warning: Creating default object from empty value in /home/ailem/domains/ailem.gen.tr/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Anne

Hamilelikte sadece bebeğe değil, anneliğe de hazırlık yapın

Bebek doğumda, dünyaya mucizevi bir adım atarken, kadın da artık bir anne olacaktır. Bunun farkında olmayan kadınlar doğuma kadar geçen bu hazırlanma sürecinde hep bebeklerine odaklanır. Doğum yapma gücünün açığa çıkmasına izin vermek için bütün anne adayları kendine ve içindeki anneye yatırım yapmalı.

Bir kadın hamile olduğunu öğrendiği andan itibaren zihninde kurulu bir saat çalışmaya başlar. Gebeliğin verdiği heyecan yerini beklemeye bırakır. Hep bebeğin doğacağı ve ona sarılacağı anı hayal eder. Doğum artık hedeftir, saat çalışmaya başlamıştır. Doğuma kadar geçen sürenin, bebeğinin büyüyerek dışarıda yaşayacak gelişimi göstermesi için gerekli olduğunu bildiği halde, bir an önce bebeğinin doğmasını ister. Ama bu arada unuttuğu bir şey vardır: İçindeki annenin de kendini doğumuna hazırlaması gerekir. Bebek doğumda, dünyaya mucizevi bir adım atarken, kadın da artık bir anne olacaktır.

Anneye bağımlı çocuklarda öğretilmiş çaresizlik

Bir çocuk nasıl anneye bağımlı hale gelir? Anneye bağımlı hale gelen çocukların kişilik özellikleri nedir? Bu soruların cevabını verebilmemiz için doğumdan okul çağına kadar çocuğun zihinsel gelişimini izlememiz gerekir. Bilindiği gibi, çocuğun doğuma kadar olan zihinsel potansiyeli genetik mirasa, yani anneden babadan ve atalarından genler vasıtasıyla intikal eden kodlara bağlıdır. Buna doğuştan gelen zihinsel yetenek diyebiliriz. Yeni doğan bir bebeğin genetik kodlar vasıtasıyla sahip olduğu zihinsel yeteneklerin açığa çıkması ve işlerlik kazanması aileden alacağı eğitime bağlıdır.

Yeni doğan bir bebek, annenin koruması ve bakımı olmadan hayatını devam ettiremez. Annenin şefkatli kollarında ve sıcak kucağında s?t emen, altı kirlendiğinde temizlenen, koruyup kollanan bir bebek, geldiği bu yeni dünyada yalnız ve korumasız olmadığını hissetmeye ve anneye güven duymaya başlar. Güven duygusu sadece beslenme ve bakıma bağlı olmayıp, anneden aldığı sevgi ve şefkatle yakından ilişkilidir. Bu sebepledir ki, en az iki yaşına kadar anne çocuk beraberliği güven duygusunun gelişiminde çok önemlidir. Bu süreyi anne sevgisinden ve şefkatinden ayrı geçiren bir bebek, resmi kurumlarda çok iyi bakılıp beslense dahi, zihinsel ve duygusal yönden geri kalmakta; güven duygusu gelişmemektedir.

Üstümüzdeki şefkatli bir çift gözün adı; anne

O anne ki ''Rahim'' isminin tecelli makamıdır. Oradan dünyaya "rahmet nehirleri'' yol alır. Hz. Havva ile başlayan bu nehir birçok kola ayrılır. Hz. Hacer'in anne yakarışıyla cûşuhurûşa gelen tükenmez pınarın öyküsü yazılıdır bu kelimede.Zemzemin gürül gürül çağıldayışını anne nefesinde duymak ne güzeldir. Cennetin seçkin hanımefendileri, dört anneden oluşur: Hz. Asiye, Hz. Meryem, Hz. Hatice ve Hz. Fatıma.

Bahar bir anne gibi sıcak gülümseyişle geldi. Kışa, ayaza çamura inat sürdü filizlerini. Renk renk cümbüşüyle hayata ahenk kattı. Anne ve bahar. Birbiriyle özdeş bu iki kavram sevginin renkleriyle bezenirler. Anneler, bahar buketleri gibi hoş kokularla bizi sarmalarken, bahar ''anne kalbi'' kadar bereketli ve özverilidir. Anne, hayatın dişil öğesidir. Üreten, koruyan, sarmalayandır. Hayatın yekpare bütünüdür. Sevgi, şefkat, aşk ve ahenk onun sıcak sarmalında iç içe sunulmuştur.

Çocuk Gelişim Devreleri

Çocuğu gelişimi derken, sadece fiziksel gelişmeyi kastetmiyoruz. Çoğu zaman aile büyükleri, iyi beslenmiş, kilolu çocuğun annesini tebrik ederler: "Çok iyi bakmışsın; maşallah tosun gibi!"

Diğer taraftan, zayıf vücutlu bir çocuğun annesi ona iyi bakamadığı endişesiyle hep suçluluk duygusu içindedir. Aile büyükleri ve komşu kadınları da zavallı anneyi çekiştirmekten geri durmazlar.

Çocuğun kilosu ve boyu, beslenmeden ziyade soyaçekimle ilgilidir. Önemli olan çocuğun kilosu değil, sağlığıdır. Ancak daha da önemlisi, beden sağlığı ile birlikte ruh sağlığıdır. Öyle anneler vardır ki; elinde kaşık çocukla kovalamaca oynar. Ona bir kaşık fazla yemek yedirmeyi marifet zanneder. Çocuğa kilo kazandırmaya çalışırken, ruh sağlığını tehlikeye soktuğunu ve çocukla çatışmaya girdiğini bilmez.

Takdim

Babamı Özlüyorum

İnsanlar, genellikle her zaman beraber oldukları varlıkların değerini yeterince bilemez. Bunun gerçekliği, aile hayatında daha belirgin bir tarzda yaşanır. Her gün görüştüğünüz ve bir arada olduğunuz için sık sık sürtüşüp çatıştığınız anne, baba, eş ve çocuklarınızdan uzaklaşmak zorunda kaldığınızı düşünün. Birden o insanların sizin için ne kadar önemli olduğunu fark etmeye başlarsınız. Bir de onları kaybederseniz, artık kavuşmak mahşere kaldığından, kaybın içinizde doğurduğu boşluk giderek büyür, sonra da içinizi büyük bir acı kaplar.

Annesiz büyüyen çocuklar, bir tarafı yıkılmış ev gibidir. Çocukluğumuz yaz günlerini, beni çok seven ve erkek çocuğu olmayan dedemin çiftliğinde geçirdiğim için, anne eksikliğinin çocuklarda nasıl bir yara oluşturduğunu bilirim. En çok da bütün çocuklar oyunu bırakıp annesinin sesine koşarken, bir taşa oturup annemi özlediğim akşam üstlerinde ağlamaklı olduğunu hatırlarım.

SEVGİ DERSİ

Küçük oğlumuz annesine geldi ve ona elindeki kağıdı uzattı. Annesi ellerini önlüğüne kuruladıktan sonra kağıdı okumaya başladı:

Çimleri biçtiğim için 5 Milyon
Bu hafta odamı temizlediğim için 1 Milyon
Alışverişe gittiğim için 500 Bin
Küçük kardeşime baktığım için 250 Bin
Çöpü döktüğüm için 1 Milyon
İyi bir karne getirdiğim için 5 Milyon
Bahçeyi temizlediğim için 2 Milyon
Toplam borç: 14 Milyon 750 Bin

Annesi umutla kendisini süzen oğlumuza baktı. Eline bir kalem aldı, kağıdın arka yüzünü çevirdi ve şunları yazdı:

Seni dokuz ay karnımda taşıdım Bedava
Hasta olduğunda başını bekledim, elimden geleni yaptım, senin için dua ettim Bedava
Yıllar boyu değişik nedenlerle senin için gözyaşı döktüm Bedava
Senin için geceler boyu kaygı duyup, uykusuz kaldım Bedava
Oyuncaklarını topladım, yemeğini hazırladım, giysilerini yıkadım, ütüledim Bedava

Ve oğlum bunların hepsini topladığın zaman gerçek sevginin bedelinin olmadığını görürsün, bedavadır çünkü.

Tarihe Yön Veren Şahsiyetlerin Annesi Olmak

20. yüzyılda sanayileşme ve kentleşmenin hızlanması sonucunda köyden kente yönelen göç artarak devam etmiş ve kadınlar geleneksel rollerini değiştirerek şehirli iş gücüne katılmışlardır. Bu durumun oluşturduğu demografik ve sosyal değişimlerden ülkemizde nasibini almış, buna bağlı olarak kadının aile içindeki yeri ve annelik rolü de etkilenmiştir. Kadın annelik ve ev hanımlığının yanı sıra çalışma hayatına atılmış, sosyal ve ekonomik hayatta daha fazla ve etkin rol almaya başlamıştır. Bu değişim annelik görevlerini eskisi gibi (geleneksel) yürütmesini ve yaşamasını zorlaştırmıştır. Ancak kadınların üstlendiği mesleki ve diğer toplumsal rollerin yanı sıra doğal olarak anneliğini de devam ettirmesi gerektiğinden sosyo-psikolojik yükü artmıştır.
 

 

Roller ve sorumluluklar açık ve adil mi?

"Ne kadar büyük ya da küçük olursa olsun, her sosyal grup yetkilerini belirlemeli ve üyelerine gücünü, konumunu ve sorumluluklarını açıklamalıdır."
Stanley Coppersmith

Toplumda ailenin rolü değiştiği gibi, günlük yaşamda da aile bireylerinin rolü değişmektedir. Bu roller her ailede farklı olabileceği gibi, aynı ailenin değişen gereksinimlerine göre de farklılık gösterebilir.

Yeterince İyi Anababa Olmanın Yolları

Bu bölümü yazarken çok zorlandım; eminim siz de okurken zorlanacaksınız. Üstelik anababalık gibi kutsal bir görevle ilgili kusurlarının yüzüne vurulmasından kim hoşlanır ki? Okurken inkâr ederek, (Allah’a şükür ben hiçbir zaman böyle bir anne olmadım!) ya da bilgece davranarak, (Bu nokta çok önemli, ama acaba doğruluk payı nedir?), savunmaya geçebilir ya da suçluluk duygusuna kapılabilirsiniz. Hatta kusursuz bir anababa olamadığınız için dövünebilirsiniz. Oysa, tüm enerjinizi güçlü olduğunuz yönlerinizi geliştirmek ve zayıf yönlerinizin üstesinden gelmeye harcamaksınız, işe bu bölümde sizlere önereceğim alıştırmalarla başlayabilirsiniz.

Önce, melek ve günahkâr anababaların özelliklerine bir göz atalım. Gerçi kusursuz anababaların bu kitabı alıp okuyacaklarını pek zannetmiyorum, çünkü çocuklarının zaten sosyal becerileri ve özgüvenleri mükemmeldir. Fakat büyük çoğunluğunuzun, aşağıdaki listeyi okurken, çok güçlü özellikleriniz olduğunu farkedeceğinizden eminim.

Anne-baba olma sanatı

Biyolojik anne-baba olmanın, olayın yüzeysel ve kolay tarafı olduğuna inanmışımdır. Detaylı ve zor olan, bir çocuğu kişiliği gelişmiş, özgüveni yerinde, başarılı ve mutlu bir birey olarak yetiştirebilmektir. Anne-babalan sanatçılar olarak görürüm. Çünkü çok önemli bir eser yaratıyorlar. Anne-baba olmak da bir sanat bence. Yaratılan eseri, en güzel biçimde şekillendirmek söz konusu.

Her sanatçının kendisini geliştirmesi gerektiğini biliyoruz. Anne-babalar da kendilerini sürekli geliştirmeliler. Her sanatçı yaratıcılığını sonsuz bir şekilde ortaya koymalı. Anne-babalar da yaratıcılıklarını ortaya koymalılar. Sanatçılar yarattıkları eserden gurur duyarlar. Anne-babalar da çocuklarından gurur duymalılar. Ancak sanatçılar yarattıkları eseri beğenmediklerinde bozup yeniden yapma özgürlüğüne sahipler, anne-baba olma sanatında ise böyle bir yap-boz olayı mümkün değil. Çocuklara ilişkin yapılan hataların geri dönüşü yok.

Çocuğunuza bağımlı olmayın

Eşlerini kaybeden annelerin, çocuklarına aşırı bağımlılık geliştirdiklerini gözlemliyoruz. Eşini trafik kazasında kaybeden bir anne, çocuğunu servis aracıyla okula göndermiyor, kendisi götürüyordu ve okul ders saatleri bitene kadar okulda bekliyordu. Çocuğunu sokakta oynaması için çıkarmıyordu, kısacası çocuğuna izole bir hayat oluşturmuştu. Yaz tatiline başka bir şehre gitmiyorlar ve her an birlikte, sanki bitişik yaşıyorlardı. Bu durum çocuk için de geçerliydi. Çocuk da annesine o kadar bağımlıydı ki, on yaşında olmasına rağmen, annesini terapi odasına aldığımda, dışarıdaki bekleme odasında oturamıyor, annesinin yanına gelmek istiyordu. Geceleri birlikte uyuyorlar, ayrı odalarda yatamıyorlardı. Bu vaka aşırı bir örnek olabilir ama bazı davranışları tüm anneler yapabiliyorlar. Bu davranışlar arasında;

• Çocukla birlikte yatma,
• Sürekli çocuğun başına kötü bir şey gelecek duygusu ile endişelenme,
• Çocuk için kaygı duyma ve bu kaygıyı aza indirmek için çocuğun günlük yaşamında yapması gerekenleri kısıtlama,

Eşi ölen anneler

Ölüm, yaşayan her insana sevimsiz ve soğuk gelen bir kavramdır. Yaşarken ölümü düşünmek bize acı vereceğinden, savunma mekanizmalarımız o kadar gelişmiştir ki, yaşarken ölümü aklımıza bile getirmeyiz. "Nasılsa benim başıma gelmez" düşüncesi kişiyi hiç ölmeyecekmiş gibi davranmaya ve düşünmeye yönlendirir. Zaten her an ölümü düşünmek sağlıklı bir düşünme biçimi değildir. Kişi her an ölümü düşünerek yaşıyorsa zaten yan ölü anlamına gelir. Psikolojik güçlükleri olan bu kişilerin tedavi olmaları şarttır.

Çocuğunuza babasını kötülemeyin

Terapilere katılan hiçbir anne çocuğuna babasını kötülediğini kabul etmez ama görüşme yaptığım her çocuk, annesinin basını kötülediğini söyler. Çocuğunuza "Baban bizi bırakıp git ti" ya da "Baban çok cimri bir adam" gibi, mutlaka çok net tanımlamalar yapmanız gerekmez. Bir arkadaşınızla telefonda konuşurken ya da bir yakınınızla sohbet ederken, eski eşinizle ilgili söylediğiniz hemen hemen her kelimeyi çocuğunuzun duyabileceğini unutmayın. Çocuklar anne-babalarıyla ilgili konularda çok hassas olduklarından hemen kulak kabartırlar ve dinlerler. Bu konuda çok dikkatli olmanızı öneririm. Ayrıca büyüklerinizi de (anneanne, dede gibi) çocuğun yanında babasıyla ilgili olumsuz konuşmalar yapmaması için uyarın. Ve babasını doğrudan çocuğunuza kötülemeyin. "Baban ilgisiz, baban sorumsuz biri" gibi söylemleriniz özellikle küçük yaş çocuklarını çok olumsuz etkiler. Babası gerçekten olumsuz özelliklere sahip olabilir ama bırakın çocuğunuz babasını zaman içinde tanısın.

Hayatınızı pratikleştirin

Tek başına pek çok sorumluluğun üstesinden gelmek koli değil. Hele çalışan bir kadınsanız işiniz oldukça zor demekti Çamaşır, ütü, bulaşık, evin temizliği, evin alışverişi, işyeri,yapmanız gerekenler ve çocuğun ihtiyaçları derken, zaman size yetmez olur. Bir danışanım, haftanın yedi gününün kendisine yetmediğini, sekiz gün olsa daha iyi olacağını söylemişti. Evli kadınlar bile eşleriyle paylaştıkları halde işlerini yetiştiremezlerken, sizin tek başınıza pek çok şeye yetişmeniz oldukça zor olur. Bazen yatağınızı toplamaya bile zaman kalmadan evden çıkıverirsiniz.

Daha az yorulmak, çocuğunuza ve kendinize daha çok zaman ayırmak için evinizi daha pratik hale getirin. Fazla eşyaları kaldırın. Size iş çıkaran tüm fazlalıkları yok edin. Evinizle işiniz arasında çok mesafe varsa, evinizi işinize yakın bir yere taşıyın, böylelikle yolda geçen zamanı kendinize, çocuğunuza ya da başka işlerinize ayırabilirsiniz.

İçinize kapanmayın, sosyal yaşamınızı canlandırın

Eşler birbirlerinden boşandıktan sonra, sanki arkadaşlardan da boşanırlar. Evliyken görüşülen, birlikte yiyip içilen, gezilen arkadaşlar, boşandıktan sonra aranmaz olur. Kişi eşinden boşanırken sanki sosyal yaşantısından da boşanır.

Siz böyle bir hata yapmayın. Arkadaşlarınızla görüşmeye devam edin. Siz sadece eşinizden boşandınız, arkadaşlarınızdan değil. Ortak arkadaşlarınızın olması, onlarla görüşmeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Boşandıktan sonra belli bir süre kişi içine kapanır, sanki dünyayla tüm bağlantılarını keser. İç dünyasını yeni yaşantısına uyumlamaya çalışırken, dış dünyadan kopmak yanlış bir davranıştır. Sizin de içinizden, hiç kimseyle görüşmek gelmeyebilir. "Kine eski konular açılacak, sorular soracaklar, anılar canlanacak ve kendimi kötü hissedeceğim, iyisi mi bir süre görüşmeyeyim" diye düşünüyorsanız bu kokuda önlem alabilirsiniz. Arkadaşınızla ya da arkadaşlarınızla Buluştuğunuzda onlara, sizi rahatsız eden konuları konuşmamayı önerirsiniz. Sizi kıracaklarını hiç sanmıyorum.

Boşanmış anne olmak

Dünyada hiçbir kadın boşanmak için evlenmez. Aynı zamanda hiçbir erkek de. Her insan ömür boyu mutlu olmak için evlenir. Evlenirken, sevdiği insanla yaşlanacağının, torun sahibi olacağının hayallerini kurar. Kadınlar erkeklere göre daha duygusal yapıya sahip olduklarından, evliliklerinin temeline aşkı ve romantizmi yerleştirirler. Ancak hayaller her zaman gerçekleşmeyebilir. Bazen eşler bir ömür değil, bir dakika bile birbirlerini görmeye tahammül edemeyebilirler.
Bu kitapta detaylarına, doğrusuna-yanlışına girmeye gerek görmediğim boşanma olayı aslında her evliliği bekleyen bir risktir. Çünkü her evlilik, ayrılıkla, çatışmalara, kavgalara, ihanete, şiddete vb. pek çok davranış örüntüsüne açıktır. Kimi evliliklerde risk çok çok azdır, kimi evliliklerde ise fazla.

Eşinizi sadece anne olarak görmeyin

"Sen artık annesin..."
Bu cümle erkek tarafından ö kadar çok söylenir ki, kadınlar bu cümleyi duymaktan nefret ettiklerini söylerler. Erkek, eşi anne olduktan sonra, ona farklı bir anlam yükler. Kutsallık, meleklik, erişilmezlik vb. gibi kavramlar bebeğin ilk doğduğu günlerde kadına yüklenirken, daha sonraları bu yüklemeler yerini olgun olma beklentilerine bırakır.
"Sen artık annesin, böyle giyinemezsin."
"Sen annesin, eskisi gibi gezip tozamazsın."
"Sen artık anne oldun, kendini genç kız gibi zannedemezsin, daha ağır başlı olmalısın´

Erkeğin bu uyarıları ve bu tarz düşünme biçimi eşi için geçerlidir ama erkek bu yüklemeleri kendisine yapmaz.
Çocuk sahibi olduktan sonra eşi tarafından sadece anne olarak görülen kadınların sık sık depresyona girdiklerini, günlük yaşamlarında stres içinde olduklarını, kendilerine olan öz güvenlerinin zedelendiğini ve eşleriyle iletişim kurmakta zorluk ,çektiklerini biliyoruz.

Anne olmayı benimseyemedinizse...

Bazı kadınlar gerek kişilik yapıları, gerekse yaşam tarzları nedeniyle anne olmayı bir türlü benimseyemezler. Pek çok kadın danışanımdan, "Ben anne olmak için yaratılmamışım" cümlelerini çok duyarım. Bu kadınlar anne olmanın getirdiği sorumlulukları taşımakta zorlanırlar. Çocuğun peşinden koşmak, çocuğun yemek ve uyku düzenini sağlamak ve çocuğun düzenine göre yaşamını ayarlamak, çocuğun dersleriyle ilgilenmek, çocuğun duygusal yaşamını paylaşmak, arkadaş ilişkilerini kontrol etmek, arkadaşlarını ve arkadaşlarının ailelerini tanımak, çocuğa sosyal alanlar oluşturmak, çocuğun yeteneklerini keşfedip (spor, güzel sanatlar vb.) Bu yetenekleri doğrultusunda onu desteklemek ve bunun gibi daha pek çok sorumluluk ve uğraşı, bazı kadınlara büyük bir yük gibi gelir.

Annelik rolünü hayatınızın merkezi yapmayın

Bu başlık sakın sizi yanıltmasın. Anne olduktan sonra çöl doğal olarak, yepyeni sorumluluklar sizi bekliyor olacak ve sorumluluklarınızı sevgiyle ve içtenlikle yerine getirmelisiniz, Çocuğunuzun yaşı kaç olursa olsun ona zaman ayırmalı, sağlıklı iletişim kurmalı ve ona sevginizi hissettirmelisiniz. duygusal ihtiyaçlarım karşılamalı, ona destek olmalı, sınırla öğretmeli, okul yaşamında ona yardımcı olmalı, arkadaş ilişkilerini kontrol etmeli, fizik sağlığına özen göstermeli, ona yaşan öğretmelisiniz. Ancak tüm bunları yaparken evliliğinizi, kendinizi ve eşinizi de ihmal etmemelisiniz.

Annelik rolünde zorlanmak

Evlilik kadına ve erkeğe çeşitli sorumluluklar yüklerken evlilikteki rolünü benimsemeye çalışırken, günün birinde yaşamına yeni bir sorumluluk daha eklenir: Anne olmak.

Her kadın günün birinde anne olmak ister. Kadında içgüdü sel olan annelik sanıldığı kadar kolay bir sorumluluk değildir Bebeği sadece karnında taşımak,onu dünyaya getirmek, altını değiştirmek yetmez. Bebeğe zaman ayırmak gerekir, bu da annenin kendi zamanının büyük bir kısmını bebeğe adaması anlamına gelir. Evliliğin başında iki kişilik olan haya artık üç kişiyle paylaşılacak, üç kişiye göre yaşanacaktır. Bu ı yeni bir uyum süreci anlamına gelir.

İçeriği paylaş

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: