warning: Creating default object from empty value in /home/ailem/domains/ailem.gen.tr/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Psikoloji

Rol Yapmıyorum, İnsan Oluyorum...

Psikoloji ve Pedagoji kitaplarına bakacak olursak, Anne ve Baba olmak öncelikle bir 'rol'ü üstlenmek ve yerli yerinde temsil etmek demektir...'Eşler arası rol dağılımı', 'Aile içinde anne-baba ve çocuğun rolü' gibi başlıklar popüler başlıklardır... Bu 'rol' kavramsallaştırmasını oldum olası sorgulamışımdır. Fakat 'rol' kavramını tiyatroda rol yapmakla karıştırmayacak kadar da saf olmadığımı tahmin edersiniz... Yani sorgulamam bir yanlış anlamadan kaynaklanmıyor, tam aksine doğru anlamaktan kaynaklanıyor... Kanaatime göre anne ve baba olmak 'rol'e indirgenemeyecek boyutta bir 'var oluş' meselesidir... Halbuki modern psikoloji ve pedagoji (ve dahi sosyoloji) aileyi sadece yatay planda toplumsal bir birim, anne babayı da bu sosyal birimin üyeleri olarak algıladığı için 'rol'lerden dem vuruyor... "Peki öyle değilse nasıl algılayacağız?" diyeceksiniz ki hakkınız var.
 
 
 

Gençlik Dönemindeki Çocuklarımızla İletişim

 İnsan hayatının en zor dönemlerinden biri de ergenlik ve gençlik dönemidir. Benim ergenlik ve gençlik dönemine verdiğim ad, “gıcıklık”1 dönemidir. Bu dönemin özelliklerini bilip ona göre davranmak gerekir.
 
 
 
Ergenlik dönemine ulaşan birey, doğru ve yanlışı, sosyal düzenin yasa ve kurallarıyla değil, bizzat kendi vicdanıyla ve kendi geliştirdiği ahlâk ilkeleriyle tanımlar. Ahlâk ilkeleri, sadece kendisi için değil, herkes için geçerli ve evrensel değerler üzerine kurulmuştur. Böylece birey, yalnız kendini değil, başkalarını da dikkate alan, yüksek düzeyde bir ahlâkî yargı geliştirir. Çocuğun olgunluğa yönelik psikolojik gelişimi, 13 ile 21 yaşları arasındaki ergenlik döneminde tamamlanır. Ergenlik öncesi çağ, ergenlik boyunca olacak değişimlere temel olan bir dönemdir.
 

Öfkenizi kontol altında tutmaya çalışın

Bir anlaşmazlık krizinde belli ölçüde öfke olması kaçınılmazdır. Her ne kadar, bu pek de hoş karşılanmayan ve korkulan duygunun yararlarını (kişinin kendini koruması ve iyileştirici özellikleri nedeniyle) bilmeme karşın anlaşmazlık, özellikle anababa ve çocuklar arasındaysa, öfkenin çok dikkatli bir biçimde kontrol edilmesi gerektiğine inanıyorum. Öfkeli bir anababanın karşısındaki çocuk fiziksel olarak yeterince güçlü olsa bile, bu denli güçlü bir duygunun karşısında duygusal anlamda yeterince güçlü olmayabilir ya da davranış becerileri anababasıyla aynı olamayabilir. Bu nedenle, bir anlaşmazlık sırasında her iki tarafın da öfke duygularını kontrol etme sorumluluğunun bizlerde olduğunu kabul etmemiz gerekir.

Bir anlaşmazlık sırasında, siz ya da çocuğunuz öfkenizi kontrol etmekde güçlük çekiyorsanız, bu alanda kendinizi geliştirmek için birtakım çalışmalar yapmanızı öneririm. Bu konuda kullanabileceğiniz stratejilerden birine örnek vermek istiyorum.

Öfkeyi kontrol edebilme stratejisi: Bu strateji 4 aşamadan oluşmaktadır:

Mesafe

Hayattan uzaklaşmayın ve sosyal olun

Erkekler kendilerini her ne kadar güçlü sanıyor olurlarsa olsunlar, bu anlamda ne kadar inat ederlerse etsinler, bilim insanları kadınların duygusal dünyalarının daha güçlü olduğunu söylüyor. Kadınlar zorluklara ve acılara karşı, erkeklere göre daha dayanıklılar. Kadınlar sorunlar karşısında, erkeklere oranla daha pratik ve hızlı çözümler üretebiliyorlar. Eşini kaybeden kadınlar günlük yaşama ve şartlara, eşini kaybeden erkeklere göre daha çabuk uyum sağlayabiliyorlar.

Boşanmadan önce evlilik terapisi alın

Evliliğiniz her geçen gün daha da kötüye gidiyor ve siz boşanmayı son çare olarak görüyorsanız, bu kararı almadan önce evlilik terapisi almanızda fayda var. Evlilik terapileri eşlerin, sorunlarına daha gerçekçi bakmalarına, birbirlerini suçlamak yerine sorunlarına sahip çıkmalarına ve olumlu çözümler üretmelerine neden olabiliyor.

Evlilik terapisine başlamak için son noktaya gelmek gerekmiyor. Sağlıklı olan, sorunlar daha küçükken böyle bir yardım almak. Sorunların arapsaçına dönmesini beklememek gerekiyor. Fiziksel hastalıklarda olduğu gibi, psikolojik sorunlarda da erken teşhis çok önemli. Eşler evliliklerinin sağlıksızlaştığını ve hastalandığını hissettiklerinde önlem almalılar, evlilik can çekiştiğinde ya da öldüğünde değil. Ancak her ne olursa olsun, eşler boşanma gibi önemli bir kararı almadan önce uzman yardımına başvurmalılar. Çocuklarının bu boşanmadan nasıl etkilenebilecekleri konusunda bilgi sahibi olmalılar.

Psikologlardan ve psikoterapiden korkmayın

"Erkekler ağlamaz" yüklemesinin yanında, "erkekler psikoloğa gitmez" yüklemesi de artık yer alıyor. Nedense erkekler psikoloğa gitmeyi kendilerine yediremiyorlar. Psikiyatra gitmek onlara daha yakın gelirken, psikoloğ onlara öcü gibi gelebiliyor. Psikiyatr ilaçla tedavi ettiğinden olsa gerek, daha bir kabul görüyor erkeğin iç dünyasında. Psikolog ise, kişinin iç dünyasının derinine indiği için, bu durum erkeklerin hiç hoşuna gitmiyor.

Toplumumuzda siz erkeklere yüklenen katı, sert, güçlü, duyarsız yüklemeleri sizin tarafınızdan da pekiştiriliyor. Ben üzülmem, etkilenmem gibi duygu durumlarına kendinizi alıştırmaya çalışıyorsunuz ama gerçekler tabiî ki böyle değil. Siz de üzülüyor, siz de hayal kırıklığına uğruyor, siz de pişmanlıklar duyabiliyorsunuz. Duygulanıyor hatta belki gizliden gizliye birkaç gözyaşı da döküyorsunuz.

İçinize kapanmayın, sosyal yaşamınızı canlandırın

Eşler birbirlerinden boşandıktan sonra, sanki arkadaşlardan da boşanırlar. Evliyken görüşülen, birlikte yiyip içilen, gezilen arkadaşlar, boşandıktan sonra aranmaz olur. Kişi eşinden boşanırken sanki sosyal yaşantısından da boşanır.

Siz böyle bir hata yapmayın. Arkadaşlarınızla görüşmeye devam edin. Siz sadece eşinizden boşandınız, arkadaşlarınızdan değil. Ortak arkadaşlarınızın olması, onlarla görüşmeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Boşandıktan sonra belli bir süre kişi içine kapanır, sanki dünyayla tüm bağlantılarını keser. İç dünyasını yeni yaşantısına uyumlamaya çalışırken, dış dünyadan kopmak yanlış bir davranıştır. Sizin de içinizden, hiç kimseyle görüşmek gelmeyebilir. "Kine eski konular açılacak, sorular soracaklar, anılar canlanacak ve kendimi kötü hissedeceğim, iyisi mi bir süre görüşmeyeyim" diye düşünüyorsanız bu kokuda önlem alabilirsiniz. Arkadaşınızla ya da arkadaşlarınızla Buluştuğunuzda onlara, sizi rahatsız eden konuları konuşmamayı önerirsiniz. Sizi kıracaklarını hiç sanmıyorum.

Depresyona girdiyseniz hemen yardım alın

Hayatta hiçbir zaman ve hiçbir olay için, "benim başıma gelmez" diye düşünmeyin. İnsanız ve hepimizin başına her şey gelebilir. Boşandıktan sonra depresyona giren pek çok insan var.Bu insanlardan biri de siz olabilirsiniz. Depresyon; kişinin içinde bulunduğu yaşam koşullarına uyumunda zorlanması anlamına geliyor. Siz de bu yeni hayatınıza uymada zorlanıyor olabilirsiniz. Önemli olan, depresyonda olduğunuzu kabullenmeniz ve çözüm yoluna gitmeniz.

Sabahlan yataktan çıkmak içinizden gelmiyorsa,
Bütün zamanınızı yatakta geçirmek istiyorsanız,
Uyku bozukluklarınız varsa, ya hiç uyuyamıyor, ya geceleri belirli aralıklarla uyanıyor ya da çok fazla uyuyorsanız,
Ortada hiçbir şey yokken içinizden ağlamak geliyor ve siz herkesin önünde gözyaşlarınızı tutamıyorsanız,
Olur olmaz yerlerde, olur olmaz olaylara öfkeleniyorsanız,
Ağlama krizleri geçiriyorsanız,
En sevdiğiniz kişileri bile görmek istemiyorsanız, hatta çocuğunuza bakmak bile size zor geliyorsa,
Yemek yapmak, evi toparlamak, temizlik yapmak size işkence gibi geliyorsa ve yapmak istemiyorsanız,

Kendinize acımak yerine, kendinizi geliştirin

Kendine acımanın, insan duyguları içinde en acı vereni olduğunu biliyor muydunuz? Kendin için üzülmek, kendini zavallı görmek, bir böcek kadar değeri olmadığını düşünmek, bir insanın kendine yaptığı en büyük haksızlık. Hele ki, bu kişi anne ise, kendisine daha da büyük bir haksızlık etmiş olur. Çünkü anneler çocuklarını yetiştirerek dünyanın en muhteşem ve en zorlu işini yapıyorlardır.

Ruh sağlığımızın iyi olması için, kendimizi dinamik ve iyi hissetmemiz için, bizi olumsuz etkileyen duygularımızdan kurtulmamız gerekir. Bu olumsuz duygulardan kurtulmanın yolu ise, olumlu uğraşlar edinmektir. Sonuçta olumsuz duygularımız biz hiçbir eylemde bulunmadan, kendiliğinden yok olmazlar. Mutlaka onların yerine, olumlu olanları koymalıyız.

Eşinizi sadece anne olarak görmeyin

"Sen artık annesin..."
Bu cümle erkek tarafından ö kadar çok söylenir ki, kadınlar bu cümleyi duymaktan nefret ettiklerini söylerler. Erkek, eşi anne olduktan sonra, ona farklı bir anlam yükler. Kutsallık, meleklik, erişilmezlik vb. gibi kavramlar bebeğin ilk doğduğu günlerde kadına yüklenirken, daha sonraları bu yüklemeler yerini olgun olma beklentilerine bırakır.
"Sen artık annesin, böyle giyinemezsin."
"Sen annesin, eskisi gibi gezip tozamazsın."
"Sen artık anne oldun, kendini genç kız gibi zannedemezsin, daha ağır başlı olmalısın´

Erkeğin bu uyarıları ve bu tarz düşünme biçimi eşi için geçerlidir ama erkek bu yüklemeleri kendisine yapmaz.
Çocuk sahibi olduktan sonra eşi tarafından sadece anne olarak görülen kadınların sık sık depresyona girdiklerini, günlük yaşamlarında stres içinde olduklarını, kendilerine olan öz güvenlerinin zedelendiğini ve eşleriyle iletişim kurmakta zorluk ,çektiklerini biliyoruz.

Anne olmayı benimseyemedinizse...

Bazı kadınlar gerek kişilik yapıları, gerekse yaşam tarzları nedeniyle anne olmayı bir türlü benimseyemezler. Pek çok kadın danışanımdan, "Ben anne olmak için yaratılmamışım" cümlelerini çok duyarım. Bu kadınlar anne olmanın getirdiği sorumlulukları taşımakta zorlanırlar. Çocuğun peşinden koşmak, çocuğun yemek ve uyku düzenini sağlamak ve çocuğun düzenine göre yaşamını ayarlamak, çocuğun dersleriyle ilgilenmek, çocuğun duygusal yaşamını paylaşmak, arkadaş ilişkilerini kontrol etmek, arkadaşlarını ve arkadaşlarının ailelerini tanımak, çocuğa sosyal alanlar oluşturmak, çocuğun yeteneklerini keşfedip (spor, güzel sanatlar vb.) Bu yetenekleri doğrultusunda onu desteklemek ve bunun gibi daha pek çok sorumluluk ve uğraşı, bazı kadınlara büyük bir yük gibi gelir.

Duygu cimrisi olan babalar

Böyle de bir kişilik özelliği olur mu diyebilirsiniz. Evet oluyor. Bazı erkekler duygu cimrisi olabiliyor. Kadınlarda daha az görülen bu kişilik özelliğine erkeklerde daha çok rastlanıyor. Bu erkekler duygularını asla ifade etmek istemiyorlar. Özellikle de olumlu duygularını karşı tarafa söylemeyen, belli etmemek için özen gösteren bu erkekler, tıpkı parasını harcamaktan korkan cimri insanlar gibi, duygularını açığa çıkarmaktan korkarlar.

Bireysel yaşantılarında ve özel hayatlarında bu tutumlarından dolayı eleştiriler alan bu erkekler baba olduklarında da aynı tavırlarına devam ederler. Psikoterapi seanslarına katılan pek çok yetişkin danışanım şöyle demiştir: ´´Kendimi bildim bileli babamdan bir kere bile ´seni seviyorum´ kelimesini duymadım." ne kadar acı veren bir durum değil mi?

Babalık sendromu (baba olmayı reddetme)

Bazı erkekler bebekleri olduktan sonra değişik duygular hissederler. Sanki pabuçları dama atılmış gibi gelir onlara. Herkes bebekle ilgileniyordur ve onlara kalan ilgi çok azdır.

Bu erkekler içlerine kapanabilecekleri gibi, aşırı agresif (sinirli) tavırlarıyla da dikkat çekerler. Dünyaya gelen bebek sanki onların hayatını alt-üst etmiştir. Yaşamları tümüyle değişmiştir, Eşleri ellerinden alınmış gibidir. Artık birlikte ne eskisi gibi gezebiliyorlar, ne eskisi gibi sohbet edebiliyorlar, ne de eskisi gibi cima yapabiliyorlardır. Üstüne üstlük bir de günden güne büyüyen masraflar iyice sinir bozucudur ve gece sabaha kadar uykusuz kalmak da hayatlarım dayanılmaz bir hale getirmiştir.

Depresif anneler

Günlük yaşamda en ufak bir olay, duyduğunuz bir söz ya da bir davranış sizi derin üzüntülere boğuyorsa, üzülmekle de kalmayıp yatağınızı en iyi dostunuz olarak görüyorsanız, yataktan çıkmamak, ev işi yapmamak, işe gitmemek gibi tutumlarımız oluyorsa, gözyaşlarınız her an gözpınarlarınızdan inmeye bekliyorsa ve siz bunu her fırsatta değerlendiriyorsanız yüzünüz asık, kendinizi hayattan bezmiş hissediyorsanız karşılaştığınız her sorunu bir çığ gibi görüp altında ezileceğinizi hissediyorsanız, içinizde sürekli kötü bir şey olacak duygusu varsa, sabahları huzursuz uyanıyor, geceleri uyku gözünüze girmiyorsa, çevrenizdeki insanlar olayları boşu boşuna büyüttüğünüzü söylüyorsa ve siz onlara içinizden kızıyorsanız, siz hiç kimsenin anlamadığını düşünüyorsanız, bilin ki kişiliğinizin depresif bir yanı var ve hemen önlem almalısınız.

Mükemmelliyetçi anneler

İşte zor bir kişilik özelliği daha. Mükemmeliyetçi olmak. Mükemmeliyetçi olmak en başta kişinin kendisini çok fazla zorlar. Mükemmeliyetçi kişiler genellikle iş yaşamlarında çok başarılı olan insanlardır. Ancak sosyal ve özel hayatlarında aynı başarıyı yakalayamazlar. Çünkü onlar insanların da mükemmel olmasını isterler. Bilmezler ki, bu istekleri hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir. Ve yine bilmezler ki, hiçbir zaman aradıkları mükemmel arkadaşı, mükemmel dostu, mükemmel eşi ve mükemmel çocuğu bulamayacaklardır. Mükemmeliyetçi insanların kendilerine sormaları gereken çok önemli bir soru vardır: "Ben mükemmel miyim?"

Olumsuz düşünen anneler

Bazı insanlar ne kadar pozitif ve olumlu düşünürse, bazı insanlar da bir o kadar negatif ve olumsuzdur. Bir apartman; komşum vardı. O zamanlar kızım yeni doğmuştu, henüz çalışmıyordum. Balkonlarımız yan yanaydı. Ben bebeğin karnını doyurup uyuttuktan sonra, sabahın o mis gibi kokusunu hissetmek için balkona çıkardım. Komşum da o saatlerde çocuklarını okula yolcu ederdi. Balkona çıkıp servislerine binmelerine bakardı.Yıllarca ona her sabah "Günaydın, nasılsın?" deyişimde bana hep aynı yanıtı vermiştir: "Off, bu sabah içimde bir sıkıntı var. Hiç iyi değilim. Zaten hava da iğrenç." Komşum (kulakları çınlasın) yazın havanın sıcaklığından, kışın havanın soğuk olmasından, baharlarda ise hava değişiminin kendisine iyi gelmediğinden yakınırdı. Çok iyi bir kadındı ama her zaman olumsuz düşünürdü.

Aşırı agresif anneler

Diyoruz ya, her insan farklı diye, kimilerinin kişilik yapısı da sinirli-agresif olabiliyor. Bir insan olayları sakin karşılarken, bir diğeri sinirli tepkiler ortaya koyabiliyor. Tabiî aşın sinirlilik de kişinin hem kendisine hem de yakınlarına hayatı zehir edebiliyor.

Aşırı disiplinli ve otoriter anneler

Kişiliğiniz otoriter olabilir ve otoriter kişiliğinize uygun olarak, disipline dayanan davranış örüntüleri sizin hayatınızın bir Parçası olabilir. Disiplinli bir yaşam tarzı kişiye yaşamının pek Çok alanında başarıyı yakalamasında destek olur. Ancak bunun da aşırıya kaçmaması gerekir. "Çoğu zarar" felsefesini hiçbir zaman unutmamak gerektiğini unutmamakta fayda var.

Çocuğunuza karşı aşırı disiplinli ve otoriter olursanız ne olur? Çocuğunuz çok önemli bir ihtiyacını sizden karşılayamaz, bu ihtiyacın adı da: sevgi. Çocuğunuzla aranıza çok fazla kural koyarsanız bu kurallar bir duvar oluşturur ve çocuğunuz siz onu ne kadar sevdiğinizi hissedemez. Annelerinin sevgi ve katini hissedemeyen çocuklar suça eğilimli çocuklar olurlar, bilinçaltlarında öfke ve kin duyguları oluştuğundan bu duygu saldırganlık ya da sinsice-gizlice suç işleme eğilimi olarak ya çıkar.

Aşırı hoşgörülü anneler

Hoşgörülü olmak kesinlikle çok olumlu bir davranış biçimi.Ancak her durumda olduğu gibi, bu davranışımızda da aşırıya kaçıyorsak, hoşgörümüzün bize ve sevdiklerimize zarar verme olasılığı çok fazla demektir.
Hoşgörülü olmak, kişinin ve birlikte yaşadığı insanların hayatını kolaylaştırır. Hoşgörülü kişilerin, insanlar arası iletişimde başarılı ve kendileriyle barışık olduklarını biliyoruz. Ancak hoşgörünün aşırı olması ve sınırları aşması kişinin yaşamdaki dengesini bozar. Nasıl yemek yemek bedensel ihtiyacımızsa ve bul ihtiyacı dengeli karşılamak zorundaysak, nasıl aşırı yemek yersek bu bedenimize zarar verirse, işte hoşgörünün fazlası da ruh sağlığımıza zarar verir.

Söylemediklerimi İşitin Lütfen

bana aldanmayın!
Yüzüm bir maskedir,
Sizi aldatmasın.
Binlerce maskem var.
Çıkarmaya korktuğum.
Ve, hiç biri ben değilim...
Olmadığımı göstermek
İkinci doğam oldu.
'kendinden emin biri' dersiniz,
sanki güllük gülistanlık
benim için herşey...
adım güven belirtir.
Ve,
Oyunumun adı
Ağırbaşlılıktır.
İçimde ve dışımda denizler sakin,
Herşeyin kumandanı ben...
Fakat, inanmayın bana,
Lütfen!..
Herşey dışta düzgün ve cilalı,
Hiç yıpranmayan, her zaman saklayan
O maske!..

İçeriği paylaş

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: