warning: Creating default object from empty value in /home/ailem/domains/ailem.gen.tr/private_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Çocuk Eğitimi

Onlara haklarını öğretin

Çocuklarınızın kendilerini iyi ifade edebilmeyi öğrenebilmeleri için, önce bunun hakları olduğunu bilmeleri gerekir. Maalesef toplumumuzda hâlâ "iyi çocuk" "yumuşak başlı ve alçak gönüllü çocuk" anlamına gelmektedir.

Çocuklarınıza vurgulamanız gereken haklarından bazılarını 121. sayfada bir liste halinde sunuyorum. Bunlar sık sık istismar edilen ve sorgulanan haklardır. Bunları liste halinde vermemin amacı, hem sizin, hem de çocuğunuzun bu hakları çok iyi öğrenmeniz ve kafalarınızda yer

Haklarım

Yanıt "hayır" olsa da, isteklerimi almaya hakkım var
Karşımdaki kişi yardım etmek istemese ya da meşgul olsa bile, yardım istemeye hakkım var
Başkalarına saçma gelse de, benim de fikir sahibi olmaya hakkım var
Başkaları doğru bulmasa da, benim de duygularım olmasına hakkım var
Özellikle elimden geleni yapmaya çalıştığımda, hata yapmaya hakkım var
Başkaları başaracağıma inanmasa bile, tekrar tekrar denemeye hakkım var
Başkaları onaylamasa da, fikrimi değiştirmeye hakkım var
Başkaları kendilerine anlatmam konusunda ısrarlı olsa bile, sırlarım olmasına hakkım var

Kendini İyi İfade Edebilme

Kendimizi iyi ifade edebilmek, kendimiz olmayı, insan haklarına saygı göstermeyi ve başkalarının haklarını çiğnemeden, isteklerimizi ve gereksinimlerimizi dolaysız ve enerjik bir biçimde elde etmemizi olanaklı kılar.

Çocuğunuzun kendini iyi ifade edebilmesine yardımcı olabilirseniz, sadece kendine olan güveninin güçlenmesine yardımcı olmayacak, aynı zamanda onun birlikte olunması çok kolay bir insan olmasını sağlayacaksınız.

Her ne kadar "kendini iyi ifade edebilme" sözcüğü son yıllarda çok sık kullanılıyorsa da, bu kavramın agresif ya da pasif davranış biçimleriyle karıştırıldığını düşünüyorum. Bu üç ana davranış biçiminin her birinin iyi ve kötü yanları olmasına karşın, kendine güvenen insanların kullandığı davranış biçimi kendini iyi ifade edebilmedir ve çocuklarınızın kazanması gereken davranış biçimi de budur.

Eğer "kendini iyi ifade edebilme" konusunda kafanızda bir belirsizlik varsa, aşağıdaki kısa bilginin, bu üç ana davranış biçiminin aralarındaki farkı açıklığa kavuşturmanızda yararı olacaktır.

Pratik yapma

Çocuklarınıza, ne kadar pratik yaparlarsa, fikirlerini o kadar iyi savunabileceklerini anlatın. Kendilerini engelleyen fiziksel bir neden olmadıkça, herkesin konuşma sanatını öğrenebileceğini anlatın.

Sizlerin de, pratik yapma konusunda şunları bilmeniz gerekir:

a) Yapılan iş ne kadar eğlenceli olursa, çocuklarınız da o kadar çok şey öğrenecektir.

b) Ne kadar erken yaşta başlarsanız, bu hem sizin için, hem de onlar için o kadar kolay olur.

Toplum önünde konuşma

Bu, çocukların tutukluk çektiği diğer bir konudur, ilkokulun birinci, ikinci sınıflarında öğretmen sınıfta kimin bir öykü anlatmak ya da kitap okumak istediğini sorsa, bütün sınıf parmak kaldırır. Fakat 10 yıl sonra aynı çocuklara aynı şey sorulduğunda, kaç çocuk çıkacaktır, sizce? Çocuklar ergenlik dönemine girdiklerinde, hem toplum önünde konuşma isteklerini kaybederler, hem de bu konuda çok beceriksizleşirler. içlerinden sadece birkaç tanesi (özellikle de dışa dönük ya da agresif olanlar) bulundukları grubun "ses"i haline gelir. Ve böylelikle bu çocukların toplum önünde konuşma becerileri gelişir, içlerinde çok karizmatik ve çok güzel konuşan çocukların da bulunabileceği grubun diğer elemanları, farkedilmemek için dua ederek arka saflara çekilirler.

Kendini değerlendirebilmesini öğretin

Çocuklarınızı kendi davranışlarını ve performanslarını değerlendirmeleri konusunda teşvik edin. Kendini değerlendirme becerisini artık okullarda da öğretmeye çalışıyorlar ve ben çocukların bundan çok şey öğrendiklerine inanıyorum. Çocuğunuz kendi değerlendirmesini yapana kadar, siz kendi değerlendirmenizi kesinlikle dile getirmeyin. Örneğin, çocuğunuz size yaptığı iki resmi gösterir ve siz birini çok beğenirseniz, çocuğunuz kendi fikrini söyleyene kadar, sakın hiçbir şey söylemeyin. Daha sonra, kendisine neden o resmi beğendiğini sorun. Ya da çocuklarınız kavga ediyorsa, sakin olmaya çalışın, onları ayırıp sakinleşmelerini bekleyin. Daha sonra davranışları hakkında ne düşündüklerini sorun.

ALIŞTIRMA: Çocukların kendilerini tanımalarına yardım etmek

Eleştirileriniz dolaysız, dürüst ve açık olsun

Anababaların çoğu, kendilerine olan güvenlerini sarsmamak için, çocuklarını fazla eleştirmek istemez. Oysa, kişinin kendini tanıyabilmesi için eleştiri her zaman gerekli bir araçtır. Eleştirilerinizi iyi ifade edebilir ve yapıcı eleştirilerde bulunursanız, çocuğunuz olumsuz da olsa, tüm eleştirilerinizi dikkatle dinleyecektir. Size kontrol listesi olarak kullanabileceğiniz önerilerde bulunmak istiyorum.

- Mümkünse, doğru zamanı ve yeri seçin. (Örneğin, çocuk yatmadan önce, arkadaşlarının önünde, ya da sabah uyanır uyanmaz değil.) Eleştiriler daha uygun bir yerde yapılmak üzere ileri bir zamana ertelenebilir (fakat çocuk küçükse, eleştirinin çok ertelenmemesi gerekir).

- Eleştirilerinize, mümkünse, olumlu bir gözleminiz ya da yorumunuzla başlamanızda yarar vardır. (Örneğin, "Ayşe, seni çok seviyorum, ama ..." ya da "Ödevlerini hiç aksatmadığını biliyorum, ama geçen hafta ...")

Riske atılmalarını teşvik ederek potansiyellerini sınamalarını sağlayın

Çocuklarınızın yaşamlarını riske atmalarını kasdetmiyorum elbette. Ancak, zor ya da hoşlanmadıkları şeyleri yapmaları için teşvik edilirlerse, kendilerini daha iyi tanıyacaklardır. Bu tür güçlüklerle yüzyüze geldiklerinde, isteyerek seçtikleri ve daha güvenli konuları seçtiklerinde hiçbir zaman keşfedemeyecekleri konularda da güçlü olduklarının, ilgi duydukları noktaların ve becerilerinin farkına varacaklardır.

Yalnız şunu unutmamak gerekir ki, çocuklarımızı bu yeni deneyime hazırlamak için, özellikle de başarısız olma korkularıyla nasıl başa çıkabilecekleri konusunda yardımımıza gereksinim duydukları takdirde, daha çok zamana ihtiyacımız olacaktır. Çocukların, ancak çok az bir bölümünün kendilerine olan güvenleri, ummadıkları şeylerle karşı karşıya gelince zarar görmez. (Çocuğunuzun korku ile başa çıkasında nasıl yardımcı olacağınız konusunda 11. Bölüm´e bakınız.)

5. Aşama- Stresle başa çıkabilmenin yolları

Stresle başa çıkma ile ilgili kurslar, artık başarılı şirketlerin eğitim programlarının en önemli bölümünü oluşturuyor. Eminim bu gelişme, yöneticilerin birdenbire fedakâr insanlar olmalarından kaynaklanmıyor. Bu insanlar, sadece stresle başa çıkmayı öğrenmenin randımanı arttırdığını farkettiler. Anababalann da aynı dersi almasında yarar görüyorum. Üstelik onların yaşadığı stres, iş yaşamındaki stresten çok daha yoğundur. Anababalık görevi fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak çok fedakârlık gerektirir. Üstelik kendinizi kötü hissettiğiniz durumlarla başa çıkabilmek için, yaptığınız fedakârlıkların ödülünü de çok geç alırsınız.

Stresle başedememenizin çocuklarınızın özgüven kazanmasında ne tür olumsuz etkileri olur? iki önemli etkisi olduğu kanısındayım: ilki çok stresli iken, yeterince sabırlı olamayıp davranmanız gerektiği gibi davranamamak. Örneğin, çok stresliysek:

- çocuğumuz ayakkabısını bağlamaya çalışırken, sabredemeyip biz bağlarız.
- çocuğumuzun oyuncaklarıyla yaptığı "şahane" kaleyi farketmeyip, sadece yerdeki dağınıklığı görürüz.

Haksızlıkla karşılaştığında onun tarafını tutun ve onu koruyun

Toplumumuzda çocuk haklan her geçen gün daha da önem kazansa da, çocuklarımızın bir biçimde haksızlık ya da istismarla yüz yüze gelmesi ve bu yüzden kendilerini çok güçsüz ve zayıf hissetmeleri olasıdır. Günlük yaşamda başlarına çok değişik şeyler gelebilir. Örneğin:

- daha büyük çocuklar tarafından taciz edilebilir
- düşüncesiz biri çocuğunuzla alay edebilir ya da onu aşağılayabilir
- öğretmeni tarafından gereksiz yere cezalandırılabilir
- süpermarket sırasında sıralarını başkalarına kaptırabilir
- spor etkinliklerinde haksızlığa uğrayabilir
- alışveriş yaparken kendisine eksik para üstü ya da kırık bir oyuncak verilebilir

Bu tür durumlarda siz ne yapabilirsiniz? Tepkiniz elbette çocuğunuzun yaşına ve her bir olayın yapısına göre değişecektir. Aynı zamanda aşağıda söz edeceğim etkenlerin de rolü olacaktır:

Yaptığı işe karışmayarak duyduğunuz güveni belli edebilirsiniz

İster kumdan bir kale yapmak, ister zor bir matematik projesi hazırlamak olsun, çocuğun herhangi bir etkinliği tek başına yapmasına izin vermek, ona duyduğunuz saygının sözsüz ifadesidir. Ana babalar, genellikle farkında olmadan, çocuklarının sıkıntı çekmelerine dayanamayarak, gereksiz yerlerde yardıma koşarlar. Bu yüzden, çocuğunuza yardım etmeden ya da önerilerde bulunmadan önce, çocuğunuzun böyle bir yardıma gerçekten gereksinimi olup olmadığını ve benlik saygısı kazanabilmesi için onu sorunuyla başbaşa bırakmanızın daha iyi olup olmayacağını kendinize bir sorun. Şunu da unutmayın ki, çocuklar da aynı yetişkinler gibi, bir işi (genellikle hata yapsalar da) kendi kendilerine yapmaktan daha çok mutluluk duyarlar.

Bırakın güçlü oldukları konularda çocuklarınız size yardım etsinler

Belli bir süre için işsiz güçsüz kalan herkes, başkalarına yardım etme duygusunun ne olduğunu ve benlik duygusu için bunun ne kadar önemli olduğunu bilir. Bir işi kendiniz çok daha çabuk yaptığınız ya da çocukların oyunlarını bozmak istemediğiniz ve bu nedenle onlardan yardım istemediğiniz zaman, bu gerçeği anımsamanızda yarar vardır.

Çocukların yaşamlarında çok sıkıcı ve tatmin olmayacakları pek çok işi yapmaları gerekecektir, ama yine de çocukların size yardım ederek tatmin olmaları mümkündür. Eğer, birine yardım ederken çok özel yeteneklerimizi kullanıyorsak, kendimizi değerli hissetmemiz doğaldır. Örneğin, yaratıcı gücü fazla olan bir çocuğun masayı hazırlamasına ya da odayı dekore etmesine veya bir başka çocuğun bozuk paralarınızı saymasına ya da dolabınızı yeniden düzenlemesine izin verebilirsiniz.

Onların düzeyine inmeyi bilin

Bunun hem fiziksel, hem de zihinsel anlamda yapılması çok önemlidir. Pek çoğumuzun çocuklarla konuşurken eğilmek yerine, diz çökmek gerektiğini bilmemize karşın, bunu her zaman yapmadığını biliyorum. Bunu çocuğunuz söylediklerinizden sıkılıyorken de, birlikte hoş vakit geçirirken de yapmanız önemlidir. Fiziksel duruşunuzu değiştirmekle ona, duygularını anladığınız mesajını verirsiniz.

Ayrıca, çocukların zihinsel düzeyine inebilmeniz de çok önemlidir. Bu çocuğunuzun bulunduğu yaşın gerektirdiği özel dili öğrenmeniz anlamına gelmez. Sadece sizin konuştuğunuz sözcükleri ve kavramları anlayacak yaşa gelmeden, onları kullanmayın. Kullandığınız dilin uygun olmadığını düşünüyorsanız, televizyondaki çocuk programlarını izleyebilir ya da onların en sevdiği kitapları okuyabilir ve "uzman"ların kullandığı dil hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Zaman zaman söylediklerinizi anlayıp anlamadıklarını kontrol etmek için, söylediklerinizi tekrar etmelerini de isteyebilirsiniz.

Çocuk psikolojisi ve gelişimi konusunda bilgilenin

Çocuğun iç dünyasını anlamak, çocuk psikolojisini bilmek,çocuğun sorunlarına eğilmek, çocuğu büyütmek sanki sadece annelerin göreviymiş gibi algılanır. Çocuk büyütme ile ilgili kitapları anneler okur, babalar değil. Çocukla ilgili her yayını anneler takip eder, babalar değil. Danışanlarımın hepsi, eşlerine çocukla ilgili kitap ve dergi okutamadıklarından yakınırlar. Bazı erkekler eşlerine, "Sen oku, bana anlat" derler ama anlatıldığı zaman da sıkılıp dinlemezler. Çocuğun herhangi bir sorunu olduğunda anne doktora götürür, psikologa anne getirir, üstelik babalar, çocuklarını psikologa götürdü diye annelere kızarlar. Kısacası, çocuk büyütmek annelerin görevidir, babalar da eve para getirir. Anne çalışıyor olsa bile bu gerçek değişmez.

Baba olma sorumluluğunu gerçekleştirin

Beş yaşındaki Murat, babasının kendisiyle hiç oyun oynamadığından şikayet ediyordu, babası ise ona fazlasıyla oyuncak aldığını, bu oyuncaklarla yeterince oyun oynayabileceğini anlatıyordu.

Üç ve yedi yaşında iki çocuk annesi Selma, eşinin çok iyi bir koca ama asla iyi bir baba olmadığını ifade ediyordu.
On altı yaşındaki Can, anne ve babasının mutlu bir evliliği olduğunu ancak babasının kendisiyle hiçbir şeyi paylaşmadığından yakınıyordu.

İki aylık bebek annesi Yeşim, bebek doğduğundan beri eşinin eve geç geldiğinden ve bebekle asla ilgilenmediğinden yakınıyordu.

Bu şikayetler sonsuz sayıda çoğaltabileceğimiz gerçek yasam öyküleri. Bu öykülerin başrol oyuncuları ise, baba olma sorumluluğunu alamayan erkekler. Baba olmayı evliliklerine ve ailelerine yerleştiremeyen erkekler. Bu erkeklerin kişilik yapılarına baktığımızda ortak bir özellik dikkatimizi çekiyor: sorumluluk duygularının yeterince gelişmemiş olması.

Destekleyici ve paylaşımcı babalar

İnsanın kişilik özellikleri çeşit çeşit. İnsanda olması gereken en güzel özelliklerden biri de paylaşımcı ve destekleyici bir yapıya sahip olması. Eleştirmek, kurallar koymak, baskı yapmak, kızıp-bağırmak, yönetmek gibi eylemler kolay yapılabilen davranışlar arasında yer alırken, sevdiklerini desteklemek ve duyguları, düşünceleri paylaşmak ne yazık ki çok sık rastlanmayan ve insanın yapmakta zorlandığı davranışlar arasında yer almakta. Davranış bilimciler bunun nedenini, kişinin kendini kontrol etmesi ve bu kontrolün kolay olmaması olarak açıklıyorlar. Gerçekten de iç dünyamızı ve tepkilerimizi kontrol etmemiz çok da kolay değil. Ancak bunu başarabilen insanlar da yok değil.

Burada önemli faktörlerden birinin de, çocuklara saygı duymayı öğrenmemiş olmamız diye düşünüyorum. Çocuk büyütmeyi; onu devamlı kontrol etmek, onu yönlendirmek değil de, yönetmek, yasaklar koymak olarak niteliyoruz. Çocukları her an yanlış yapacak, potansiyel güvenilmez varlıklar olarak görüyoruz.

Sorun çözücü babalar

Sorunları doğru saptamak ve doğru çözümler üretebilmek, olumlu kişilik özellikleri arasında yer alır. Sorun çözücü kişiler kendi hayatlarında zorlanmadıkları gibi, başkalarının hayatlarını da kolaylaştırırlar. Ancak bu aşırı boyutlara ulaştığında ya da sürekli bir durum aldığında karşı tarafın kendisini geliştirmesini engeller.

Düşünün, her türlü sorununuza çözüm getiren bir insan var yanınızda ve başınız her sıkıştığında, her imdat dediğinizde yanınızda olacağını biliyorsunuz. Aslında oldukça hoş bir durum. Bir de madalyonun diğer yüzüne bakalım: Bu kişi bir gün hayatınızdan çıktı gitti, kendinizi nasıl hissedersiniz? Sudan çıkmış bir balık gibi, değil mi? Neyi nasıl yapacağınızı bilemezsiniz, var olan sorunlarınızı göremediğiniz gibi, görseniz bile doğru çözümler üretmekte zorlanırsınız.

Sorumluluk duygusu gelişmemiş babalar

Sorumluluklarımız bizi hayata taşıyan ve yaşamı anlamlandırmamıza neden olan kimi zaman pozitif, kimi zaman da negatif yüklerimizdir. Sorumluluk duygusu çocuğa daha çok küçükken aşılanması gereken bir duygudur. Çünkü çocuk tüm yaşamı boyunca bu duygusu sayesinde ya başarılı ve mutlu olacak ya da başarısız olup yakınlarını mutsuz edecektir.

Sorumluluk duygusu gelişmemiş pek çok baba olduğunu biliyoruz. Bu babaların kişilik yapılarım incelediğimizde, sorumluluk almayı sevmeyen, sorumluluktan kaçan, sorumluluklarını başkalarının üzerine atmayı alışkanlık edinen erkeklerle karşılaşıyoruz. Sorumluluk duygusundan yoksun olan babalar doğal olarak çocuklarıyla ilgili de hiçbir sorumluluğu almazlar. Çocuklarına ilişkin tüm sorumluğu eşlerine yüklerler.

Yeni doğan bebeklerinin bakımıyla ilgili hiçbir görev yükünmezler. Anne geceler boyu bebekle ilgilenirken onlar mışıl mışıl uyurlar ve bundan asla rahatsız olmazlar. Bebeğin mamasını yapmak, gazını çıkarmak ya da bebekle ilgilenmek onlara Çok uzak davranışlardır.

Aşırı koruyucu babalar

Genellikle kadınlara, annelere özgü sanılan bu kişilik özelliğine erkeklerde de rastlayabiliyoruz. Aşırı koruyucu anneler alışık olduğumuz için onları çok fazla yadırgamazken, aşırı koruyucu babalara rastladığımız zaman şaşırıyoruz. Bir baba çocuğuna koruyuculuğu bize ters geliyor. Gelenek ve göreneklerimizin de bunda etkisi olduğu kesin.

Aşırı koruyucu bir kişilik yapınız varsa korkularınızın esirisiniz demektir. Bizim toplumumuzda ise erkek cesur olur, gözü kara olur. Sanki erkekler için biçilmiş bir kişilik yapısı vardır, her erkek bu formata uymak zorundadır. Elbette böyle bir yorum söz konusu değil. İçlerinde korku duygusunu taşıyan çok erkek vardır ve bu erkekler baba olduklarında, aşırı koruyucu tavırlarıyla, yüreklerinde var olan potansiyel korkuyu şekilde açığa vurarlar.

Mükemmeliyetçi babalar

Mükemmeliyetçi kişilik yapısı ne kadar zordur. Kişi mükemmel olmak için hayatı boyunca nasıl da zorlanır!
Mükemmeliyetçi kişiler sadece kendilerinin değil, eşlerinin ve çocuklarının da mükemmel olması için çaba gösterirler. Bu kişilerin kendilerinin, eşlerinin ve çocuklarının mükemmel olmaları da onlara yeterli gelmez, işleri mükemmel, maaşları mükemmel, evleri mükemmel, oturdukları şehir ve semt mükemmel, arabaları mükemmel, eşyaları mükemmel, hatta komşuları bile mükemmel olmalıdır. Ne yazık! Her zaman her yerde mükemmeli arayacak ve bulamayacak olmaları ne yazık!

Mükemmeliyetçi erkekler yaşamlarındaki her kişinin, her durumun ve her konumun en olmasını isterler. En güzel, en bakımlı, en şık kadın kendi karısı olmalıdır. En güzel, en çalışkan,en başarılı çocuk kendi çocuğu olmalıdır. En iyi meslek, en yüklü maaş yine kendisinin ve en popüler insanlar dostları, komşuları olmalıdır. Mükemmeliyetçi insan enler arasında sıkışıp kalan ve asla kendisini özgür düşünmeye bırakamayan insandır.

Aşırı otoriter babalar

Belki sizin kişilik yapınız aşırı otoriter. Kurallarınız var ve bu kuralları asla esnetmiyorsunuz. Kendi kurallarınızın dışına çıkmıyor ye sizin kurallarınıza uymayanları da uyarıyorsunuz. Belki de bu yapınız yüzünden, sevdiğiniz insanlarla sorunlar yaşıyorsunuz. İş yaşamınızda size olumluluklar getiren aşın otoriter yapınız özel hayatınızda size zaman zaman mutsuzluk getirse de, siz prensiplerinizin dışına çıkmıyor, zaten çıkmak da istemiyorsunuz.

Kişilik yapınız sizin bütün yaşamınızı etkisi altına alır ve siz hayatınızı kişilik yapınızın eşliğinde yönlendirir ve yaşarsınız, işiniz, sosyal hayatınız, evliliğiniz kişiliğinizin şemsiyesinde şekillenir. Yaşamınızda kişiliğinizin doğrudan yansıdığı çok önemli bir alan daha vardır: baba olmak. Aşırı otoriter kişilik yapınız doğal olarak sizin baba olma rolünüzü ve çocuğunuzu da doğrudan etkileyecektir.

İçeriği paylaş

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: