Evdeki Genç ve Ailenin tutumu

İçimizdeki inişler ve yokuşlar, engebeler dışımızdan daha çoktur. Kendimizi yeterince tanıyacak kabiliyeti ve insanlara meramımızı anlatacak gücü çoğu zaman kendimizde bulamıyo­ruz.

Geleceğine kuşkulu gözlerle bakan ve gelmemiş olan yarın­ların kaygısını en ziyade yaşayan gençlerimizin elbetteki sorun­ları oluyor.

Okul sorunu, meslek sorunu, maddi sorunlar, ailevi sorunlar vs. Ama bunlardan ziyade asıl ele alacağımız konu gençlerimizin manevi boşlukları, iç alemlerinde yaşadıkları ça­tışmalar, arayışları olacaktır.

Gençlik, hayat yolculuğunun en güzel, aynı zamanda en kri­tik devresidir. Bu devresinde insan güç ve enerjisinin zirvesin-dedir. Özellikle önümüzdeki fırsatları değerlendirmek ve ha­yatımızı verimli hale getirmek için boşa geçirmemiz büyük bir kayıp olacak bir evredir.

Çünkü aynı zamanda his dünyamız alabildiğine hareketli ve dalgalıdır. Duygularımız bazen öylesi­ne taşkın hale gelir ki irade dizginini kullanmak âdeta imkan­sızlaşır. Hislerin sevk ettiği bir anlık zevkin tercihi, bazı durum­larda gencin hayatı boyunca pişmanlığından kurtulamayacağı, hatta âhiret hayatını da heder edeceği, mahvedeceği hareketlere sürükleyebilir.

Biz gençler yavaş yavaş fikirlerimiz şekillenmeye, oluşmaya başlayınca daha doğrusu beğendiğimiz görüşleri, fikirleri hiç ir­delemeden, doğru mu yanlış mı diye ayırd edemeden kendi dünyamıza aldığımızda, fikirlerimizi ailemize kabul ettirme ve fikirlerimiz doğrultusunda yaşama mücadelelerine başlıyoruz. Böylece ailemizin fikirlerini bir kenara itip, kendi fikirlerimiz doğrultusunda yaşama hedeflerimizle bize göre "özgür genç­lik" ailemize göre "asî gençlik" konumlarına geliyoruz.

işin kötü yanı, fikirlerimiz günbegün değişiyor. İki gün önce canla başla savunduğumuz, uğruna kaç kişiyle darıldığımız fi­kirlerimiz, bir zaman sonra bize de saçma geliyor. Yani, genç­likte tam bir arayış içine giriyoruz.

Kendi kimliğimizi, kendi benliğimizi arama mücadelesine giriyoruz. Kişiliğimiz tam oturmadığı için sürekli başka insanların fikirleriyle yoğrulma­ya, hoşumuza giden insanlar gibi olmaya ve onlar gibi yaşama­ya başlıyoruz. İşte bu durumdaki bir genci ailesi artık doyur­maz oluyor. Genç, kendisini ailesine ispatlamak için dışarıda, düşünce ve kişilik arayışına giriyor.

Gençlerin sabit bir fikre kapılma ihtimali çok zayıftır. Her ne kadar kendi fikirlerinden emin olsalar, savunsalar, o doğrultu­da mücadele verseler bile, fikirlerini eleştirmeye hatta değiştir­meye açıktırlar. İnsanlar yaşlandıkça kendilerine güvenleri art­tığı için fikirlerine daha çok sahip çıkarlar ve eleştirilere kapa­nırlar. Genelde, geçerli olan bu insani özelliğimiz, yaratılışımı­zın bir sırrını bize gösteriyor.

Yani, belli bir sabit fikre kapılıp, kendimizi sorgulayamaz hale düşmeden, gençlik dönemimizi gerçeği araştırma uğrunda harcamalıyız. Bu durumda arayış içindeki olgunlaşmamış düşüncelerimizi, fikirlerimizi çevre­mizdeki insanlara karşı diretircesine savunmamalıyız. Ve başka insanlardan yalan yanlış edindiğimiz fikirlerle, o anki doğrula­rımızla, varsayımlarımızla hareket etmemeliyiz.

Meselâ bazı gençlerin, kendilerini fikirleriyle kabul ettirmenin, ispatlamanın yollarını ararken, yanlış yollar çizdiklerini gö­rüyoruz. Kendi kendine yetebileceğini, kendi özgür dünyasında yaşayabileceğini düşünen bir genç, kendine ve ailesine bunu is­patlamak için ayrı bir eve taşınıyor. Artık üzerinde baskı olma­dığı için mutlu gibi görünse de, bu sefer yalnızlık ve yalnızlığını gidermek için de daha yanlış işler başa geçebiliyor. Pek çok gen­cimiz arayış içindedir. Büyük bir boşluk içinde ve boşluklarını vanlış şeylerle doldurmaya uğraşıyorlar.

Arıyorlar, ulaşacakları mutluluk bir yerlerde ama mutluluğun ne olduğunu ve nerede olduğunu bilmiyorlar. Aileleri onların boşluklarını dolduracak durumda değil, çünkü kendi boşluklarının farkında değiller.

Ailesinde sevgi ve hoşgörü bulamayan çocuk, dışarıda sevgi aramaya başlar, ama bir gencin dışardan kazandıkları, sokaktan edinip eve getirdikleri de pek iç açıcı olmuyor maalesef. Ya vanlış fikirler, ya kendisini çok iyi anladığını zannettiği kötü ar­kadaşlar. Kapıyı açtığınızda eve giren o çocuk da sizin o bebek­liğinden beri bildiğiniz, tanıdığınız biraz büyümüş çocuğunuz değil de bazı başka biri olup çıkıyor.

Bu yüzden çocuklarımızla sürekli iletişim halinde olmak, on­ların fikirlerini saçma fikirler bile olsa dinleyip, çocuğumuzu değişen kişiliğiyle karakteriyle, ahlakıyla tanımak da bize düşü­yor.

Çocuğumuzla oturup sohbet etmezsek, onun arkadaşları, dü­şünceleri, duyguları hakkında konuşmazsak, habire büyüyen ve büyüdükçe değişen çocuğumuzu nasıl tanıyacağız? Hepimiz onlara değer veriyor ve iyi bir insan olmalarını istiyoruz, ama onlara kendi fikirlerimiz, kendi doğrularımızdan çok, imânî hakikatleri, asıl doğruları vermemiz gerekiyor. Eğer böyle ya­parsak biraz bocalasalar, bazı hatalar yapsalar bile yine de elle­rindeki doğrularıyla çözüm yollarını kendileri bulabilecekler­dir.

Evet, çocuklarımıza aradıkları şeyin ne olduğunu anlatmamız gerekiyor. Kendi manevî boşluklarının farkına varmayan bir aile, çocuğunun boşluklarının nasıl farkına varabilir ve onla­rı bu noktada nasıl doyurabilir? Bunu düşünmek lâzım. Kendi kafamızdan ürettiğimiz doğruları değil, imânı hakikatleri ver­memiz gerekiyor. Çünkü siz kendinizce düşünebilen ve kendi­nizce doğrular çizebilen bir insansanız, çocuğunuzda en az si­zin kadar düşünebilen ve kendince doğruları olan bir insandır.

Kendi hayatımdan bir örnek vererek bunu açmaya çalışaca­ğım: Açık olduğum vakitlerde, ki o zamanlar asiliğimin doruklarındaydım ve nasihatleri çürütmeyi çok güzel becerir, kendi yalan yanlış fikirlerim doğrultusunda yaşama mücadelesi verir­dim. Bir gün yine kısacık eteğimi giyindim, kapıdan çıkmaya hazırlanırken anneciğim bana, "Kızım o kadar açık giyinme ko­nu komşu ne der?" demişti. (Konu-komşu ne der, baban kızar, abin görür...)

Şimdi biliyorum ki, amacı bana bir şekilde yardım etmek ve beni kötülüklerden korumaktı. Ama o zamanlar laf ebeliğimle yağ gibi su yüzüne çıkmayı çok iyi becerirdim. Bir insan serkeş­liğini yaşamak istiyorsa, maalesef nasihat işlemiyor. O gün an­neme konu komşuyu umursamadığımı, onların fikirleriyle de­ğil, kendi fikirlerimle yaşayacağımı, çünkü benim de kendimce doğrularım ve bir kişiliğim olduğunu söyledim. Annem komşu­larla beni vazgeçirmek istiyordu ama, konu komşuyu umursa­madığımı bildirince sunduğu fikri çürütmüş oldum.

Zaten o kı­sa etekle konu komşunun bulunduğu mahalleden çıktığım an­da komşu diye bir sorunum kalmıyor. Haliyle benim mantığım daha doğru oluyordu ve ben de asiliğimi böylece yaşama yolu açmış oluyordum kendime.

Evde benim için çırpınan biri beni ilgilendirmiyordu. Ne acı... Ama "Allah'tan Kork!" uyarıları gönlüme işlemiş olsaydı dağ başına da çıksam fare deliğine de girsem hakikat her yerde ha­kikatti ve uymak zorundaydım. Çünkü Onun mülkündeyiz, nerede ne yaptığımız Ona gizli değil.

Demek ki çocuğunuz öne sürdüğünüz doğruları kendi doğ­rularıyla anında çürütebilir ve vazgeçiremezsiniz. Ama hakikat­leri çürütmeye kimsenin gücü yetemez. Şu satırları şuraya yaz­mazsam vicdanım rahatlamayacaktır. Kızı serkeşliğini yaşar­ken, anne de kızına bir şey olacak diye yaralı bir serçe, gibi tit­rer, çırpınırdı. Hakikati bilirdi de anlatamaz, dinletemezdi. Beni uçurumların kenarından alıp, aydınlığa çıkaran Rabbime hamd ediyorum. Evde sevgi bulamadığımı öne sürerek dışarıda sev­gi arayışına çıkardım, asıl sevginin kaynağı olan evimdekiler bana dua orduları gönderirdi ki, bana bir şey olmasın diye. Min­nettarım... Ve artık mutluyum...

Hepimizin insan olarak görevi hakikatleri hayatımızda yaşa­yıp onlara da vermek. ..

Genç, Ben kimim, ne yapıyorum, nere­den gelip, nereye gidiyorum?" sorularını sormaya başladığı za­man, sizler de bu soruların cevabını bilen ve yaşayışınızla gös­terebilen insanlar olmalısınız.

Şu da önemli bir nokta: Hakikati öğreteceğim diye baskıcı bir politika uygulamak, korkutmak, onların daha çok uzaklaşmalarına yol açar. Bir bakarsınız, çocu­ğunuz kapıyı çekip gitmiş... Evde baskılar, denetimler gören genç, o evden kurtulmanın yollarını arar. Ve bazen de kurtula­yım derken evdekinden daha beter durumlara düşer ve hayatı zindan olur.

Çocuklarınızın sizi sürekli gözlemlediğini, sizin hakkınızda her geçen gün yeni fikirler edindiğini ve o fikirler doğrultusun­da hareket ettiğini unutmayın. Sizin çocuğunuz olmasından öte, sizin kızınız, sizin oğlunuz olmasından öte, evinizde fikirle­ri, duygulan, ruhu, nefsi ve gönlüyle doyurulmayı bekleyen bir insan, küçük bir kâinat, en önemlisi Rabbini arayan bir kul ol­duğunu unutmayın.

İnsan dünyadaki bulunuş maksadını, nere­den gelip, nereye gittiğini, kendisinin nasıl bir varlık olduğunu, kendi içindeki latifelerini, ruh, nefis, gönül gibi olgularını ancak imanla anlayabilir. İnsanda iman olmadığı takdirde imanın yerini doldurabilecek hiçbir düşünce yoktur. İman olmayınca ye­rine getirilmeye çalışılan fikirler başıboşluk, bunalımlar ve anarşiden başka bir şey olamaz. Nitekim çağımız insanının, içi­ne düştüğü bunalımlar, isyankârlıklar, sonu gelmeyen arayışlar ve yanlış fiillere yönelişler, inancın hayata tam manâsıyla geçirilmeyişinin bir neticesidir.

Çoğumuz aradığımız şeyin ne olduğunu artık bulduk ve ya­şamanın mutluluğu içindeyiz. O aradığımız huzuru içimizdeki imânın gün yüzüne çıkmasında ve inancımızın gereği olan iba­detlerimizde bulduk. Yaşadığımız onca boşlukların, kırılan gö­nüllerimizin, yanlış olgulara ve yanlış insanlara değer vermek­ten gelen pişmanlığımızın yaralarını, alnımızdan Öpen seccade­miz sardı. Biz gençler madem ki artık aradığımız huzuru bul­duk ve doyasıya yaşıyoruz.

O halde şu an hâlâ arayış içinde olan bunalımlı gençlerimize, onların çırpınan yüreklerine Al­lah'a iman hakikatini bildirmek de bizim boynumuzun borcu olsun. Dileğimiz bütün gençlerimize değer verilmesi, imanla ibadetle bezenmiş bir ömür sürmeleri ve artık huzurlu olmaları­dır. Rabbimizi unutmadığımız ve Ondan uzaklaşmadığımız sü­rece, Onu yanımızda hissettiğimiz sürece huzurluyuz.

Uzak yerlerde küçük çocuklar üşür

Boncuk boncuk gözlerinde yaş.

Çarıklar yırtık, çarıklar param parça

Ayaklarda telâş...

Uzak yerlerde küçük çocuklar dilenir

Mendilinin kenarında taş,

Kar yağmış minicik avuçlarına

Donmakta yavaş yavaş...

Uzak yerlerde küçük çocuklar ölür,

Derdi kalbime sırdaş...

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: