warning: Creating default object from empty value in /home/ailem/domains/ailem.gen.tr/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Sevgi

Sakın kimseye 'Seni seviyorum' demeyin

Bugün sizden bir şey isteyeceğim. Sakın kimseye ''Seni seviyorum'' demeyin.

Lütfen. Kullanmayın artık bu sözü. Başka bir şey deyin birbirinize onun yerine. Duygularınıza daha denk düşen bir şey... Benim aklıma gelmiyor ama siz bulursunuz. Ne de olsa sizin duygularınız...

Hayır, içini dolduracaksanız ''Seni seviyorum''un, bir diyeceğim yok.
Ama umudum da yok.

''Seni seviyorum'' öyle ''Kendine iyi bak'' gibi bir söz değildir. Laf olsun diye söylenen...

Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde hakkını vereceksiniz.

Bir kere onu gerçekten seviyor olmanız lazım. Yani öyle dokununca geçiverecek arzularla falan karıştırmayacaksınız.

Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde, o biri en az tuttuğunuz takım kadar önemli olacak hayatınızda.!!!!!!!!!!!!!

Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde, bir saat eksik uyumayı göze alabileceksiniz!!! onu daha çok görmek uğruna.

Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde, elini tutmak da önemli olacak başka şeyler kadar.

Birine ''Seni seviyorum'' dediğinizde, ''Sevgilimsin'' de demiş olduğunuzu bileceksiniz.

Ben Böyle Biriyim

Sana hayatındaki sorunlar, şüpheler veya korkularınla ilgili çözümler sunamam....
Ama seni dinleyebilir ve senle beraber cevaplarını araştırabiliriz.

Geçmişini acılarını ve hayalkırıklıklarını değiştiremem ne de gelecekte olacakları...
Ama yardım etmek için her zaman yanında olabilirim.

Ayağının kaymasını engelleyemem...
Ama düşmemen için ve tutunman için sana elimi uzatabilirim.

Eğlencelerin, zaferlerin, başarıların ve mutluluğun benim değil..
Ama bunlar neşe içinde seninle paylaşabilirim.

Hayatta yapman için aldığın kararlar benim değil, yargıların da...
Ama sana destek olabilirim, cesaret verebilirim ve istediğinde yardım edebilirim.

Yollarımızın, değerlerimizin, ikimizin ayrı düşmesini engelleyemem...
Ama senin için dua edebilir, seninle konuşabilir ve seni bekleyebilirim

Kalbinin kırılmasını ve acı çekmeni önleyemem..
Ama parçaları toplamak, kırıkları yerine koymak için yardım edebilir ve seninle birlikte ağlayabilirim

Sana kim olduğumu söyleyemem...
Ama seni sevebilir ve dostun olabilirim..

Ben Böyle Biriyim

Kimse bilmeyecek...

Ömrüm artacak seni sevdikçe
Baharlardan koparılmış
Bir gülüşün olacak ince
Kimse bilmeyecek

Bütün saadeti evinde bulduğunu
Benim bildiğim kadar
Senin kalbini, ruhunu
Kimse bilmeyecek

Birlikte tutacak dişimiz, başımız
Bölüşeceğiz ağrılarını dünyanın
Böyle akacak hayat savaşımız
Kimse bilmeyecek

Bizden iyilik öğrenecek insanlar
Duygudan, düşünceden büyüteceğiz çocuklarımızı
İçmizden akacak zamanlar
Kimse bilmeyecek...

Oğuz Kazım Atok

Yanmayan bir ampülden nasıl mutlu olunur...

Mutluluğu yakalamak öyle kolay ki!
Sorun çıkarmak yerine, sorunlardan mutluluk çıkarmak.........

Kadın, akşam yemeği için masayı hazırlamak ve salata yapmak üzere mutfağa girerken elektrik düğmesine bastı. Işığın yanmasıyla sönmesi bir oldu. Birkaç kez bastı düğmeye, yok, yanmadı. " Galiba ampul yandı " diye düşündü. Hemen bir ampul bulup değiştirdi, yine yanmadı. Yapacak başka bir şeyi yoktu. Bu işlerde de o kadar beceriksizdi ki, öyle anlatılır gibi değil. Anahtar sıkışan bir kapı kilidini açmak, radyoda aradığı bir istasyonu bulmak, ocağın tüpünü değiştirmek onun için oldukça zordu. O nedenle şansını zorlamadı, yanmayan ampulle uğraşmaktan vazgeçti. Aspiratörün ışığını yaktı. Yarı aydınlık mutfakta çalışmaya başladı. Nasıl olsa az sonra eşi gelir ve gerekeni yapardı. Eşi, tüm onarım işlerinde çok iyiydi. Ancak birazcık ihmalkârdı ve de unutkan, hatta çok... " O, bıçağa sap takıncaya kadar, hıyarın vakti geçer." di.

Salatayı yaptı, yemek masasını hazırladı. Derken eşi geldi; yarı aydınlık mutfağa girince, mutfak lâmbasına baktı. Kadın :

Söylenmemiş sevgi sözleri neyi erteliyor?

Sevdiğinize, eşinize nasıl hitap edersiniz? Şefkat mi daha ağır basar, merhamet mi? Sevgi mi eklersiniz, emir kipinde nefret mi? Sesinize eklenti olarak ne gönderirsiniz. Her ifade edişiniz, her sesiniz bir feryat olarak mı çıkar?

Sevgiyi bulmak kolay, zor olan onu elinde tutabilmek. Sevgiyi duyabilmekle işin halledildiğini zannedenler aldanıyor. Zira iş bitmiyor belki asıl o zaman başlıyor.

Herkes sevgiden bahsediyor. Ama çoğunun gerçek sevgi ile zerre kadar bir ilgisi yok. Güya “aşk”la birbirine bağlanan bazı çiftler bir bakıyorsunuz çok geçmeden “şiddetli geçimsizlik” nedeniyle ayrılıyor. Ne kadar şişirilirse şişirilsin, ne kadar reklam cümleleriyle galeyena getirilirse getirilsin özünde ısmarlamalık ve ruhsuzluk hakimse, modern sevgiler uçucu parfüm kokusu gibi geçici oluyor ve ardında derin bir pişmanlık bırakıyor.

Irmak ile Deniz

Kime bakar sızan bedendeki göz? Eli-kolu tutar mı sarhoşun? Siz cevabı düşünedurun, ırmak yollara düşmüş, akıp durmada. Ama dedik ya, sızmış... Gözceğizi, kimbilir, hangi sırra bakmada. Deniz, seslenmiş deli ırmağa:

“-Ey yalpalaya yalpalaya giderken, çamurlara gömülüp ağlayan garip! Yardan düşmüş, ama Yâr'dan ayrı düşmemişlerin sığınışındaki aşkı anlat bana! Gel bana doğru... Ve gelirken, hadi arz-ı hâl eyle...”

Duymazdan gelmiş ırmak... Sanki, denizin sesini hiç işitmemiş gibi, kendi hâlinde, bir o yana bir bu yana, döne döne ilerlemeye devam etmiş. Deniz, birkaç kere daha seslenecek olmuş, ama ırmak aynı umursamazlıkta akmayı sürdürmüş. Deniz, gülümseyerek seyretmiş, bu başı dumanlı, bedeni yaralı ırmağı... Bir süre sonra, tekrar seslenmiş:

“-Ey kıvrıla kıvrıla giderken, bin türlü kıyıya, milyonlarca taşa baş vurmuş olan ırmak! Yardan düşmüş, ama Yâr'dan ayrı düşmemişlerin sığınışındaki aşkı anlat bana! Gel bana doğru... Ve gelirken, hadi arz-ı hâl eyle...”

Yetişkinlerin Çocuklarla Oyun Oynaması

İslam ümmetinin önderi olan Rasûlüllah'ın (s.a.v.), çocuklarla birlikte oyun oynadığını gösteren birkaç hadis sunmak istiyoruz. Tabiî Hz. Peygamber'in (s.a.v.), ana babaları ve yetişkinleri eğitmek, onların da kendisine uyarak çocuklarıyla beraber oynamalarını sağlamak için bunu yaptığını biliyoruz.

Konuyla ilgili rivayetler şunlardır:

a) Ebu Eyyûb Ensârî anlatıyor: Rasûlüllah'ın (s.a.v.) yanına girmiştim. Hasan ile Hüseyin Hz. Peygamber'in (s.a.v.) önünde ya da kucağında oynuyorlardı. Ben:

- Onları seviyor musun ya Rasûlallah? dedim. Bunun üzerine O:

- Nasıl sevmem onları? Onlar benim dünya fesleğenlerimdir; onları koklarım, buyurdu. (621)

b) Ömer b. Hattab diyor ki: Hasan ile Hüseyin'i Peygamber'in (s.a.v.) iki omuzunda gördüm. Ben:

- Altınızdaki at ne güzel! dedim. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.):

- Ne güzel atlıdır onlar! buyurdu. (622)

Sıkı Tut Yüreğini

Düşmek; bazen bir daha kalkamamaktır.

Bazen de, daha iyi kalkmak toparlanmak, eskisinden daha diri olmaktır ruh için.Elbet beden düşecek toprağa tıpkı bir yaprak gibi.

Bir kıvılcım gibi söner bedenler.Elbet bedenler toprak olur.
Ya düşen yürekse ve ruhumuzsa ne olur?

Yaşamın pırıltılarında esir ettiğimiz sımsıkı tutamadığımız yüreğimiz ne olur,ah yürekler ne olur?

Tutabilmek hayatı ve tutunabilmek biryerlere... Sımsıkı tut yüreğini ki tutundum diyebildiğin birşeyin olsun. Her insanın en çok aşina olduğu kadar bir o kadar uzak olduğu menzil değilmidir yüreğimiz ?

Öğrendim ki,

Ögrendim ki...

Öğrendim ki,
Kimseyi ,sizi sevmeye zorlayamazsınız.Kendinizi sevilecek insan
yapabilirsiniz.Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

Öğrendim ki,
Güveni geliştirmek yıllar alıyor.Yıkmak bir dakika..

Öğrendim ki,
Hayatında nelere sahip olduğun değil,kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki,
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün.Ama sonrası için
birşeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki,
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil,Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç
getirir.

Öğrendim ki,
İnsanların başına ne geldiği değil,o durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki,
Olmak istediğim insan olabilmem çok vakit alıyor.

Öğrendim ki,
Karşılık vermek,düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki,
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek.Hangisi son görüşme olacak
bilemiyorsun.

Öğrendim ki,
Sen tepkilerini kontrol edemezsen,tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki,
Kahraman dediğimiz insanlar birşey yapılması gerektiğinde,yapılması
gerekeni şartlar ne olursa olsun yapanlardır.

Öğrendim ki,

Sevgi Üç Türlüdür

“Masumi Toyotome diye bir Japon yazmış. "Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor.

- "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyormuyuz?" diye soruyor...Sonra anlatmaya başlıyor:

- "Sevgi üç türlüdür!.."

Birincinin adı "Eğer" türü sevgi!.. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar..

Örnekler veriyor: Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor. Bir şarta bağlı sevgi.. Karşılık bekleyen sevgi.. "Sevenin,istediği birşeyin sağlanması karşılığı olarak vaad edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar..

- "Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi, karşılığı bir şey kazanmaktır." Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde de, düşkırıklıkları başlıyor. Sevgi giderek nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor.

Uçamayan Kuşlarımız

“Yalnızlık neden ağır gelir, hiç düşündünüz mü? Neden ağır gelir sevgisizlik?

Yaşam, kim ne derse desin, çok ağır yüklerle doludur. Her geçen gün dolup taşan bir sistem var her bedende; her yürek ise, sanırım bu alışverişin odak noktası. İşte bu odak noktasının, bedende garip bir ağırlığı, garip bir yönetimi var gibi. Çünkü, yükler ağırlaştığında, hatta dolup taştığında, beden de ağırlaşır, hastalanır, hatta yaşam kararır. Puslu görünür tüm ekran. Karamsar bakış, taşan yüklerle, etrafa akar. Ve siz, bu taşmadan giderek artan bir mutsuzluk duymaya devam edersiniz. Tüm bu ağırlığın altında ezilen insan hep yorgun, ruh hep bitkindir.

Sevgisizliğin garip bir ağırlığı vardır. O ağırlaştıkça, beden de ağırlaşır. Nefretin bile, bir doğuşu vardır.

Mutluluğunuz ÖMÜR BOYU Sürsün...

Bir evliliğin mutlu bir şekilde yürümesi için, her şeyden önce, ailede rol paylaşımı ve herkesin rolünden memnun olması çok önemlidir.

Bu konuda bir hatıramı nakletmek istiyorum. Seneler önce, Amerika’da çalışırken, akşamları hizmet veren bir Evlilik Okulu’nun kurslarına katılmıştım. Bir akşam “Ailede Rol Paylaşımı” konusu işlendiği sırada bir bayan kalkıp söz istedi. Çözümsüz bir problemle karşı karşıya olduğunu, bu yüzden evliliğinin kopma noktasına geldiğini söyledi. Kendisi aynı zamanda bir terapist olan hoca sordu: “Size çözümsüz gibi görünen problem nedir?” Bayan gülümseyerek cevap verdi: “Kocam çok mükemmel biri, efendim. Onun bu mükemmelliği beni rahatsız ediyor.” Hoca: “Sizi rahatsız eden bu mükemmellik nedir, biraz açar mısınız?” dedi.

Sevgi Tatlısı

MALZEMELER:

Bir Adet Lekesiz Gönül
1 Adet Açık Yürek
500 Gram Güler Yüz
250 Gram Tatlı Dil
100 Gram Hürmet
1 Çorba Kaşığı Sevgi
1 Çay Kaşığı Hoşgörü
1 Su Bardağı İyi Niyet
1 Ölçek Dürüstlük
Göz Kararı Saygı

HAZIRLANIŞI:

Gönül'ü duygu tasına atıp, güler yüzle karıştır.yumuşatılmış tatlı dili üzerine ilave ederken, sevgi ve saygıyı ince ince üzerine ekle… Hürmet, iyi niyet ve hoşgörüden meydana gelen şurubu buna kat. Samimiyet ölçüsünde parçalara bölerek, dürüstçe hayata diz ve yüreğinde pişmesini bekle… Kalbinde pişirdiğin bu SEVGİ TATLISINI, karnın acıkınca değil, RUHUN ACIKINCA YE…

Simuzer

Büyük çinar bir kiyidaydi, küçük çinar öbür kiyida. Aralarinda bir irmak akardi. Birbirlerine bir irmak kadar yakin, ama bir irmak kadar da uzaktilar.

Büyük çinar olgundu, ergindi, deneyimliydi, adi Zer'di. Küçük çinar ise, tazeydi, canliydi, adi Sim'di. Ikisini ayiran irmagin ismini Firak koymuslardi.

Çevrede baska agaç yoktu sanki. Onlar sadece birbirlerini görür, sever, özler ve isterlerdi. Baharda süslenir, yazda yapraklanir, güzün sararir, kisin soyunurlardi.

Filizlenip yapraklanmalari kavusma arzusundandi, sararip solmalari ayrilik acisindan. Kar, firtina, ayaz oldumu, Zer, Sim için üzülür, Sim de Zer için kaygilanirdi.

Tek dilekleri vardi: Kavusmak! Ayaklari yoktu ki kossunlar birbirlerine, kanatlari yoktu ki uçsunlar. Hiç olmazsa birisi irmagi geçebilseydi! Hayir, imkansizdi bu.

"Yanyana olsak!" derdi Zer.

"Cancana yasasak!" derdi Sim.

Günes etrafi aydinlatmaya basladimi neselenir, battimi üzülürlerdi. Gerçi karanlik da engel olamiyordu onlara. Sabahlara kadar hayaller kuruyor, rüyalar görüyorlardi.

Evlilik nedir?

Evlilik bir sanattır; ailemizdeki mutluluğumuzu sürdürebilmemizde sanatımızı nasıl icra etiğimizle yakından ilişkilidir. Hangi dallarda mı sanatımızı göstermemiz gerekli, gelin kısaca göz gezdirelim.

Evlilik, güzel ve etkili konuşma sanatıdır. Güzel görebilme ve güzel düşünebilme becerisidir. Karşınızdakini anlayabilme (empati) ve kendinizi anlatabilme yeteneğidir. Karşınızdakinde görmek istediğiniz bütün güzellik, iyilik, olgunluk hallerini önce kendinizde gerçekleştirmeye çalışmadıkça hiçbir şey istediğiniz gibi gitmeyecektir.

Aradığınız niteliklerde bir insan bulma gayretinden önce aranılan niteliklere sahip bir insan olmayı gaye edinmeliyiz.

Henüz evlenmemiş olanlar, kendinizi mutlaka evlilik öncesi becerilerle donatmalısınız. Evlenmiş ve bu yolda epeyce ilerlemiş olanlar, sizi rahatsız eden ve yolunda gitmeyen bir şeyler varsa, evlilikle ilgili becerilerinizi kontrol etmeye başlamanın tam sırası.

Gözlerinden yüreğine aktarırcasına

Alışılmışın dışında bir başlangıçla,
beraberliğe adım attık
Biraz kuşkulu, biraz da
boşvermişli bir tavırla
Oysa zamanın her ilerleyişinde yazılanlar
ve yürekten gelen anlatımlar sonucu,
baglılıgın en iyimser ve
en sevecenine dogru yol alıyoruz
Ve zaman aşımı sonrasında,
duygularımızı kagıt üzerine
sergileyen sen ve ben,
Sıcak, sımsıcak beraberliği
sonsuza dek yaşatacagız
İşte o gün, buluştugumuz gün
ellerini avucumun içine alıp,
gözlerinden yüregine aktarırcasına,
sana, seni sevdiğimi söyleyeceğim

Ey kalbim!..

Senin olduğun her yeri sevebiliyorum mesela
yüzümde açan sebepsiz gülmelerin sebebi olabiliyor varlığın
yokluğun gözlerimin içine,bakışlarıma kadar yerleşiyor
neye baksam buruk olabiliyorum yokluğundan
halbu ki hayata geniş anlamlar yüklemiştim ben
aşmıştım bir çok şeyi
yaşadımsa bir acıyı
tekrar çekmem aynısını demiştim
yandıysa canım bir kez uzanan ellerden
bir başka el dokunamaz kalbime aynı acıyla demiştim
bir varlığa ve bir yokluğa sığdırmamıştım ne gözyaşlarımı,ne gülüşlerimi..
kalbimin efendisi olmayı seçmişken,
böyle savunmasız teslim olmamıştım,
yürek ki şefkate muhtaç
yürek ki sevilmeye aç
ey kalbim!
bu kadar mı yalnız kaldın,
yalnızlığı kula mahsus olmayan bu yerde,
sonsuzluk sahibi,sahibin varken,
sen nasıl böyle teslim oldun?
ey kalbim!...

özlem t.

Beklentilerimizin bedelini biliyor muyuz?

Sevdiğimiz insandan bir takım beklenti ve isteklerimiz her zaman olacak ve bu sonuna kadar devam edecektir. Pazara çıktığımızda satın aldığımız her ürünün bir bedeli arzu ettiğimiz her eşyanın bir fiyatı olduğu gibi sevdiğimiz insanda görmek istediğimiz her halinde bize bir bedeli vardır.

Nasıl ki her insanın kaldırabilme ve direnci varsa her olmasını istediğimizin de karşımızdaki insanın dünyasında bir yükü ve bir dengesi mevcuttur.

İstek ve beklentilerimize yoğunlaşmışken yinede sevdiğimiz insanın dünyasınıda tasavvur etmeyi unutmamalıyız.

Sessiz sakin bir insan düşünelim, hareketli olmasını daha canlı olmasını bekliyor olabiliriz. Peki o kişi öyle olduğunda dünyasında başka nelerini değiştirecek? Böyle bir değişimle o kişiye nasıl bir bedel ödeyecek dersiniz?

Bağlanmayacaksın

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.

İçeriği paylaş

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: