warning: Creating default object from empty value in /home/ailem/domains/ailem.gen.tr/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Hasret

Bir KIVILCIM

bir kıvılcım YANGINA sebeb olurmus
YANGIN felaketin habercisiydi
ben biliyordum
sense inatla tersini idda ediyordun

kıvılcım öylece kala kaldı
nereye gitseydi
ilerisi karanlık
gerisi bosluk
yolu uzundu

sönmemek icin zemin arıyordu
ama akan zaman ve atılmamıs adımlar onu yorgun düsürmüstü
gel görki uzaklardaki YANGIN haberi yerine ulasmamıstı
cünkü sadece sözler vardı
ne anılar nede umut birikimi
gidis gelisler vardi

BU GECE SON

Bu gece son.
Resmine bakıpta ağlamalarım.
Mektuplarda teselli bulmalarım.
Buranın meyhanesinde sarhoş olmalarım.
Bu gece son.
Artık sana kavuşacağım.
Bu hasretlik bitecek.
Bu gece son.
Tek başıma sokaklarda dolaşmalarım.
El ele gezen çifte baka kalmalarım.
Yastıklara sarılıpta yatmalarım.
Bu gece son.
Artık sana kavuşacağım.
Bu hasretlik bitecek.
Bu gece son.
Her yağmur yağışında seni düşünmelerim.
Sevgisizlik ve sensizlikten üşümelerim.
Ben burada sen orada diye gücenmelerim.
Bu gece son.
Artık sana kavuşacağım.
Bu hasretlik bitecek.

NİHAT İLİKCİOĞLU

Irmak ile Deniz

Kime bakar sızan bedendeki göz? Eli-kolu tutar mı sarhoşun? Siz cevabı düşünedurun, ırmak yollara düşmüş, akıp durmada. Ama dedik ya, sızmış... Gözceğizi, kimbilir, hangi sırra bakmada. Deniz, seslenmiş deli ırmağa:

“-Ey yalpalaya yalpalaya giderken, çamurlara gömülüp ağlayan garip! Yardan düşmüş, ama Yâr'dan ayrı düşmemişlerin sığınışındaki aşkı anlat bana! Gel bana doğru... Ve gelirken, hadi arz-ı hâl eyle...”

Duymazdan gelmiş ırmak... Sanki, denizin sesini hiç işitmemiş gibi, kendi hâlinde, bir o yana bir bu yana, döne döne ilerlemeye devam etmiş. Deniz, birkaç kere daha seslenecek olmuş, ama ırmak aynı umursamazlıkta akmayı sürdürmüş. Deniz, gülümseyerek seyretmiş, bu başı dumanlı, bedeni yaralı ırmağı... Bir süre sonra, tekrar seslenmiş:

“-Ey kıvrıla kıvrıla giderken, bin türlü kıyıya, milyonlarca taşa baş vurmuş olan ırmak! Yardan düşmüş, ama Yâr'dan ayrı düşmemişlerin sığınışındaki aşkı anlat bana! Gel bana doğru... Ve gelirken, hadi arz-ı hâl eyle...”

Simuzer

Büyük çinar bir kiyidaydi, küçük çinar öbür kiyida. Aralarinda bir irmak akardi. Birbirlerine bir irmak kadar yakin, ama bir irmak kadar da uzaktilar.

Büyük çinar olgundu, ergindi, deneyimliydi, adi Zer'di. Küçük çinar ise, tazeydi, canliydi, adi Sim'di. Ikisini ayiran irmagin ismini Firak koymuslardi.

Çevrede baska agaç yoktu sanki. Onlar sadece birbirlerini görür, sever, özler ve isterlerdi. Baharda süslenir, yazda yapraklanir, güzün sararir, kisin soyunurlardi.

Filizlenip yapraklanmalari kavusma arzusundandi, sararip solmalari ayrilik acisindan. Kar, firtina, ayaz oldumu, Zer, Sim için üzülür, Sim de Zer için kaygilanirdi.

Tek dilekleri vardi: Kavusmak! Ayaklari yoktu ki kossunlar birbirlerine, kanatlari yoktu ki uçsunlar. Hiç olmazsa birisi irmagi geçebilseydi! Hayir, imkansizdi bu.

"Yanyana olsak!" derdi Zer.

"Cancana yasasak!" derdi Sim.

Günes etrafi aydinlatmaya basladimi neselenir, battimi üzülürlerdi. Gerçi karanlik da engel olamiyordu onlara. Sabahlara kadar hayaller kuruyor, rüyalar görüyorlardi.

Çekiyorum sevgimin tetiğini

Çekiyorum sevgimin tetiğini
Kalbimi namlunun ucuna hedef gösterip
O korktuğun sevgimle vuruyorum kendimi
Sen önce vurdun sonra acıdın bu can'a

Matem rengi kelimelerle oynar oldu ellerim
Her yeri sis kaplamış
Uzaklığın gözlerimin önünde erirken çarelerim git gide tükeniyor
Vuslatının eşiğinde sefalete sürükleniyorum sanki

Ruhuma düşen cemrelerin tükendiğinden olsa gerek soğudu içim
Bir bahar esintisi, ufkuma doğacak güneş, seyrime düşen meltem zannetmiştim
Oysa şimdi buz kapladı yüreğimi
Zamana sığındım titreyen yetim bir çocuk masumluğunda
Aslını görmeyen gölge cahilliğinde kaldım karanlıklarda

Yaralarıma parmaklarımı bastırdım görünmesin diye
Ama ellerimden taştı kandamlaları
Bakışların tuz gibiydi yar kanadı yaralarım
Saklanmadım
Boğazımı dikenli tellerin yırttığını umursamadan yuttum bakışlarını

Yelkenleri suya indi gönlümün
Dimağımda kuru gürültülerden bozma suskunluğum
Sen “benden ne istiyorsun” dedikçe lal kesildi dilim
Hiçbir şey istemedim senden

Demedim mi?

Demedim mi bu hasret bitirir seni

Ay dolanır gider, yalnız kalırsın

Her gün yeni baştan dağılır, ufalırsın

Demedim mi yüreğim sevme!

İşte ne gözyaşı, ne yemin, ne söz....

Geri dönen hangi güvercinin var?

Senin hangi çiçeğini sakladı bahar?

Demedim mi aklım, inanma!

Bir gün naza çeker kendini demedim mi?

Görmesen zindana döner bu şehir...

Görsen, umursamaz, aldırmaz kafir

Demedim mi gözlerim bakma!

Demedim mi bu ürperten sıcaklık...

Bu taze güzellik kaybolur birgün?

Sonra boşu-boşuna aranır, dövünürsün

Demedim mi ellerim dokunma!

Demedim mi bir gün susar şarkılar

Sesine ses veren rüzgar olur...

istediğin kadar artık bekle dur...

Demedim mi kulağım duyma!

Birgün çıkıp gideceği belliydi

Ayan-beyan belliydi anlayamadın.

Başka bir rüyada şimdi o kadın

Demedim mi kollarım sarma!

Bütün çektiklerim senin yüzünden

Gölge bile geçirmezdin bir zaman üzerinden

Ah! şimdi paramparça oldun binbir yerinden

Demedim mi gururum kırılma!

Üşüdüğüm zaman...

Üşüdüğüm zaman...
Üşüdüğüm zaman kimin hayaline sokuluyorum zannediyorsun?
Kimin... kimin parmaklarını hissediyorum arasında saçlarımın? ..

Üşüdüğüm zaman...
Üşüdüğüm zaman, katı bir mum gibiyken yani;
Tam ortamdan geçen ipin ucunda kim yanıyor titreyerek?
Kim eriyor içimde,
Kim taşıyor benden ve kiimm sıcak gözyaşı damlaları halinde süzülüyor bedenimden? ..

Üşüdüğüm zaman...
Üşüdüğüm zaman bir yandan hayalini bulup ona sokulmaya çalışırken; bir yandan da hayal olup senin bulabileceğin yerlerde dolaşmadığımı mı zannediyorsun?..
Ve sana... Ve sanaa; başını yaslayabileceğin bir omuz getirmediğimi mi zannediyorsun?..

Üşüdüğüm zaman...
Üşüdüğüm zaman senin de bir yerlerde üşüdüğünü...
Ve sen, tam ortamdan geçen ipin ucunda titreyerek yanarken; ben de senin içinde “çattııırrçutur” yandığımı bilmediğimi mi zannediyorsun?..

Üşüdüğüm zaman...
Üşüdüğüm zaman, kimin hayaline sokuluyorum zannediyorsun?.

Yüreğim Meskendir Aşka Söz

Bana gülen o resmin hala koynumda
Hayalin aklımda
Yüreğim meskendir aşka beni sar
Gel bana zalim yar

Gül tanem bir tanem
Hançer getir vur sinem
Senin için can verem

Sevdalım muradım
Hançer getir vur kalbi
Ömür yetim can yetim of of

Yüreğime gam doldu sana hasretten
Derdinle yandım ben
Dilime yar oldu bütün dualar
Gözlerim kan ağlar

Yüreğime gam doldu sana hasretten
Derdinle yandım ben

Seslendiren: Şahsenem

Çabuk olalım aşkım

çabuk olalım aşkım
herşeyi paylaşalım
ben kendimi sana adadım
sevgilim sensiz anlamsızım
mahşere kadar benim aşkım
her alemde senindir canım
nereye istersen sür köle diye
sensiz ölürüm cennette

seni seven kalbim sana
deli oluyor anlasana
sana dayanamıyorum
inanki sensiz mutlu olamıyorum

seni seven kalbim sana
deli oluyor anlasana
sana dayanamıyorum
inanki sensiz yaşayamıyorum

bin ömrüm daha olsa
kollarında son bulsa
eğer sana kavuşmak varsa
ölmek düğün gibidir bana
sensizlikten çok korkuyorum
inan kendimi bilmiyorum
önce allah sonra sen benim için
o bilir nasıl sevdim

seni seven kalbim sana
deli oluyor anlasana
sana dayanamıyorum
inanki sensiz yaşayamıyorum

Yıldız Tilbe

Unutulacak Gibi misin?

Gün gibi yüzün,sevdiğim sen misin?
Zamana sığmıyor kör olası hasretin
Ne gün,ne gece sensiz geçmesin
Sorarım sevgili
Unutulacak gibi misin?

Kıyametler kopar içimde bilmezsin
Senin için olan acılarım dinmesin
Bilirim ki böyle sevilmeye değersin
Sorarım sevgili
Unutulacak gibi misin?

Böyle sevgiyi hiç kimse çekmesin
Benden başkası seni böyle sevmesin
Zavallı yüreğimin çaresi sensin
Sorarım sevgili
Unutulacak gibi misin?

Gözlerimin önünde bir hayalsin
Hayal olduğun kadar da gerçeksin
Gel sevdiğim!
Gel ki; yüreğim,kentim sevinsin
Sen sevgili!
Unutulmayacak gibisin...

(alıntı)

Sen vurdun da ben ölmedim mi?

Sen vurdun da ben ölmedim mi?
Yokluğunda ne ateşleri hasretinle yaktımda
Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi
Çölde Ssu, Mahpusta gün, Oruçta ekmek gibi bekledim seni
Sense araya korkular koydun...
Şimdi nerdesin diye sorma
Sen çağırdın da ben gelmedim mi?

Sen varken darılmazdım çiceksiz baharlara,
Yağmurlu havalara... Bu kasvetli akşamlara...
Sen varken
Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına
Sen varken ayrılıklara ağlamazdım...
Yıkılmazdım biten sevdaların ardından
Gidenlere kızmazdım
Kalanlara acımazdım...
Sen varken böyle üşümezdim -Titremezdim
Masumdum , çocuklar gibi
Böyle delirmezdim -küfr etmezdim...
Şimdi soruyorum sana
Adı sevdaysa bu cehennemin
Sen yaktında ben yanmadım mı ?

Şimdi ufukta kaybolduğun yere bakıp
Bildiğin bütün şiirleri söylüyorum
Gözlerim ıslak -kipriklerim ıslak
Niye ağlıyorsun diye sakın sorma
Sen istedinde ben gülmedim mi ?

Biliyorsun
Bütün acılarına "yeşil ışıklar " yaktım olmadı
Bütün korkularına"arka çıktım " olmadı
Dağlara merdiven dayadım olamdı .

Artık benden pes

Şüheda...

Her şey farklı olmalı… Alışılmışın dışında olmalı…

Sıradan değil, sınırlı değil, basit hiç değil; her şey olağan üstü olmalı.

Sonra Sen gelmelisin…

Ben Seni en kutlu mekânda karşılamalıyım…

Tıpkı asırlar önce Sümeyye’ye giderkenki duruluğunla gel yanıma

Melekler ayarlamalı bu buluşmayı…

Zaman donmalı… Hayat durmalı…

Çünkü sen geleceksin Sen… Ey Dualarımdaki Yâr…

Gelişinle duyduğum sevinç çığlığı yüreğimde yankılanmalı…

Sen yürek çarpıntım… Bir ömür ulaşamadığım baharımsın…

Uzun kara gecelerimi sabaha çeviren düşümsün…

Zemheri soğuklarımın asi kardelenisin...

Uğruna nice sevdalardan geçtiğimsin…

Sana kavuşmam büyük bir buluşma olsun…

Sessiz olsun… hatta kimse bilmesin... Yaradan’dan başka…

Adım senin adınla anılsın Rab katında…

Senden gayrisi olmasın bende… Senden sonrası olmasın…

Kirlerden arındırırken beni; şeytan ağlasın günahlarıma…

Serin sular misali ak içime… Damlat yüreğime mis kokunu…

Kurtar sevdamı yabancı gölgelerden

"Bir Senin Sesin Eyler Gamdan Âzâde Beni"

Bir senin sesin eyler gamdan âzâde beni
Selâmın ganî kılar şâhdan ziyâde beni
Bî-ümîd olsam da endîşe-i istikbâlle
Tebessümün kâfîdir dâim dilşâde beni

Elif bilmez câhil idim cemâlini görmeden
Arz-ı keremin yetti nâgâh irşâde beni

Gam yegâne âşinâmdır dilde hicrânın varken
Bir vuslatın gark ider hadsiz neşâte beni (Hulûsî)

(Beni hüznün ellerinden ancak senin sesin kurtarıyor.
Selâmın bir padişahtan daha zengin kılıyor fakiri.

İstikbal endişesiyle ümitsizliğe düştüğümde
Bir tebessümün yeterli oluyor mutlu olmam için.

Yüzünü görmeden önce hiçbir şey bilmiyormuşum ben,
Ey elif-kâmet, keremin bir anda aydınlatıverdi gönlümü.

Senden ayrıldığımda tek dostum hüzün oluyor.
Kısacık bir kavuşma, sonsuz bir sevinç demek benim için.)

Kaybolmusken gözlerinde, özledim seni

sevda öyle beklenmedik birşey ki...
elin kolun bağlanıyor birden...
kaçmak istiyorsun ilk önce...
korkuyorsun çünkü...
birini bu kadar sevmekten,onu hayatının merkezine koymaktan,birine bu derece güvenmekten,bağlanmaktan deli gibi korkuyorsun...
ama yine de kurtulamıyorsun sevdadan...

sevdanın gizemine kapıldın mı bir kere,kopamıyorsun artık...
herşey pespembe oluyor...
kendini dünyanın en mutlu insanı gibi hissediyorsun...
gülmek geliyor içinden...
sevdiğini tüm evrene haykırmak...
sevgilinin gözlerinde erimek...

sonra hayal kuruyorsun sevgiliye dair...
hele bir de sevgilinin de yüreğine düşmüşse sevda ateşi...
işte o zaman için daha bir kıpır kıpır oluyor...
bir gelecek düşlüyorsun sevgiliyle...
o yanındayken,yüreği seninleyken kimse zarar veremez bana diyorsun kendi kendine...
herşeyden vazgeçiyorsun,sevgiliden başka...
hiçbir şey korkutmuyor seni artık...
daha önceki korkuların birer birer kayboluyor...
yapmayacağım dediğin şeyleri yapıyorsun...
körü körüne bağlanıyorsun...
sevmek,sevildiğini hissetmek o kadar güzel bir duygu ki...
sevda sarhoşu oluyorsun...

Gözlerim gözlerine bakmak içindir!

Bir geldin. Hasretini bıraktın zindanıma. Karanlık karanlığa düştü. Gece gecenin üstüne indi.

Parmaklıklar dağıldı; yüzün esir aldı beni. Taşlar toz oldu; özlemin taş kesildi. Gözlerine zincirlediler gözlerimi. Gidişin hüzünlü bir sonbahardı, unutmadım.

Yıldırımlar düşürdün bakışından göğsüme Saçlarım beyaz alev aldı. Yandım. Taş üstünde taş oldum. Suskunluğum utançtan duvarlar ördü. Sağnak sağnak yağmur oldum, yağdım küskünlüğümün çölüne. Çığ olup kendi yalnızlığıma katlandım. Uzaklığını yorgan yaptım çıplak ruhuma. Sözün güneşin yüzünü güldürürdü, unutmadım.

Sessizliğin yeniden yeniye yanmış bir kül gibi. Rüzgâr aldı nefesimi. Buzdan sütunlara çarpıldı sesim. İçimin içinde bir gurbet oldun. Sen gittin gideli, dağlar yollardan saklanır oldu. Öyle derinleşti ki vadiler; gölgeler içine girmeye nazlandı. Bütün çöllerin tozlarını yutmuş gibi dudaklarım, ah etmekten bile usandı. Susuşun ibret dolu bir kitaptı, unutmadım.

Âh Efendim, Can Efendim, Gül Efendim!

Gelirim ey dost; ayaklarım kanasa da dikenlerden, dar kafeslerden kurtulup, kırıp zincirlerimi yine Sana gelirim. Gelmesem Sana, Sensizlikten yok olurum. Yolunda ölmek için, Seni ararken, Sende tükenmek için gelirim. Yalınayak, başı açık dosta kavuşmanın hayaliyle çıktım yola. 'Gül'e doğru savurdu rüzgâr beni. Dağın bağrındaki ateşten, kâinatı ısıtan güneşten sordum gül diyarını. "Güllerin Efendisi'nden destur almak için ne lâzım." dedim. O'nun adını duyunca; dile geldi dağlar ve taşlar, tebessüm etti güneş. Hepsi bir ağızdan, "Teri gül kokan Gül Sultanı'ndan kabul görmek için seher kapılarının önünde kul olasın, bel kırıp boyun burasın. Hakk'a yönelip el pençe divan durasın." dediler. Sonra, "İnsan olana saygı duyasın, kırık gönüllerde tahtlar kurasın, yaralı gönüllere muhabbetinle merhem olasın." diye nasihatte bulundular. "Hakk'ın sadık dostuna, hidayetin güneşine, inayetin gözbebeğine, rahmetin timsaline, rububiyet saltanatının dellâlına, kâinatın muallimine, Habib-i Zîşan'a ve O'nun âline ve ashabına milyon kere salât ve selâm olsun." dediler.

Kapanmaz Yaram Zaman İçinde (Zigon Sehpa)

Bugün ordaydım,
Aynı yerde, aynı evde.
Aynı kapıdan girdim içeri,
Tesadüf bu ya,
Aynı anahtar kalmış bende.
Sandalyede yeleğini unutmuşsun,
Masada kahkahanı, mutfakta bardağını,
Salonda duruşunu unutmuşsun,
Sonra yan odada hıçkırığını,
Koridorda gözyaşlarını.
Kapıda çarpıp çıkışını unutmuşsun.

Bir çiçeğin zehri düşmüş, zigon sehpaya,
Bir rujunun rengi düşmüş, oval aynaya,
O kavgadan arta kalan kırık vazoyla,
İkimizin kalbi düşmüş tozlu balkona.
(Şarkı:Ağlama yar,bir gün gelir bu hasret biter..
Döneceğim,ağlama
Bekle beni,ağlama)

Duvardaki resminde gülüşün kalmış,
Son içtiğin fincanda dudak izlerin,
Portmantonun yanında gidişin,
Kapıda bıraktığın ayak izlerin kalmış.

Yastığının üstünde saçını buldum,
Posta kutusunda mektuplarını,
En son dinlediğin şarkını buldum,
O hicazda kalmış gözyaşlarını.

Yazan böyle yazmış demek ki,
Nasıl da anlam buldu sen olmayınca:

“Neyleyim köşkü neyleyim sarayı,
İçin de salınan YAR olmayınca…”

Sen Leyla’ydın,Ben de Mecnun çöller içinde

...Şakaklarımdan Akıyor Hasretinin Alazları...

Gecenin karanlığına yüreğimi asıp sana yazıyorum. Yüreğimi sana kanatlandırıp seni düşlüyorum kırık dökük hayallerimde.. Uzakları aşındıran kelimelerimi satırlara serip seni soluyorum mürekkebimle. Yine yokluğun düşüyor hecelerime, yine yokluğun bir hançer gibi deliyor hücrelerimi..

Ne yapsam, ne etsem fayda etmiyor. Sensizlikte kanayan dudaklarımı nehirlerde yıkasam da silinir mi yokluğunun acılarını ?. Zaman sanki hasretinde durmuş.. Herşey hasrete prangalı…

Şakaklarımdan akıyor hasretinin alazları. Ayak uçlarıma düşen kangren geceyi kaldırıp yokluğunu yumrukluyorum sıvasız duvarlarda. Pervasızca yüzüme vuran yalnızlığın rüzgarları siliyor hasretinin kanla karışık terini…Olmuyor…Sensiz olmuyor işte. Hasretinde sesi kısılmış bir rüzgar gibiyim ..

Yutkunuyorum acının kanlı gözyaşlarını…Yapamıyorum, ne yapsam uyutamıyorum sensizliğin suskun kelimelerini…Ne zaman saçlarımı okşasa rüzgar, ılık nefesin biliyorum. Ne zaman gecenin koynunu serinleten ılık bir meltem esse yüreğime doğru, senin kokun diye ciğerlerimde soluyorum meltemleri.

Sorma, İşte öyle bir şey...

Şimdi Nerelerdesin?

Hangi hayaller süslüyor o güzel gözlerini…

Yüreğini kapattın mı bana?

Nefretin dağlar kadar mı büyük ”Leyla”

Bu bir yangın,

Nasıl olur diye hiç sorma…

Oluyor işte, oluyor Leyla…

Dün daldım öylesine,

Hani gönderecektim ya sana emenetini

Hani senden bir parça

Hani yüreğinden kopup gelenler var ya,

Okşadım saatlerce ellerimle

Suladım gözyaşlarımla,kurumuş mavi çiçeği,

Sonra dudağının alını…

Sonra sevdamı,

Sonra kanayan yanlarını,

Özlüyorum her hatıranı

Sorma nasıl olur diye,

Sorma işte..

Dinle bak!

İşte öyle bir şey…

Ve Ben Seni Çok Özledim...

Yağmur da var
Çok sevdiğim rüzgar da
Bugün Pazar
Daha uyanmadı komşular
Damların üzerinde kuşlar
Daha rahatlar
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru
Yağmur da var

Çok sevdiğim rüzgar da
Daha uyanmadı komşular
Bugün Pazar
Ve ben seni çok özledim
Dışan çıkmak istiyor canım
Tek başına haytalık etmek
Islanmak Pazar sabahında yağmurda
Boş caddelerde dolaşmak
Vitrinlerine bakmak mağazaların
Sinemaların afişlerine
Sokakların isimlerine

Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara
Bir merhaba demek sessizce
Sahilde martılara simit atmak
Otobüslerin ilk seferlerine binmek
Gitmek istiyor canım
Hayatın gittiği yere
Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine
Fırından taze ekmek alıp
Buğusunu çekmek içine
Ve ben seni çok özledim

Tam böyle bir şey
Çiçeğe su yürümesi
Bebeğin ağlaması
Toprağın uyanması
Yağmurun yağması

İçeriği paylaş

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: