warning: Creating default object from empty value in /home/ailem/domains/ailem.gen.tr/private_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Cemil Tokpınar

Benim annem her günün annesi

Bugün Anneler Günü, anne! Bugün unutulan anneler hatırlanacak, hediyeler verilecek, ziyaretler edilecek. Kimi çocuklar yoğun meşguliyetinden dolayı bugünü “bir telefonla” geçiştirecek. Kimileri ona da fırsat bulamayacak.
Ve bugün, bazı annelerin gözü kapıda, kulağı telefonun zilinde olacak. Bugün birçok anne mutlu olup sevinçten uçacak. Birçoğu da boşuna bekleyecek, hayal kırıklığına uğrayacak. Rengârenk çiçekler, kurdeleli hediye paketleri, “canım annem, bir tanem” sözleri sadece hayallerini süsleyecek.

Evet anne, bugün Anneler Günü… Ama benim, annemin günü değil, “günlerimin annesi” var.
Her günümü, kendisiyle, sesiyle, hayaliyle, duasıyla süslediğim, annem var. Her gördüğümde, her konuştuğumda, adımı unutmuş gibi “kuzum” diyen baş tacım var.

Dert ortağım, sır dostum, sohbet arkadaşım, dua hazinem, benim derdime benden fazla ağlayanım, gözyaşı çağlayanım, annem benim…

“En Sevgili”yle Sevgililer Günü

Geçtiğimiz yıl Ocak ayında telefonumun ajandasını açıp 14 Şubat’a, “En Büyük Sevgiliyle Sevgililer Günü” yazmıştım. Henüz Türkiye’deydik. Birkaç gün sonra eşimle hac yolculuğuna çıkacaktık ve 14 Şubat’ta Medine’de, Allah’ın habibi Peygamber Efendimizin (a.s.m.) huzurunda olacaktık.

Bize sevgiyi, sevmeyi, kimleri ve nasıl seveceğimizi öğreten Güzeller Güzelinin yanında kutlayacaktık Sevgililer Gününü.

Onu ziyaret etmeyi ve görmeyi öylesine istiyordum ki… Daha önce bir umreye, bir de hacca yazılmıştım. Ama kısmet olmamıştı. Hep aklımdaydı. Bazı ciddi kararları hacca endekslemiştim. Nihayet hayalini kurduğum gün gelmiş, mukaddes beldelere gitmek için yola çıkmıştık.

Kadir Gecesinin kadrini biliyor muyuz?

Büyük bir ülkenin sahibi ve sayısız hazineleri bulunan bir padişah tahta çıkışının yıl dönümünde, sarayın kapılarını halka açıp şöyle bir ilân yaptırmış:

“Ey millet! Herkes dilediği kadar altın, pırlanta, elmas, zümrüt, inci, mercan, zebercet alsın. Kabınızı getirin, istediğiniz kadar doldurun.”

Bedavadan hazinelerden gönlünce yararlanmak iyiymiş, hoşmuş ama; padişahın bir şartı varmış.

“Herkes hazineye akşamla sabah güneşin doğuşu arasında girebilecek.”

Halkın bir kısmı:

“Kim geceleyin uykusunu bırakıp da kalkacak, madem bir iyilik yapacaksın, evimize göndersene, deyip mışıl mışıl uyumuş.”

Bir kısmı ise:

“Gece de olsa gidelim. Fırsat bu fırsat, belki bütün ömrümüzde kazanamayacağımız kadar bir hazineye sahip oluruz” diyerek saraya koşmuş. Ama birkaç dakikada hazineden biraz altın ve mücevher alıp hemen evine gelip uyumuş.

Evliliğin Vazgeçilmezi: Paylaşım

Soğuk bir kış akşamı, bir pidecinin kapısından içeri, yaşlı bir amcayla teyze girmiş, bir masaya oturmuşlar. Amca masaya gelen garsona, büyük bir pide, bir çoban salata ve bir ayran ısmarlamış. Garson az sonra siparişleri getirmiş. Amca pideyi ikiye bölerek yarısını teyzenin önüne koymuş, sonra salatayı ikiye bölerek tabağın karşı kısmına doğru itmiş, sonra ayran bardağını ortaya koymuş, önce bir yudum kendisi içiyor, sonra da teyze bir yudum alıyormuş.

Herkes "Ne tatlılar, iki tonton buraya gelmişler, bir kişilik yemeği ikisi yiyor" diye onları izliyormuş.

Az sonra fark etmişler ki teyzenin önünde yarım pide ve salata olduğu gibi duruyor, kocasının afiyetle yemek yiyişini seyrediyor, arada bir de ayrandan bir yudum alıyormuş... Sonunda orada çalışanlardan biri dayanamamış, yanlarına gitmiş:

"Affedersiniz, ben sizi izlemekten kendimi alamadım, lütfen izin verin, size bir pide kendim ısmarlayayım" demiş.

Aileyi Ayakta Tutmak İçin

Yıllarca süren borç ödemeleri, hem kişisel ihtiyaçların karşılanmasını engelliyor, hem de ev, araba, ev eşyası, ulaşım, sağlık, giyim, mutfak harcamaları gibi aklınıza gelen tüm kalemlerde beklentilerin karşılanmamasını netice veriyor.

Yıllardır yaşadığı ailevî problemlerden dolayı bunalan Ayşe Hanım, kocası Ahmet Bey’e, umutla seslendi:

“Artık bu sorunu kendimiz çözemiyoruz. Gel bir psikoloğa gidelim.”
Ahmet Bey omuz silkti:

“Ben deli miyim ki psikoloğa gideceğim? Sorunlu olan sensin. Git kendini tedavi ettir”.

Ayşe Hanım ne psikoloğa gitmekten kaçınıyordu, ne de psikiyatriste muayene olmaktan.

“Ben sana git demiyorum ki… Birlikte gidelim. Hatasız olduğumu da düşünmüyorum. Belki gözümüzden kaçırdığımız, farkında olmadığımız hatalarımız vardır. Doktor bize hakem olsun”.

Tek taraflı gayret yeterli mi?

Tabii bir önceki bölümde geçen önerilerimizi okuyunca hemen, “Tek taraflı olmuyor, iki tarafın da gayret göstermesi gerekir” diyeceksiniz.

Tüm ikili ilişkilerde olduğu gibi, eşlerin mutluluğu da ikisinin gayretiyle olursa daha kolay ve çabuk gerçekleşir. Çünkü, söz konusu olan, bireysel davranışlar ve kişisel dünyamız değildir; karı ve kocanın oluşturduğu ailedir.

Ancak eşlerin her ikisi aynı duyarlılığı göstermeyebiliyor. Birisi, geçimsizlik diye bir sorun olduğuna bile inanmıyor. Kiminin eşi mevcut mutluluğu arttırmak için çırpınırken, diğeri yeterli görüyor.

Görüştüğümüz birçok okuyucumuz, “Ben eşimle daha iyi geçinmek için kitap okuyorum, radyo programlarınızı dinliyorum. Ama eşim hiçbir şey yapmıyor” diyor.

Mahkemeden Balayına

Ünlü aile danışmanlarından Gary Chapman, Zig Ziglar, Susan Heitler, yazdıkları kitaplarda öyle umutsuz olayların çözülüp mutluluğa dönüştüğünü anlatırlar ki, şaşar kalırsınız. Hatta aile danışmanları, sorunu çözülen kişilerce "mûcize adam" olarak tanıtılır. Çünkü, yüzde yüz bir boşanmayı engellemiş, neredeyse birbirinden nefret eden iki kişinin tekrar birbirini sevmesini sağlamış ve geçinemeyeceklerine kesin inanmış eşlerin mutlu olmalarına vesile olmuşlardır.

Oysa onlar "mûcize adam" değildirler. Başardıkları da olağanüstü bir zafer değil, herkesin yapabileceği bir "iç fetih"tir. Onlar, zaten her insanın içinde var olan hazineyi göstermiş, zenginliğe dikkat çekmiş ve yararlanma yöntemini anlatmışlardır.

Eşinizi Doğru Tanıyın

Ailevî sorunların meydana gelmesinde ve sürmesinde en önemli faktörlerden birisi, eşlerin birbirlerini yanlış tanıması ve yanlış anlamasıdır. Sorun olan ailelerde iki taraf da, kendisini hatasız ve kusursuz görüyor. Her zaman en doğruyu kendisinin yaptığını, gereken fedakârlığı gösterdiğini, ancak hep haksızlığa uğradığını düşünüyor.

İşte burada Nasreddin Hoca'nın ünlü bir fıkrası akla geliyor. Bir gün aralarında anlaşmazlık bulunan iki kişi Hocanın yanına gelir. Birinci adam, olayı kendi açısından güzelce anlatır. Bunu dinleyen Hoca:

"Haklısın" der.

Sözü alan diğer adam da, kendine göre nasıl haklı olduğunu bir güzel açıklar. Hoca aynı şekilde:

"Haklısın" der.

Olaya şahit olan Hocanın eşi dayanamaz ve itiraz eder:

"Hocam nasıl olur, ikisine de haklısın, dedin."

Hoca, biraz sıkılır ve eşini tasdik etmekten başka çare bulamaz:

"Hanım, sen de haklısın."

Muhteşem mutluluk sarayları kurabilirsiniz

Belki yeni evlisiniz, belki de aynı yastıkta nice yıllar geçirdiniz. Zaman zaman eşinizle yaşadığınız tartışmaları, anlaşmazlıkları ve huzursuzluğu düşünüp, kendi kendinize şöyle sordunuz mu hiç:

"Acaba yanlış bir evlilik mi yaptım? Neden mutluluk çiçekleri açmasını beklediğim güzel yuvamda hazan mevsimini yaşıyorum? Yemyeşil ağaçlarımın yaprağı neden dökülüyor? Hani muhteşem bir mutluluğu doyasıya yaşıyacaktım? Neden huzursuzum, mutsuzum, şevksizim?"

Evlendikten bir süre sonra kendi kendine bu tür sorular sormayan kimse neredeyse yok gibidir. Evlenen insan, özellikle ilk günlerin renkli ve neşeli gülücükleri geçtikten sonra evliliğini sorgulamaya başlar.

Ailede Kriz Yönetimi

Aile içindeki huzuru sarsan faktörlerden birisi, “parasal yetersizlikler"dir. Ev ihtiyaçlarının karşılanmasından eşinizin isteklerini yerine getirmeye, çocukların eğitiminden sizin moralinize kadar birçok konuda paranın etkili olduğu inkâr edilemez.

İşinde başarısız olan bir erkeğin zihni bir dizi sorunla doludur. Evdeki ilişkileri de bu sorunlardan olumsuz bir şekilde etkilenir. Özellikle ekonomik kriz dönemlerinde huzursuzluk artar.

Kronik geçim sıkıntısı durumunda ailenin tüm fertleri birbirlerini hem moralman, hem davranışlarıyla desteklemelidir. Maalesef, bazı aile fertleri bu duyarlılığı göstermeyebiliyor. Belki de yıllarca süren sıkıntılardan dolayı sabırları tükeniyor, birbirlerini üzmeye başlıyorlar.

Gençlik ve Aşk

Genç olarak dünya ve ahiretle ilgili birçok arzularınız, hedefleriniz vardır. Bunları gerçekleştirme yolunda hızla çabalarken türlü türlü engellerle karşılaşırsınız.

Gençlik döneminde yoğunlaşan problemler içerisinde “cinsel duygular”la ilgili imtihan kadar zor, tehlikeli, büyük ve hayatı etkileyen bir mesele yoktur. Aslında bu imtihan hayatın büyük bir safhasını içine alır. Ancak 15-30 yaş arası kadar yoğun bir biçimde hiçbir zaman yaşanmaz.

Özellikle bu zamanda cinselliğin, hemen her aşağı arzular için istismar edilmesi, karşı konulması zor bir baskı altında bırakır gençleri. Ne yazık ki, toplumsal hayatımızın her safhası, gençlerimizin bu imtihandan başarısız çıkmaları için dizayn edilmiş gibidir.

Aşk Nedir?

Aşk, evrenin muhteşem bir güzellik ve düzen içinde yaratıldığı zamandan beri var oldu. İlk insanla birlikte insanlar arasındaki en renkli, en zevkli, en zengin bir duygu çağlayanıdır aşk.

Sevginin, en yoğun ve en coşkun bir şelâle gibi çağlamasını anlatan aşk, insanları birbirine bağlayan, birbirine yaklaştıran bir sihir, bir efsun âdeta. İnsanları neredeyse gözü kapalı cezbeden bu sırlar yumağı, çok tatlıdır, çok güzeldir, çok şirindir, çok keyif vericidir...

Ancak her aşkın önünde nice tuzaklar, nice zorluklar ve nice engeller vardır. Onları aşmak; yürek, cesaret, akıl, mantık, bilgi, hüner, sabır, azim ve hepsinden önemlisi bir yöntem ister. Bu erdemleri taşımaz ve yöntemini uygulamazsanız, sevdanız yarım, aşkınız sonuçsuz, yuvanız mutsuz olur.

İşte “Ömür Boyu Aşk”, her duygunun örselendiği ve başkalaştığı bir dünyada; sevgiye ve aşka nitelik ve kimlik kazandırmak için vardır.

İçeriği paylaş

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: