warning: Creating default object from empty value in /home/ailem/domains/ailem.gen.tr/private_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Çocuk Yetiştirmek

Tartışın ve dinleyin

Çocuklarınızın inançlarını ve düşüncelerini kendileriyle tartışarak formüle etmelerine yardımcı olabilirsiniz. Yaşları küçükken, konular elbette onların ilgi alanlarını kapsayacaktır (örneğin, en sevdikleri TV programı ya da bugün okulda olanlar), fakat yaşları büyüdükçe bu tür tartışmaları genişletip daha soyut ve genel konulara getirebilirsiniz.
Aile içindeki tartışmalar fikir olarak size hoş gelmeyebilir, fakat karşılıklı saygının hakim olduğu bir atmosfer sağlanabilirse, tartışmaların özgüven geliştirmede çok yararlı olduğu kesindir. Bu tür tartışmalar çocukların kendilerine yakın buldukları ya da ilgilerini çeken fikirleri benimsemelerine yardımcı olur.

Aynı düşünce ve değerleri paylaştığınız gerekçesiyle, çocuklarınızla tartışacak birşeyler bulamıyorsanız, bilerek "şeytanın avu-katlığı"nı yapın ve çocuklarınızın kendi görüşlerini (ve dış özgüven için çok gerekli olan tartışma becerilerini) savunabilecekleri tartışma ortamları yaratmaya çalışın.

4. Aşama - Çocuk bakımı ve gelişimi konusunda bilginizi arttırın

"Bilgi, gücün kaynağıdır."

Bu söz her alanda olduğu gibi, özgüven kazanmada da geçerlidir. Son 50 yılda tüm dünyada, bilimsel araştırmalar ve hızlı bilgi ve beceri alışverişi sayesinde, çocuk bakımı konusunda çok yol katedildi. Bu bilgiler sayesinde artık bizler, fiziksel açıdan sağlıklı, duygusal bakımdan güçlü ve sosyal anlamda becerili çocuklar yetiştirebiliyoruz. Anababaları bu yenilikleri kabullenmiş ya da kabullenmeye istekli olan çocukların özgüvenli insanlar olarak yetiştirileceklerine inanıyorum.

Babalarımızın yetindiklerinin bizler için yeterli olmadığına her gün daha çok inanıyorum.
Oscar Wilde

Her şeyden haberdar, öğrenmeye istekli ve ilgili olan (ben her şeyi biliyorum diyenlerin aksine) anababaların şu konularda daha iyi olacaklarına inanıyorum:

- Çocuklarının potansiyellerinden en iyi biçimde yararlanabilmeleri için gereken kaynakları sağlamak,
- Kolaylıkla karar verebildikleri ve bir kriz döneminde neyin yapılması, neyin yapılmaması gerektiğini çok iyi bildikleri için, çocuklarına güvende olduklarını hissettirmek (örneğin, ufak tefek sorunlarda doktora koşmamak),

Kişisel dokunulmazlık

Çocuğun kendine ait özel bir odasının olması, özsaygısının gelişmesine yardımcı olur. Elbette her çocuğun kendine ait bir odası olmayabilir, ama hiç değilse bir odanın bir bölümünün kendine ait olduğunu bilmesinin çok yararı vardır. Bu da olanak dışı ise, özel bir dolap, hatta bir çekmece çocuğun ayrı bir birey olduğununun somut bir sembolüdür.

Son olarak, yaşadıkları ev nasıl bir ev olursa olsun, çocukların evleriyle ilgili sorumluluklar üstlenmesi gerekir. Sadece yaşadıkları alanın hijyen koşullarına uygun, ekonomik ve düzenli olması gerektiğini değil, aynı zamanda, tüm çevrelerinin düzeninden ve temizliğinden de sorumlu olduklarını bilmelidirler. Gerçekte bunların sağlanmasının ve koyulan kuralların uygulanmasının çok kolay olmadığını biliyorum, ama lütfen kararlarınızı azimle sürdürmeye çalışın ve 4. Bölüm´de sizlere önereceğim bazı ipuçlarını ve stratejileri deneyin.

ALIŞTIRMA: Evin kontrolü

Dış dünyayla yeterince temasınız var mı?

Günümüzde pek çok ailede hem annenin, hem de babanın çalışması ve yaşamlarının çok stresli olması, evlerini sığınak gibi görmelerine neden olmaktadır. Diğer taraftan, çocukların bireyi oldukları ailenin, ileride çocukların da bir üyesi olacağı bir dünyadan kopuk olmaması gerekir.

Kendinize şu soruları sorun:

- Aileniz toplumla dostluk ve işbirliği içinde yaşama konusunda çocuklarınıza yeterli ve iyi bir model oluşturuyor mu?
- Aileniz çocuklarınızın geniş çevrelerini şekillendirmesinde etkin bir rol oynuyor mu?
- Değişik çevrelerden ve yeterli sayıda konuklarınız oluyor mu?
- Ailece evin dışında da yeterince vakit geçiriyor musunuz?

ALIŞTIRMA: Ailenin kontrolü

Bu alıştırmayı varsa, eşinizle yapın. Eşiniz bu konuda istekli değilse, ya da yalnız yaşıyorsanız, alıştırmayı tek başınıza yapabilirsiniz, ancak sonucu mutlaka yakın bir arkadaşınızla tartışın.

Her bir alıştırmayı yaparken, yukarıda ilgili bölümü okumanız gerekebilir.

Her biriniz ailenizin en önemli üç amacını yazın.

Yazdıklarınızı karşılaştırın, tartışın ve ortak bir amaç listesi yazın.

Etkin ve yeterli bir iletişim var mı?

Aileler farklı kuşaklardan oluştuğu için, iletişim konusunun sık sık sorunlara neden olması kaçınılmazdır. Aynı zamanda farklı cinsiyetlerin de birarada bulunması iletişimde sorunlar çıkması riskini daha da arttırır.
Daha önce de değindiğimiz bir başka önemli sorun ise, içimizdeki "otomatik pilotun (içgüdüsel anababa) devreye girip, kontrolümüz dışında sinyaller vermesidir.

Bu nedenle, aile bireylerinin birbirlerine gönderdikleri mesajların doğru anlaşılıp anlaşılmadığını düzenli olarak kontrol edilmesi gerekir. (Bu konunun anababanın en zor sorumluluklarından biri olduğunu düşünüyorum.) Bir kez daha ifade etmek isterim ki, her ailenin ve bu ailelerdeki her bir bireyin iletişim şekli bir diğerininkine benzemez. Kimileri birbirine göndermek istedikleri mesajı çok fazla sözcük kullanarak gönderirken, kimileri daha çok vücut dilini kullanır. Diğerleri eylemleri göz önünde bulundururken, bazıları yazılı dil kullanır. Bu nedenle de, mesajı hem gönderenin, hem de alanın tümü ile anlaması koşulu ile, hiçbir yöntem bir diğerinden daha iyidir demek olası değildir.

Kurallar açık mı ve herkes tarafından kabul ediliyor mu?

Aynı çatı altında güvenli ve uyum içinde bir yaşam sürebilmek için, her ailenin bazı kurallarının olması gerekir. Çocukların özgüvenini etkileyen aile kuralları ile ilgili belli başlı sorunlar şunlardır:

Çocuk bir kuralın varlığından, ilk kez bu kuralı çiğnediği zaman haberdar olur. (Örneğin, "5 yaşın üstündeki her çocuk, içeceğini yere döktüğü zaman, kendisi temizler." kuralını "Döktüğünü hâlâ neden temizlemedin?" sorusu ile karşılaştığında öğrenir.)

Çocuklar anlaşmazlık konusu olan bazı kuralların "çapraz ateş"i arasında kalır. Bazen, eğer "kurallar"la ilgili anlaşmazlıklar anababanın ilişkisini olumsuz yönde etkilerse, o zaman çocuk duygusal olarak daha fazla zarar görür, çünkü çocuk anne ve babanın birbiri üzerinde üstünlük kurmaya çalışmasının, kendi gereksinimlerinden daha önemli olduğu duygusuna kapılabilir.

Kendine Saygısını Kazandıracak Bir Dil

İşte size çocuklarımıza yüksek sesle söylememiz gereken sözlerden birkaçı. Eğer aynı zamanda, ses tonunuz sevgi doluysa, gülümsüyorsanız, ona sarılıyorsanız, gözleriniz pırıl pırılsa ve heyecandan çığlıklar atıyorsanız, söylediklerinizin etkisi çok daha büyük olacaktır.

Olumlu duygulan paylaşmak
Seni seviyorum
Seninle beraberken çok mutluyum
Seninle oyun oynamaya bayılıyorum
Sana kitap okumak çok hoşuma gidiyor
Yaşamıma ne kadar neşe kattığını biliyor musun?
Bugünü seninle geçirmekten ne kadar mutluyum, biliyor musun?
Sen ...ken ne kadar mutlu oldum biliyor musun?
Sen ...ca ne kadar mutlu oldum anlatamam
... görünce seninle ne kadar gurur duydum anlatamam
Takdir ettiğinizi belirtme
Senin bu ... böyle yapman çok hoşuma gidiyor
Seni seviyorum, çünkü ...
Benim için çok önemlisin, çünkü ...
Senin ...e özel bir yeteneğin var
Bu dünyada senin gibisi yok, çünkü ...
Çok güzel gülümsüyorsun
Ne kadar duygulu şarkı söylüyorsun
Seninle beraberken çok iyi vakit geçiriyorum
Ne kadar yaratıcı gücün var. Şu yaptığına bak
Başkalarını incitmemek için ne kadar çaba harcıyorsun

Saygısını Azaltacak Dil Kullanmamak

Aşağıdaki sözcükleri belki de çok masumane kullanıyorsunuzdur. Fakat unutmayın ki, bu sözcüklere eşlik eden sözsüz bir dil de varsa, işte o zaman kullanılan sözcükler artık aşağılayıcı ve zarar verici olur. (Örneğin, müstehzi bir gülüş, saldırgan bir ses tonu, bıkkınlık ifade eden bir iç çekiş, havaya kalkmış kaşlar, başın ters ters sallanması, vs.)

Etiket
Siz çocuklar...
Senin gibi insanlar...
Şimdiki çocuklar...
Ne kadar tipik bir çocuksun
Ne kadar inatçısın
Şimdi bu giydiklerin mi moda? Ah, şimdiki nesil...
Amatör psikologlar
Ne kadar tembelsin...
Ne kadar düşüncesizsin...
Bebek gibi davranıyorsun
Bence senin sorunun...
Kendini... hissetmiyorsun, sadece ...
Gerçekten bunları söylemek istediğini zannetmiyorum
Sadece sorun çıkarmak için böyle davranıyorsun
Bir dakika şurada oturup, beni dinleyemiyorsun, değil mi?
Bu sana göre bir iş değil
Biliyorum sen böyle ...
Dikkat çekmek istiyorsun
Aman sen deneme
Sen yapamazsın
Söylemek istediği şey
Mesafe koymak
Çocukların her dediğine kulak asma Tamam! Pes ettim. Seni dinlemiyorum
Karşılaştırmak

Sözcüklerinizi çok dikkatli seçin

Bütün anababalar bazen utanç duyacakları şeyler söylerler. Hepimizin dağarcığında içimizdeki içgüdüsel anababaya programlanmış, karşımızdakini ezecek bazı sözcükler vardır. Ancak, elbette söylediklerimize azami dikkati göstererek, bu sözcükleri daha az kullanmayı başarabiliriz. "Bu garip sözcüklerin ne zararı olur ki" diyebilirsiniz, ama bunları her gün işiten bir çocuğun benlik imgesi zarar görebilir.

Aşağıda vereceğim örneklere bir göz atın - hatta sizin sürekli kullandıklarınızı da (sürekli kullandığınız, ama "keşke böyle demeseydim" dedikleriniz) bu listeye ekleyin. Sonra bu listeyi ailenize verin ve bu sözlerden birini kullandığınızda sizi uyarmalarını isteyin. Böylelikle benlik saygılarına zarar verecek bir dil kullanmak yerine, sözcükleri daha dikkatli seçebilir ve gerektiğinde özür dileyebilirsiniz, (ilerideki bölümlerde kendinizi daha iyi ifade edebileceğiniz ve daha yapıcı bir dil kullanabilmeniz için değişik bilgiler bulacaksınız.)

Her bir çocuğun gereksinimine göre zaman ayırın

Çocuğunuz birden fazlaysa, her bir çocuğunuza ayrı zaman ayırabilmeniz çok önemlidir, ancak unutmayın bu zamanı eşit olarak bölmeniz gerekmez. Zamanınızı ve enerjinizi çocuğun gereksinimine göre ayırmanız daha akıllıca olacaktır. Kardeşlerine daha çok ilgi gösterirsek, bir çocuğun benlik saygısına zarar vereceğimiz gibi bir yanlış inanış da söz konusudur. Aslında, bütün insanların eşit olmasına karşın, herkesin aynı ölçüde desteğe ve dikkate gereksinimi olmadığı dersini, çocuklar normal bir aile yaşamında öğrenirler. Ve elbette, eğer çocuk yeterince iç özgüven kazanmışsa, benlik saygısı da, gereksinimi kendininkinden fazla olanlara karşı daha cömert ve düşünceli olma fırsatı verilerek güçlendirilebilir.

Kendilerini aşağılamalarını engelleyin

Çocuklarınız benlik saygılarını kaybetmeye başlar başlamaz (içinde yaşadıkları kültür nedeniyle, belli bir yaşta bu kaçınılmazdır), kendilerini nasıl aşağıladıklarına dikkatlerini çekebilir ve duygularını farklı bir şekilde nasıl ifade etmeleri gerektiğini öğretebilirsiniz. Örneğin:

Kızınız - "Ne kadar aptal bir kızım! Bak ne yaptım?"
Siz - "Kendine aptal dememelisin. Çünkü sen aptal değilsin. Şöyle diyebilirsin "Artık bıktım, çünkü..."

Onların düzeyine inmeyi bilin

Bunun hem fiziksel, hem de zihinsel anlamda yapılması çok önemlidir. Pek çoğumuzun çocuklarla konuşurken eğilmek yerine, diz çökmek gerektiğini bilmemize karşın, bunu her zaman yapmadığını biliyorum. Bunu çocuğunuz söylediklerinizden sıkılıyorken de, birlikte hoş vakit geçirirken de yapmanız önemlidir. Fiziksel duruşunuzu değiştirmekle ona, duygularını anladığınız mesajını verirsiniz.

Ayrıca, çocukların zihinsel düzeyine inebilmeniz de çok önemlidir. Bu çocuğunuzun bulunduğu yaşın gerektirdiği özel dili öğrenmeniz anlamına gelmez. Sadece sizin konuştuğunuz sözcükleri ve kavramları anlayacak yaşa gelmeden, onları kullanmayın. Kullandığınız dilin uygun olmadığını düşünüyorsanız, televizyondaki çocuk programlarını izleyebilir ya da onların en sevdiği kitapları okuyabilir ve "uzman"ların kullandığı dil hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Zaman zaman söylediklerinizi anlayıp anlamadıklarını kontrol etmek için, söylediklerinizi tekrar etmelerini de isteyebilirsiniz.

Çocuklarınızın, yaşamınızdaki olumlu etkilerini onlarla paylaşın

Onlara, varlıklarının yaşamınızın niteliği üzerinde ne kadar olumlu bir etki yaptığını anlatın. Eğer sorunlarınızı da onlarla paylaşıyorsanız, onların her türlü sıkıntıya değdiğini belirtin ve yaşammızdaki olumlu katkılarından söz ederek, paylaştıklarınızı dengeleyin. Tanıdığım insanların çoğu çocukluklarını, ya doğum esnasında annelerine çektirdiklerinin, ya aile bütçesine getirdikleri yükün ya da zaten stresli bir insan olan babalarının sıkıntısını daha da arttırdıklarının ezikliği ile geçirmişlerdir.

Bu nedenle, çocuklarınız dünyayı yepyeni bir gözle görmenizi sağladı ise ya da her şeyin üzerinde tuttuğunuz bir sevgiyi ve güveni size ya-şattılarsa, lütfen bunları onlarla paylaşın ve kendinize saklamayın. Çünkü, her türlü sıkıntıya değdiklerini bilmek isterler.

Çocuğunuza Kendisini Sevmeyi Nasıl Öğreteceksiniz?

İç özgüven için gereken dört önemli noktayı bir kez daha anımsayalım:

• Kendini sevmek
• Kendini tanımak
• Kendine açık hedefler koymak
• Pozitif düşünce

Bu niteliklerin her biri ana baba olarak bizlerin tutumu ve davranışlarıyla orantılı olarak önemli ölçüde artar ya da azalır. Bu bölümde, sadece çocuklarımızın kendilerini iyi hissetmelerinde değil, aynı zamanda tüm dünyaya karşı iyimser bir tavır takınmalarında da biz anababaların nasıl yardımı olacağı konusunda birtakım pratik çözümlerden söz edeceğim.

Yeterince İyi Bir Aile Olmanın Yolları

"Bütün suç ailemde - annem hep ailenin dışında bir insan gibi davranırdı."

"Onun kabuğunun dışına çıkamamasına hiç şaşmıyorum - zaten onun aile ortamına dışarıdan birinin girmesi kesinlikle mümkün değildir."

"Herkesin birbiriyle yarıştığı bir aile ortamında, zavallı kızın başarı duygusu tatmasını nasıl bekleyebilirsiniz ki?"

"O ailede herkes kendisini başkalarından üstün görüyor - çocuklarına çok acıyorum. Zavallılar sanki kafeste büyüyor. Ne dışarıda oynamalarına, ne de alışverişe gitmelerine izin veriliyor. Yüzmeye bile ailece gidiyorlar."

Bunlar profesyonel psikologların değil, sokakta yürürken ya da trende seyahat ederken kulak misafiri olduğum bazı insanların konuşmaları. Aslında, yetenekli bir kulak misafiri bu tür gözlemlerle bir haftada bir kitap yazacak kadar malzeme toplayabilir!

Çocukların iç ve dış özgüven kazanmalarında aile yaşamının çok olumsuz etkileri olabileceğinin kabul edilmesine karşın, acaba "olumlu" etkisi olan niteliklerden herkesin haberi var mı?

Sağlıklı Bir Ev Ortamını Nasıl Sağlayabilirsiniz?

‘Yaşam evde başlar.’ T.S. Eliot

Ailenizi nasıl hazırlayacaksınız?

Pek çoğumuzun çocuklarımızı yetiştirdiğimiz ev ortamı ile ilgili olarak pek fazla bir seçim hakkı yoktur. Ancak, eğer böyle bir seçim hakkınız varsa, aklımızdan hiç çıkarmamanız gereken önemli birkaç nokta vardır. Bu kitabı okuyanların çoğunun, bu konuda da zaten ellerinden geleni yaptıklarına inanmama karşın, bu bölümü yazmak konusunda ısrarlıydım. Çünkü, ben de "Parent Effectiveness Training" (Etkin Ana-babalık Eğitimi) adlı kitabın yazarı Dr Thomas Gordon´ınkine benzer bir deneyim yaşadım:

‘Pek çok anababanın, konuklarına, çocuklarına gösterdiklerinden daha çok saygı ve ilgi göstermelerine çok şaşarım. Anababaların büyük kısmı, sanki çocukların çevrelerine uyum göstermesi gerektiğini düşünüyor.’

Çocukluğumun büyük bir bölümünü belediye yetkililerinin gözetimi altında geçirdim. Yaşadığım mekânlar resmi kuruluşlardı ve buralarda, içinde yaşayanların fizyolojik gereksinimlerinden çok, kafalarının etkin ve temiz olmasına önem veriliyordu.

Süper özgüven

Bu terimi, daha önce de söz ettiğim özelliklerin tümünün biraraya gelmesinden oluşan özgüven tipi için kullanıyorum. Süper özgüvenin diğerlerinden daha güçlü olmasının nedeni, iç ve dış özgüven arasındaki ilişkinin sürekli birbirini desteklemesidir.

İşte, çocuklar yuvadan uçmadan önce, hepsinin geliştirmesini yürekten istediğim ve "ideal" olan özgüven tipi budur. Ancak, gerçekçi olmak gerekirse, anababaların asıl amacının çocuklarına iç ve dış özgüveni "yeterince" vermek olmalı. Ayrıca, bir diğer önemli konu ise, özgüven çocuklukta kazanılırsa, "süper" özgüveni yetişkin oluncaya kadar geçen sürede kendiliklerinden kazanabilirler.

Özgüven (Kendine Güven) Nedir?

Son yıllarda "özgüven" sözcüğünü kullanmak çok moda oldu. Artık, araba, sigorta poliçesi, futbolcu, hatta hatta ruj satışlarında bile özgüven sözcüğü sık sık kullanılıyor. Bu sözcük herkese farklı şeyler ifade ediyor. Öyleyse, önce bu sözcüğü insanlar için kullandığımızda ne anlama geldiğini netleştirmemiz gerekir.

Pek çoğumuzun da bildiği gibi en çok karşılaşılan tanım şudur: "Özgüvenli insanlar, kendilerinden memnun ve kendileriyle barışık insanlardır."

Genel anlamda bu kavram çok net değildir ve kendimiz ya da çocuklarımız hakkında "kendinden memnun" ya da "kendisiyle barışık" terimlerini kullanmak isteyince, hemen birtakım sınırlamalar koymamız gerektiğini farkederiz. Ve işte bu noktada, "Özgüvenli insan nedir?" sorusunun yanıtını tam olarak verebilmenin önemini kavrarız.

Destekleyici ve paylaşımcı babalar

İnsanın kişilik özellikleri çeşit çeşit. İnsanda olması gereken en güzel özelliklerden biri de paylaşımcı ve destekleyici bir yapıya sahip olması. Eleştirmek, kurallar koymak, baskı yapmak, kızıp-bağırmak, yönetmek gibi eylemler kolay yapılabilen davranışlar arasında yer alırken, sevdiklerini desteklemek ve duyguları, düşünceleri paylaşmak ne yazık ki çok sık rastlanmayan ve insanın yapmakta zorlandığı davranışlar arasında yer almakta. Davranış bilimciler bunun nedenini, kişinin kendini kontrol etmesi ve bu kontrolün kolay olmaması olarak açıklıyorlar. Gerçekten de iç dünyamızı ve tepkilerimizi kontrol etmemiz çok da kolay değil. Ancak bunu başarabilen insanlar da yok değil.

Burada önemli faktörlerden birinin de, çocuklara saygı duymayı öğrenmemiş olmamız diye düşünüyorum. Çocuk büyütmeyi; onu devamlı kontrol etmek, onu yönlendirmek değil de, yönetmek, yasaklar koymak olarak niteliyoruz. Çocukları her an yanlış yapacak, potansiyel güvenilmez varlıklar olarak görüyoruz.

Sorumluluk duygusu gelişmemiş babalar

Sorumluluklarımız bizi hayata taşıyan ve yaşamı anlamlandırmamıza neden olan kimi zaman pozitif, kimi zaman da negatif yüklerimizdir. Sorumluluk duygusu çocuğa daha çok küçükken aşılanması gereken bir duygudur. Çünkü çocuk tüm yaşamı boyunca bu duygusu sayesinde ya başarılı ve mutlu olacak ya da başarısız olup yakınlarını mutsuz edecektir.

Sorumluluk duygusu gelişmemiş pek çok baba olduğunu biliyoruz. Bu babaların kişilik yapılarım incelediğimizde, sorumluluk almayı sevmeyen, sorumluluktan kaçan, sorumluluklarını başkalarının üzerine atmayı alışkanlık edinen erkeklerle karşılaşıyoruz. Sorumluluk duygusundan yoksun olan babalar doğal olarak çocuklarıyla ilgili de hiçbir sorumluluğu almazlar. Çocuklarına ilişkin tüm sorumluğu eşlerine yüklerler.

Yeni doğan bebeklerinin bakımıyla ilgili hiçbir görev yükünmezler. Anne geceler boyu bebekle ilgilenirken onlar mışıl mışıl uyurlar ve bundan asla rahatsız olmazlar. Bebeğin mamasını yapmak, gazını çıkarmak ya da bebekle ilgilenmek onlara Çok uzak davranışlardır.

İçeriği paylaş

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: