Enfeksiyon bebekleri öldürüyor

Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, BDP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın soru önergesine verdiği yanıt, son iki yılda hastanelerin yenidoğan servisleri ve yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yatan 195 bin 114 hasta bebeğin 6 bin 831’inde hastane enfeksiyonu geliştiğini ortaya koydu.

Bakan Akdağ, hastane enfeksiyonu nedeniyle 273 bebeğin öldüğünü belirtirken, ölüm oranını ise yüzde 4 olarak açıkladı.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, BDP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın soru önergesine verdiği yanıt, son iki yılda hastanelerin yenidoğan servisleri ve yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yatan 195 bin 114 hasta bebeğin 6 bin 831’inde hastane enfeksiyonu geliştiğini ortaya koydu. Bakan Akdağ, hastane enfeksiyonu nedeniyle 273 bebeğin öldüğünü belirtirken ölüm oranını ise yüzde 4 olarak açıkladı.

'Süper kadın'lar mükemmeli ararken eş ve çocuklarına hayatı zorlaştırıyor

Kadınlar; kariyer, ev işleri, ideal bir anne ve eş olmak için sürekli koşuşturma içerisinde. Sorumluluklarını düşünmek, yetiştirmek, idare etmek için bin parçaya bölünüyorlar. Ancak bu durum, onları mükemmeliyetçi bir kişilik sahibi yapıyor. 'Süper kadın' sendromu yaşayan kadınlar, baskı ve yönlendirmelerle ailelerinin hayatını olumsuz etkileyebiliyor.

Günümüzde birçok kadın bir yandan işyerinde daha iyi bir kariyere ulaşmak, bir yandan da ideal bir eş, anne ve ev hanımı olmak için yoğun çaba sarf ediyor. Her rolün üstesinden gelmeye çalışan ve kendine hata yapma şansı vermeyen kadınlar, mükemmel olma hastalığına yakalanıyor. Her yere yetişen, bütün sorunları halleden, aileden ve toplumdan gelen beklentileri karşılamaya çalışan mükemmeliyetçi kadın, eş ve çocuğuna da baskıcı bir tutum sergiliyor. Ancak uzmanların 'süper kadın' olarak da tabir ettikleri mükemmeliyetçi kadınlar, bu durumu fark etmiyor. Zamanla sürekli bir şeyler yapmak için koşuşturan, hiçbir şeyi beğenmeyen, çocuğunu ve eşini eleştiren, katı kurallar koyan bir anne ve eş durumuna geliyor.

Evimiz Cennet Olsun

İnsanın dünya hayatında, önemli bir sığınağı, saadeti, küçük dünyası ve cenneti kendi evidir. Acaba bizim evimiz nasıl bir yer? Cennetten bir köşe mi? Aile fertleri eve döndü­ğü zaman fırtınalı bir denizden limana sığınır gibi huzur ve sükûn buluyor mu?

Eğer bulmuyorsa neden onu cennetten bir köşeye çevirmeye gayret etmiyoruz? Dünyada cenneti yaşamak varken cehennemi bir hayatı yaşıyoruz? Hem eşi­mizin hem kedimizin "ah"larını arşa yükseltiyoruz? Bunun suçunu da çoğu kez eşimizde arıyoruz?

Evlenmek ve ev kurmak kolay. Önemli olan evliliği de­vam ettirmek ve evimizi cennetten bir köşeye çevirmektir.

İsterseniz bir adım atalım. Hayatımızda yeni bir sayfa aça­lım.

Evin babası, sıkıntılarını iş yerinde bırakıp tebessümle girsin içeriye...

İştahsız Çocuğa Nasıl Yaklaşılmalı

Hayatın idamesi için lüzumlu olan hava, su ve enerjinin alımı ve kullanımı çok ince bir mizan çerçevesinde cereyan eder. Vücudun enerji ihtiyacı; bazal metabolizma hızı, yiyecek alımıyla meydana gelen ısı üretimi ve fizikî aktiviteye göre ayarlanır; yani, fizikî aktivite enerji harcamasının en önemli belirleyicisidir. Bazal metabolizma hızı; yağsız vücut kütlesine, yaşa, cinsiyete ve genetik faktörlere bağlıdır.

Enerji alımına ise iştah artırıcı ve azaltıcı faktörler tesir eder. Kortizol ve noradrenalin gibi iştah artırıcı, insülin ve leptin gibi iştah azaltıcı faktörlere neredeyse her gün bir yenisi eklenmektedir. İnsan gerçekten de bu yönüyle bir meçhul kalmaya devam etmektedir.

Beynimizdeki hipotalamus bölgesinde beslenmeyle alâkalı bütün mesajlar bir araya getirilir. Sadece iç faktörler değil, dış faktörler de devrededir: Yiyecek görme, koku duyma, (bilhassa yanmış yağ kokusu) gibi sinyallerle iştah artar. İştah, bir besinin istenerek, sevilerek ve zevkle yenmesi; iştahsızlık ise, beyinden gelen açlık sinyallerini alamama olarak tarif edilebilir.

Evliliğin ilk dönemleri neden tehlikeli?

Farklı aileden, farklı kültürden gelen ve iki ayrı kişiliğe sahip kadın ve erkeğin oluşturduğu evlilik zannedildiği gibi kolay elde edilmiyor. Evlenmek, yuva kurmak kolay da, ömür boyu o birlikteliği sürdürmek beceri istiyor. O birlikteliğin içinde bulunan sosyal, kültürel, ekonomik, dinî, fikrî, duygusal ve geleneksel sorunlar gelecek için büyük önem taşıyor.

Evliliğin ilk dönemindeki davranışlar evliliğin gidişatını belirlediği için bu dönemleri çok iyi değerlendirmek gerekiyor. Bilindiği gibi evlilik öncesindeki dönemler, eşlerin gerçek kişiliklerini gizledikleri dönemlerdir. Eşler, söz kesme ve nişanlılık gibi dönemlerde birbirlerinin hoşuna gidecek davranışlar sergilerler. Maske takıp rol yaptıkları için ortak paydalarını belirlemede gevşek davranırlar. Evlilik sonrasında beklentileri ve kişilikleri yavaş yavaş ortaya çıktığında ise sorunlar baş gösterir. İşte esas birliktelik ve evlilik hayatı bundan sonra başlar.

Günümüz evlilikleri ne durumda?

Çocuklarımıza karşı görevlerimiz

Çocuklar, her şeyin gerçek sahibi olan Allah'ın insanoğluna lütfettiği en güzel ve şükrü en meşakkatli nimetlerden biridir hiç şüphesiz. En güzel nimet olmasının yanında şükrünün eda edilmesi de en ciddi titizliği isteyen, büyük bir sorumluluktur. Her nimetin şükrü, nasıl kendi cinsindense, çocuk nimetinin şükrü de, onları salih bir mü'min ve mü'mine olarak yetiştirmektir.

Çocuklar, anne babaları için dünya hayatında gurur ve övgü kaynağı olabileceği gibi, utanç kaynağı da olabilirler. Bu ikisi arasındaki durum, anne babaların çocuklarına verdiği eğitim ve terbiye ile ilgilidir. Kur'an-ı Kerim'de; "Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür" buyrulur. Evlilik kurumunun ilk temeli olan neslin devamını sağlama düşüncesinin meyvesi olan çocuklara karşı, ölçülerini Allah'ın çizdiği sınırlar ve sorumluluklar vardır.

Saldırganlığının önüne geçmenize yarayacak öneri

Eğer son günlerde çocuğunuz olur olmaz her şeye sinirlenmeye ve şiddet içerikli davranışlar sergilemeye başladıysa, bir an önce tedbir almanızda fayda var. İşe, olumlu davranışlarınızla ona model olarak başlayabilirsiniz

Hiç uykunuzdan başınıza vurulan bir oyuncak araba, kumanda veya benzeri sert bir cisimle uyandırıldığınız oldu mu? Çocuğunuzun size ve çevresine karşı şiddet içerikli davranışları karşısında ona 'saldırgan' etiketi yapıştırmadan önce, Bebeğim ve Biz dergisinin önerilerini okuyun. Psikolojik Danışman Alev Köymen, saldırganlığın doğuştan getirilen bir dürtü olduğunu söylüyor: "Başlangıçta, içinden gelen saldırganlığı bütün çıplaklığı ve yalınlığıyla dışa vuran çocuk, zamanla öfkesini ve saldırgan davranışlarını engellemeyi öğrenir. 2-3 yaş döneminde, çocuğun yaşantısındaki değişimlerde ve oyunlarda normal kabul edilebilir. Fakat eğer sürekliliği varsa ve yoğun yaşanıyorsa, o zaman yardım alınması gereken boyutta demektir."

Babalar bebeği anneden daha iyi sakinleştiriyor

Dr. Harvey Carp'in bebek sakinleştirme yöntemlerini sadece annelerin değil babaların da öğrenmesi gerekiyor. Çünkü babalar bebek üzerinde sihirli ve olumlu bir etki bırakıyor.

ABD'nin dünyaca ünlü çocuk hekimi Doç. Dr. Harvey Carp'ın tekniklerini kullanarak, sürekli ağlayan bebeği susturmak ve gece boyu sürecek rahat bir uyku uyumak mümkün... Bebek bakımında en iyi sistemin büyük annelerimizin yöntemi olduğunu savunan Dr. Carp; kitaplarında bahsettiği 'Mağara Adamı Teknikleri' ile çocuk yetiştirme ezberlerini bozuyor. Dr. Harvey Carp, aileleri rahatlatan 'büyük anne ve mağara adamı teknikleri' hakkındaki sorularımızı yanıtladı:

SABAHA KADAR CD
Bir erkek hekimin bebeği adeta bir büyükanne tavrıyla susturması şaşırtıcı bir durum olarak görülebilir. Bir kadın hekim bunu yapsaydı şaşırtıcı olmayabilirdi. Siz kendinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Anneleri emzirmekten soğutan sorun

Meme ucunda oluşan çatlaklar bazen emziren annenin kabusu oluyor. Ağrının şiddeti, annenin emzirmekten kaçınmasına, bebeğin de anne sütünden mahrum kalmasına yol açabiliyor.

Emziren annelerde sıklıkla görülen meme ucu çatlakları ağrı ve sıkıntı veren bir durum. Meme başı çatlaklarına emzirmenin başlangıcında daha belirgin olmak üzere tüm emzirme süresince rastlanabiliyor. Çatlaklar meme başının çevresinde, meme başında enine çizgi halinde ya da areola denen meme etrafındaki renkli bölgede oluşabiliyor.

Meme ucu çatlaklarının daha çok bebeğin emme pozisyonundan kaynaklandığını belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Kenan Çalışkan, yeni doğum yapan annelerin yaklaşık yüzde 30’unun hatalı emzirme tekniklerini kullandıklarını, bunun da meme başı çatlakları ve yarıklarına yol açtığını söyledi.

Hamilelere sıcak uyarısı

Hamilelere zorunlu olmadıkça sıcak havada dışarı çıkmamaları önerisinde bulunan uzmanlar ciddi bir tehlikeye dikkat çekiyor: Aşırı sıcak, anne karnındaki bebekte zekâ geriliği riski oluşturabilir.

Uyarıyı Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hikmet Karabacak yaptı. Sıcak havada gebelerin tansiyon gibi bazı problemler yaşayabileceklerini dile getiren Karabacak, bu durumun anne karnındaki bebeğe olumsuz yansıyacağını söyledi.

Anne karnında bebeğin oksijen alıp karbondioksit verdiğini anlatan Dr. Karabacak, "Anne adayının aşırı sıcağa maruz kalarak tansiyonunda yaşayacağı düşüş ya da yükselmeler direkt olarak bebeğin bu düzenini etkileyecektir." dedi.

Bu durumun hamileleri halsiz düşüreceğini bildiren Op. Dr. Hikmet Karabacak, mide bulantısı ve kusma gibi rahatsızlıkların da yaşanabileceğini ifade etti.

Anne şefkati bebeği güçlü kılıyor

Annenin bebeğine karşı belirgin sevgi gösterileri, çocuğun ileride daha özgüvenli ve dayanıklı olmasına yardımcı oluyor.

Annenin doğumdan sonraki ilk aylarda bebeğine gösterdiği şefkat, bebeğin yetişkin hale geldiğinde sorunlarla daha iyi başa çıkmasını sağlıyor, stres ve hastalıklardan koruyor.

ABD'nin Rhode Island eyaletinde bilim adamları 482 anne ve 8 aylık bebekleri arasındaki bağı araştırdı ve bebekken araştırmaya katılanlar 34 yaşına geldiğinde testlerle bu bağın etkilerini inceledi.

Anne ve 8 aylık bebek arasındaki bağın niteliği psikolog tarafından "olumsuz-aşırı" ölçeğinde değerlendirildi.

Çocukların sinirli ve stresli anları

Çocuğunuz bir yaşını geçtikçe daha çok hareketlenmeye, evde ne var yok keşfetmeye başlar. Hiçbir yaptırımdan anlamaz. Ne kadar “dur, yapma, hayır” deseniz de gözünüzün içine baka baka bildiğini okur. Çekmeceleri boşaltırken siz yanına yaklaştıkça daha hızlı boşaltmaya başlar. Bunların yanlış olduğunu ona anlatmak çok zordur. Bu dönemde çocuklar “hayır”ın en azından hoşlanılmayan bir şeyi ifade ettiğini fark ederler, fakat buna uyma davranışı geliştiremezler. Çocuğa sürekli müdahalede bulunulduğunda o da benliğini daha çok ortaya koyma yarışına girerek yaramazlıklarında ısrar edecektir. Bu yaştaki çocuklar hayli meraklıdırlar ve daima istediklerini yaptırmak isterler. Güvenliğini sağladıktan sonra, araştırıp keşfetmesine, merakını gidermesine izin vermek gerekir.

Çocuğun güvenliği için ulaşabileceği yerlerdeki temizlik maddelerini, tehlikeli eşyaları ve boğazına kaçacak türdeki her şeyi ortadan kaldırdıktan sonra çekmecelerin birine eline almasında bir mahsur olmayan küçük kaplardan koyarak merakını gidermesine yardımcı olabilirsiniz. Diğer dolapların kapaklarını açamayacağı şekilde lastiklerle bağlamak, vitrin kapaklarını bantlamak gerekebilir. Bunları yaptıktan sonra asıl mesele çocuğun ilgisini nelere yöneltmesi gerektiğini bulmaktır.

Evliliklerimize yön hatta son veriliyor

Evlilik genellikle çocukluk ve ilk gençlik çağları geçince başlayan evredir hayatımızda. Her anlamda belirli bir olgunluk ve ergenliğe ulaştıktan sonra evleniriz. Sadece bu zamanlama zorunluluğu bile evliliğin çok boyutluluğunu ve kişilerden beklediği sorumlulukların çokluğunu gösterir. Bir yuva kurmak ve onun devamlılığını sağlamak sanıldığı gibi kolay değildir. Ancak evli olanlar, tam olarak bunun ne demek olduğunu anlarlar.

Evlilik insani bir olgudur. Her şeyin çift olarak yaratıldığını görüyoruz hayatta. Tek ve eşsiz olan sadece Yaratan’dır. Evlilik, insana fıtri ve doğal bir ortam sağlar her şeyden önce. Onu yalnızlıktan ve yarımlıktan kurtarır. Benlikten bizliğe ulaştırarak çoğaltır ruhsal olarak. Bu noktadan bakıldığında, iki kişinin arasındaki çok özel ve şahsi bir bağdır evlilik. Daha çok bu özelliğinden kaynaklanır özerkliği. Evliliğin devamı, eşler arasındaki bu çok özel bağın sağlamlığına dayanır. Bu bağ güçlü durdukça, farklı unsurlar ya da sebepler evliliğe zarar veremez. Problemler, ya bu bağın kopması ya da zayıflaması sebebiyle baş gösterir. Bağı güçlendirerek evliliği sağlamlaştırmak ise sevgi, saygı ve diğerinin haklarına riayetle mümkündür.

Doğum sonrasında annelik

LOĞUSALIK SÜRECİ

Plasentanın çıkışıyla başlayan ve 6 hafta kadar süren loğusalık, tüm anneler için hassas bir dönemdir. Gerçekleşen doğum şekli ve doğum sonrasında evde gördüğünüz destek, uyum sürecinde yaşayacaklarınızı etkiler. Gerek normal gerekse sezaryenle yapılan doğum sonrasında 40 günlük loğusalık dönemini fırsat buldukça uyuyarak ve dinlenerek geçirmeniz gerekir. İmkanınız varsa ilk hafta bebeğinizin bakımını bir başkasına devretmeniz, hem kendi sağlığınız hem de sütünüzün çoğalması açısından çok önemlidir.

FİZİKSEL DEĞİŞİKLİKLER

Doğum sonrasında vücudunuzda olan değişiklikleri bilmeniz ve bu değişiklikler sırasında yapmanız gerekenleri uygulamanız, doğum sonrası ağrılarınızı azaltmaya yarar. Doğumdan sonra ilk 24 saat boyunca idrar yapmada güçlük yaşayabilirsiniz. Doğumdan birkaç gün sonra bile hala büyük abdest ihtiyacı duymayabilirsiniz. Anestezi ile doğum yapmışsanız bağırsak hareketlerinin başlaması zaman alabilir. Bu da sizi rahatsız edeceğinden, bağırsak hareketlerini tekrar düzenlemeniz için çaba harcamanız gerekir.

Evlilikte Denklik Meselesi

Nikahta, evlenmek isteyen bireyler arasındaki denklik son derece önemlidir. Fıkıh literatüründe kafaet terimiyle ifade edilen denklik ile eşler arasında dini, iktisadi ve sosyal bakımdan bir denkliğin bulunması kastedilir. Denklik evlilikte uyumu sağlamak için kabul edilmiş bir tedbirdir. Burada esas olarak aranan denklik, kadının erkeğe denk olup olmaması değil, erkeğin kadına denk olup olmamasıdır. Yani bir erkeğin evleneceği kadına Müslümanlık, dindarlık, hür olma, meslek ve zenginlik gibi niteliklerde denk durumda bulunmasıdır. Bu itibarla denklik, İslam’da sadece kadından yana ve onun ve ailesinin onurunu korumayı hedefleyen bir güvencedir. Temelde kadını korumak için öngörülen bir denge yoludur. Ayrıca “denklik” ve “denge” aynı kökten gelen kelimeler olduğuna göre, denklik prensibi hayat boyu ailenin dengede kalmasını amaçlayan bir faktördür.

HANGİ KONULARDA DENK OLUNMALI?

Sofra Muhabbetleri Aileyi Yakınlaştırır

Bir yuvada hoş muhabbetin sağlanması için aile üyelerinin sürekli veya uzun süre bir arada bulunması şart değildir. Ancak az da olsa birlikte olunan zamanların iyi değerlendirilmesi gerekir. Zira ailedeki bu açık kapatılmazsa yuvada sorunların çıkması an meselesi gibidir. Öyleyse aile fertleri ile geçirilen sınırlı zamanı nasıl değerlendirmeli ki tüm günün açığı kapatılabilsin?

Eşlerin birbirlerinin gönül dünyasını doldurmaması, çocukları ile birlikte etkili zaman geçirememeleri aile içinde bireyselleşmeyi arttırır. Böylece aile fertleri aynı evi paylaşan yabancı kişiler haline gelebilir. Anne babanın aileyi birleştirici unsurları kullanarak bu gidişi olumluya çevirmesi gerekir. İbadetler, dini ve ahlaki sohbetler, kitap okuma, geziler, oyunlar vb aile içi faaliyetler birleştirici ve muhabbeti arttırıcıdır. Her gün mecburen yaptığımız fakat önemini gözden kaçırıp dolu dolu değerlendiremediğimiz, aile içi yakınlığımıza ve aile kimliğimizin oluşumuna katkı sağlayacak çok önemli bir fırsatımız daha vardır oysaki: Birlikte oturulan sofralar…

Evlilik Sofrasında Mutluluk Yemeği

Evlilik sofrasında mutluluk yemeğini yemek istiyorsu­nuz; peki, bunun için ne yapıyorsunuz?

Parmağınızı bile oy­natmadan eşinizin sizi mutlu etmesini mi bekliyorsunuz?

Öyleyse boşuna beklersiniz. Siz beklerken mutluluk yanını­za uğramadan çekip gider.

Çünkü yemeği yemek için ocağa koymak, sofraya oturmak için sofrayı hazırlamak gerek... Şayet yemeği ocağa koymak ve sofrayı hazırlamak zorunuza gider de masada beklerseniz yemekler kendiliğinden gelip önünüze dizilmez.

Peki, ne yapmanız gerek?

Önce evlilik sofrasını açın. Mutluluk yemeğini itinayla pişirin. Pişen yemeği huzur tabaklarına koyun. Tabakların üzerine biraz tebessüm tozu dökün. Bardaklarınıza neşe meşrubatı doldurun. Vazonuzda birkaç tane saadet gülü bu­lundurmayı da ihmal etmeyin.

Evlenmekten korkuyor musunuz?

Evlilik korkusu, kişinin çevresinde ve ailesinde yaşadığı olumsuz evlilik örneklerinden edindiği bilgiler doğrultusunda yaşadığı bir korkudur. Ayrıca psikolojik olarak yaşanan bir bağlanma korkusu olabilir. Bunu aşmak için önyargısız yaklaşım sergilemeli, fedakâr olunmalı, paylaşımcılığı öğrenmeli, bencillikten uzak durmalıdır.

Gençlerin çoğunlukla mutlu bir rüya gibi düşündüğü evlilik, kimilerinin de korku dolu kâbusu haline gelebiliyor. Çevresinde gördüğü olumsuz evlilik örnekleri veya evlendikten sonra alması gereken sorumlulukların korkusu yüzünden birçok çift mutluluk hayallerini evlilik aşamasında bitiriyor.

Özellikle büyük şehirlerde yalnız yaşamayı bir yaşam tarzı olarak seçen gençlerin oranı giderek yükseliyor. Reem Nöropsikiyatri Merkezi'nden nöroloji uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, birçok kişiyi derinden etkileyen evlilik korkusu ve sebeplerini anlattı. Evlilik korkusu, kişinin çevresinde ve ailesinde yaşadığı olumsuz evlilik örneklerinden edindiği bilgiler doğrultusunda yaşadığı bir korkudur.

Çocuklarda üç haftadan fazla öksürüğe dikkat

Çocuklarda mevsimsel soğuk algınlığı sonrasında tetiklenen, balgamlı ve kimi zaman kusmaya neden olan peş peşe gelen ve 3-12 haftadan fazla devam eden öksürük, alt solunum yolu hastalıklarının belirtisi olabilir.

Uzmanlar, öksürüğün süresi ve karakterinin hastalıklar açısından haberci olabileceği uyarısında bulunarak, bu gibi durumlarda vakit kaybetmeden uzman ekime başvurulması gerektiğini ifade ediyor.

Sağlık Bakanlığı Dr. Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Alerji Klinik Şefi Doç. Dr. İlknur Bostancı, öksürüğün solunum yollarına yabancı maddelerin kaçmasından koruyan, solunum yollarındaki yapışkan sıvının atılmasını sağlayan ve solunum hastalıklarında sık görülen koruyucu bir refleks olarak tanımlandığını söyledi.

Özellikle çocukluk döneminde hastaneye başvuru nedenleri arasında öksürüğün ilk sırada yer aldığını belirten Bostancı, bu dönemde öksürüğün genellikle viral enfeksiyonlarla ilgili olduğunu ve sıklıkla kendiliğinden düzeldiğini belirtti.

Karı-koca birbirlerine nasıl seslenmeli?

Evin reisi olan bey, çocuklarının annesi, hayat arkadaşı ve dert ortağı olan hanımını ismiyle çağırırken ona olan sevgisini hissettirirse; ha­nım da beyini çağırırken, samimi, sevgi dolu ifadeler kullanırsa birbirlerine olan saygı ve bağlılık mânâları açık bir şekilde görülür.

Aile hayatının huzurlu ve mutlu bir şekilde devam etmesi, hayatlarını ortaklaşa yürüten hanımla beyin birbirlerine karşı saygılı, merhametli ve şefkatli olmalarıyla mümkündür.

Hanımına karşı şefkatli, anlayışlı ve tatlı davranan bey, o haneyi nasıl bir saadet yuvası haline getirirse; kocasına saygılı, itaat eden, sa­mimi olarak bağlı olan hanım da bu saadeti kat kat arttırır.Kan-kocanın ideal bir eş oldukları her hallerinden belli olur.

Bu durum kalben birbirlerine olan bağlılıklarından, aile bütçesini birlikte düzenlemeye; genel davranışlarından çocukların terbiyesine; evde ya­pılması gereken işlerin ortaklaşa halledilmesine ve hattâ birbirlerini çağırırken, yekdiğerlerinden söz ederken hitap tarzlarına ve bahsediş şekline kadar her yerde kendisini gösterir.

İçeriği paylaş

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: