima duysun diye beni
damla damla göz yasim dökülürken gözümden
cekdigim acilari yasiyorum yeniden

Bir kulunu cok sevdim o beni hic sevmiyor
kalbimi ona verdim artik geri vermiyor
ellim kolum baglanmis
cagresizim allahim
bu canimi sen verdin benden almak istiyor
bu canimi sen verdin benden almak istiyor

Har gören su gururum tükenmek bilmezmi
sevginle yanar kalbim üzdügün yetmezmi
iyi niyet ugruna yasiyorsak dunyada seven
garip olsada sevilmeye deymezmi

Bir kulunu cok sevdim o beni hic sevmiyor
kalbimi ona verdim artik geri vermiyor
ellim kolum baglanmis cagresizim allahim
bu canimi sen verdin benden almak istiyor....

IBRAHIM TATLISES

Ah M(B)ine\'l-Aşk

Bir çoğalmadan ibarettir aşk, bir coşmadan, kabarmadan, büyümeden ibarettir.
Devamlı artmayan bir duygunun aşk olması ne mümkün?

Sözün var olduğu günden beri, en fazla sarf edildiği alan aşktır. Aşk
üzerine söylenmiş sözlerin sınırı yoktur. Belki söylenmemiş söz de yoktur;
ama her dönemde başka türlü söylenmekten dolayı çoğalan söz vardır. Söz nötr
bir varlıktır, üst derecesi kelam, alt derecesi laftır. Sözün kelam
derecesinde konusu aşktır. Söze en güzel manayı aşk verir. Bütün
boyutlarıyla sözü aşkla söylediğiniz zaman sözün güzelliğini hissedersiniz.
Bir cümleyi aşkla yazın; görün cümle ne kadar güzelleşir. Usulen yazılan
cümleden muhatabın alacağı pek bir şey yoktur.

Hayatin aşktan yoksun olduğu hiçbir zaman gösterilemez ki. Bitkinin hayati
olsun, insanin hayati olsun, dünyanın hayati olsun, bütün hayatların her
kademede aşka ihtiyaçları vardır.

Aşkla bakmak; yürekle bakmak demektir. Göz sadece bir fonksiyonu yürütür;
ama fonksiyonun içini dolduran, onu san'ata dönüştüren gönüldür. Biz

Yüreğimi bir gül çizdi

Gülün dikeni batti dün parmagima, ve hala gülümseyerek bakiyorum parmagimdaki kücük siyriga...

kizamadim... cünkü gülün dikeni batmadan önce sükretmistim; " Ya Rabbi, ne kadar güzel yaratmissin " demistim. Kizamadim, cünkü bir dakika önce güzel kokusunu sineme cekmistim , bakmaya kiyamamis kokusuna hayran kalmistim, cünkü batmadan önce yüregime koymus onu sevmistim... dikenini unutmusmuydum? unutmustum dikenini... unutmustum iste....

acitmayayim diye dokunmaya cekindigim gül, ince ve derin bir yara acmisti parmagima... gülümsedim yarayada... süzülen iki damla kanada... cünkü o yarayi acan bakmaya kiyamadigim o güldü...

.... .... ....

sevdiklerimizin yüregimizde actiklari yaralarda aslinda o gülün actigi yara gibi degilmiydi... ince ve derin bir yara... aslinda cok önemsiz gibi görünsede her kimildadiginizda yüreginizi inceden sizlatan bir yara... ama dostlariniz o yarayi acmadan önce siz muhabbet dolu kokularini sineye cekmistiniz, zamani, mekani ve kalbinizi paylasmistiniz... yarayi acmadan önce siz onlari kalbinize koymustunuz... kizabilirmiydiniz... kizamazdiniz elbet...

İçeriği paylaş

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: